İşçi sınıfına inanıyorum

Müfit Can Saçıntı, “Mandra Filozofu” rolüyle yaptığı kapitalizm karşıtı replikler yüzünden kısa zamanda tanınan ve sevilen sanatçılar arasına girdi. Anti-kapitalist duruşunu her yerde sürdüren, sonradan yaptığı bütün çalışmalarda bunu hissettiren Saçıntı, Almanya başta olmak üzere değişik ülkelerde yapılan gösterimlerde çok sayıda insanla bir araya geldi. Saçıntı ile Almanya izlenimlerini ve gelecek projelerini konuştuk.

YÜCEL ÖZDEMİR

Yaptığınız turneler kapsamında değişik Avrupa ülkelerinde çok sayıda Türkiyeli izleyiciyle buluştunuz. Avrupa’daki izleyiciler konusunda nasıl bir izlenim edindiniz?

Buradaki halkımız Türkiye’dekilere göre daha sıcak geliyor bana. Tabii çoğunlukla sol örgütlerin organizasyonlarında yaptım gösterilerimi. Buradaki insanlar daha duyarlı gibi geliyor bana, özellikle Türkiye’deki gelişme ve sorunlarla ilgili olarak. Başta DİDF olmak üzere Almanya’daki işçi örgütlerinin Türkiye’deki grevlerle ilgili destek ve dayanışmaları oldukça fazla, belki de Türkiye’deki örgütlerden de daha çok.

Sizin sadece sol kesimlerle değil, tüm kesimlerle diyaloğunuz var, Türkiye’nin her kesiminden insanlara hitap ediyor, onlarla biraraya geliyorsunuz?

Bunu önemsiyorum. Sonuçta bir antikapitalist duruşumuz var ve bunu dile getirmekten çekinmiyoruz. Türkiye’de şöyle bir kesim var: antikapitalist ama antikapitalist olduğundan haberi yok. Ya da kendini partiye oy verme konusunda sağda tanımlayabiliyor ama oturup konuştuğunda ya da bir takım antikapitalist görüşleri sorunlar üzerinden dile getirdiğinde, onun da sorunu olduğu için ulaşmak kolay oluyor. Farklı dediğin o kesimler de baktığında sol partilere oy vermese de- belki Türkiye’ye özgü bir çelişkidir- aslında özünde antikapitalistler.

İzleyicileri filmlerdeki görüşlerinizi, yani karşı olmayı kabul ederek mi size sempati duyuyorlar?

Tabii. Özü itibarıyla antikapitalist ama kendileri farkında olmayanlar, farkına varıyor. Ya da dediğim gibi özü itibarıyla antikapitalist ama sağ partiye oy veriyor işte. Buradaki vatandaşlarımızın da Alman partisi olarak sol partilere ama Türkiye’de sağ partiye oy vermelerine benziyor. Biraz böyle bir çelişki var.

Toplumda bu şekilde düşünenler arasında değişimi hissedebiliyor musunuz? Sistemle ilişkisini ya da sermaye ile ilişkisini sorgulayanlar ortaya çıkıyor mu?

Şimdi şöyle bir şey var: antikapitalist eleştiriler, sağ kesime oy verenler de dahil çok geniş kesimlerde etkin. Oralarda da kapitalizme, sisteme eleştiriler getirilebiliyor. Sistemden umudunu kesmiş gibi bir çoğu ama bu umutsuzluğa yol açıyor. Bir taraftan da kadercilik var. Bu sistemin kötülüğünü, dertlerine çözüm üretmediğini görüyor ama bunun yerine başka bir şey koyma konusunda kafa yormuyor ve kafa yormadığı için de iyimser değil kötümser.

O zaman solun bundan çıkarması gereken bir sonuç olması da gerekiyor.

Sola akıl vermek gibi bir duruma girmeyeyim, gözlemimi paylaşayım; Türkiye’nin içindeki duruma bağlı olarak, eğer insanlara sorunları üzerinden yaklaşırsak daha uzak kesimlere ulaşabiliriz diye düşünüyorum. Bunu mesela grevlerde görüyoruz. Grevlerde tesettürlü arkadaşlarımız arttı. Önceden mesafeli dururlardı. Bırakın sola, sendikaya bile mesafeliydiler. Sendika demek solculuk demekti. Şimdi ise bakıyoruz, birçok grevin önsafında tesettürlü arkadaşlarımız var. Ben, ‚acaba sadece mesleki sorunlarda mı sesini çıkarıyor, solcularla yanyana duruyorlar‘ diye düşündüm, Flormar grevi sırasında evlerini, grev yerlerini ziyaret ettim, hatta bir dayanışma etkinliğine katıldım. Gördüm ki sol sloganları beraberce atıyorlar. İçselleştirmişler, senden benden güzel sol şarkılar söylüyorlar.

İşçi eylemlerine, grevlere yönelik ilginiz nereden kaynaklanıyor?

Ben işçi sınıfına inanıyorum. Boş lafla, özellikle Türkiye’de bir şeylere ulaşamıyorsun. Eylemlerin içinde, vatandaşın yanında oldukça birilerine ulaşacağız, başaracağız.

Dolaştığınız yerlerde birçok insan sizinle resim çektiriyor, büyük ilgi gösteriyor Bunda filmlerinizdeki görüşlerinizin rolü olduğunu düşünüyor musunuz?

Elbette. Hem genel antikapitalist söylemimiz var hem de bazı problemlere parmak basıyoruz. Son filmimizde işsizlik sorununu ele aldık. Özellikle genç işsizliği, üniversite mezunlarının işsizliğini ele aldık. Belki bir kısmın hoşuna gitmedi, çünkü belli bir sorunu işlediği için, bu soruna yakın olmayanlar, ya da çevresinde böyle birileri olmayanlar sıkıldı, beğenmedi. Sinemada ilgi görmedi ama televizyonda gösterilince iş değişiypr. Şöyle bir sorun da var: işsizliği işliyorsun, adamın parası yok ki sinemaya gitsin. O yüzden ticari olarak bir başarısızlık yaşadık ama hiç pişman değilim. Televizyonda yayınlanınca başta işsizler ve işsiz aileleri o kadar candan mesajlar attılar ki anlatamam. Her filmde belli konular işledik; Yaşamak Güzel Şey’de genel antikapitalist söylemin yanında çalışanların bazı sorunlarını işledik. Öyle olunca ilgi farklı oluyor.


Avrupa’daki izleyiciler daha sıcak

Avrupa’da da turneler yaptınız. Avrupa’daki Türkiyelilerin mizah anlayışı ile Türkiye’dekiler arasında fark var mı? Önümüzdeki dönemle ilgili projeleriniz neler?

Avrupa’da organizasyonu yapan kuruluşlara da izleyen vatandaşlara da teşekkür borçluyum. Ben yaklaşık üç senedir dizi yapmıyorum. Yani üç senedir bir nevi işsizim.

Türkiye’de de gösteriler yapıyoruz ama burayla kıyaslanamaz. Getirisi de katılanların sayısı da kıyaslanamaz. Hem katılanların sayısı, hem yaptığım gösteri sayısı ve geliri yüksek. Türkiye’de ise bilet fiyatları düşük, maliyeti yüksek. Bu nedenle son yıl geçimimi buradaki etkinlikler sayesinde sağladığım için teşekkür ediyorum.

Tepkilere gelince bana göre daha sıcak. Tabi ki endişelerimiz vardı. Diyojen’den, Sokrat’tan söz ediyorum, tanınmayacaklarını, sözlerinin anlaşılmayacağını düşündüm. Ama olmadı. Tabi ki burada yetişen gençler açısından sözü edilen olayları bilmedikleri, söylenenleri anlayamadıkları için iletişim problemleri oluyor ama bunlar da bana tecrübe oldu. Bundan sonraki programları burada yaşayan gençleri daha fazla hesaba katarak hazırlayacağım ve onlara da ulaşmaya çalışacağım.

Yeni gösteri ‚İtiraz Ediyorum‘ başlıklı. Nelere karşı olduğumu anlatıyorum ama bu sefer canlı müzik de olacak. Yine antikapitalist içerikli bir oyun olacak. Ayrıca bir sinema filmi hazırlığı içindeyim. ‚Parasız Yaşamanın Sırrı‘ adında, işten atılan bir adamın dayanışma ile ayakta kalma mücadelesi ve dayanışmanın önemini anlatan bir film olacak.

Filmlerdeki çizgi aynen devam ediyor..

Tabii tabii. Biz kendimizi Levent Kırca’nın çırağı olarak görüyoruz. Bizde dile yamuk olmaz. Filmler değişebilir ama çizgi değişmez. İleride de iş kazasında ölmüş bir işçinin patronu rahatsız etmesini içeren bir film yapmayı düşünüyorum.