Neonazilerle böyle mücadele mi olur?

Yücel Özdemir

Almanya, 2 Haziran’dan bu yana Kassel Valisi Walter Lübcke’nin bir Neonazi tarafından katledilmesini konuşuyor. Evinin balkonunda gece geç saatte kafasına sıkılan kurşunla öldürülen Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) Partisi Üyesi Lübcke, sığınmacılar ve göçmenlere yönelik hoşgörülü bir politikanın izlenmesinden yanaydı.
Suikastın, bölgenin tanınan Neonazilerinden Stephan Ernst tarafından işlenmesi, devletin güvenlik birimlerinin sağ gözünün kör olduğunu gerçeğini bir kez daha göstermiş oldu. Daha önce sığınmacı yurdunun kundaklanması eylemine katılan ve mahkum olan, Dortmund’da 1 Mayıs gösterisine saldıran ırkçılar arasında yer alan zanlının adı, 2000-2007 yılları arasında ırkçı terör örgütü NSU tarafından işlenen cinayetler sırasında da gündeme gelmiş.
Bu çerçevede Hessen Eyalet Parlamentosu bünyesinde kurulan Araştırma Komisyonuna davet edilerek cinayetler konusunda bilgisine başvurulmuştu. Komisyonda Ernst’e sorular yöneltenlerden biri olan Sol Parti Milletvekili Hermann Schaus, kendisiyle yaptığımız söyleşide şunları anlatıyordu: “İstihbarat örgütü tarafından bize eyaletteki şiddete yatkın Neonaziler hakkında verilen gizli dosyada Stefan E.’nin işlediği suçlar da yazıyordu. Temmuz 2015’te kendisiyle ilgili daha fazla bilgi talep ettik. Bu konuda komisyona ifade vermesi gereken istihbarat elemanı aralık ayında annelik iznine çıktığı için bu gerçekleşmedi. Sonra da Stefan E. hakkında tutulan dosyaya ulaşım engellendi. Bu nedenle daha fazla ilerleyemedik.”
Eğer bu mümkün olsaydı, belki önceki gün valiyi katlettiğini kabul eden Stephan Ernst hakkında daha fazla bilgi ortaya çıkacaktı ve gerekli önlemlerin alınması için adımlar atılacaktı. Gizlenen bilgiler arasında Ernst’in Neonaziler içindeki istihbarat elemanı olup olmadığı sorusu doğal olarak akla geliyor. Her ne kadar önceki gün Federal Parlamento İçişleri Komisyonunda konuşan İstihbarat Örgütü Başkanı Thomas Haldenwang, zanlının istihbarat elemanı olmadığını söylese de şüpheler devam edecek.
Almanya’da istihbaratla Neonaziler arasındaki bağlantı yıllardan beri gündemde ve devlet bu bağı koparmaya bir türlü yanaşmıyor. Bu nedenle antifaşistler haklı olarak, “İstihbarat mı ırkçı örgütleri yoksa ırkçı örgütler mi istihbaratı yönetiyor?” sorusunu yöneltiyor.
Bugüne kadar pek çok kez istihbaratın ırkçı örgütleri yönettiğine dair bilgiler ortaya çıktı. Örneğin faşist NDP’nin kapatılması için Anayasa Mahkemesinde yapılan başvuru, NDP’yi yönetenlerin çoğunun istihbarat elemanı olması gerekçesiyle reddedilmişti.
Yine geçen yıl tamamlanan NSU davasında istihbarat-Neonazi bağlantısı defalarca gündeme getirilmesine rağmen, 8’i Türkiye’den olmak üzere 9 göçmeni ve bir Alman polisini katledenlerin sadece üç kişiden ibaret olduğundan hareket edilmişti. Sonuçta da “Yüzyılın davası” beklentilerin çok gerisinde bir kararla sonuçlanmıştı. Yargılanan beş kişiden dördü şu an dışarıda. Sadece başsanık Beate Zschaepe ömür boyu hapis cezasına çarptırılmıştı.
Şimdi benzer bir durum Vali Lübcke suikastı için söz konusu. Suçunu itiraf eden Ernst, ısrarla eylemi tek başına gerçekleştirdiğini söyleyerek, içinde yer aldığı ağı deşifre etmeye yanaşmadı. Halbuki, görgü tanıkları suikast gecesi iki arabanın Lübcke’nin evinden hızla uzaklaştığını anlatıyor. Yine, Ernst’in çok sayda Neonazi ile bağlantılı olduğu da biliniyor.
Junge Welt gazetesi dün birinci sayfadan Ernst’in 2011 yılında Göttingen’de faşist NPD’nin gösterisinde çekilmiş fotoğrafını yayımlayarak, bağlantılı olduğu ağı göstermiş oldu. Ne var ki, ortada devletin bu ağın üzerine gideceğine dair somut bir veri bulunmuyor. Muhtemelen Ernst tek başına yargılanıp ömür boyu hapis cezası alacak, yardımcıları ise küçük cezalarla kurtulacaklar.
Alman devletinin yıllardır Neonazi örgütlenmelerine göstermiş olduğu müsamaha bir taraftan ırkçı cinayetlerin artmasına diğer taraftan ise ırkçılığın bir güç haline gelmesine neden oldu. Irkçı-milliyetçi Almanya için Alternatif’in (AfD) eski Neonazileri de bünyesine alarak bu denli gelişmesinin arkasında gösterilen bu hoşgörüden kaynaklanıyor. Önceki gün Bavyera Meclisinde Vali Lübcke için yapılan saygı duruşu sırasında, AfD Milletvekili Ralph Müller ayağa kalkma gereği dahi duymadı. Bilinçli olarak katledilen valiye saygı duymadı. Ocak ayında aynı Mecliste Hitler faşizmi kurbanları için yapılan anma törenini AfD milletvekilleri topluca terk etmişti.
Özetle Alman devletinin İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana Neonazilere yönelik izlemiş olduğu sözde “mücadele stratejisi” iflas etmiş ve gelinen aşamada devlet yöneticilerine de yönelmeye başlamıştır. Sadece 1990’dan bu yana 170’den fazla göçmeni, sığınmacıyı ve Alman antifaşisti katleden Neonazilerin bu şekilde durdurulamayacağı artık anlaşılmış olmalı.
Nazi propagandanın, Neonazi örgütlemenin her alanda yasaklanması, ırkçı parti ve örgütlere verilen maddi desteğin kesilmesi ve toplumda karşı mücadelenin başlatılması tek seçenek olarak görülüyor. Bu yapılmadığı takdirde Almanya daha çok ırkçı cinayetlere sahne olacak.
Tıpkı geçmişte olduğu gibi…