Berlin’de iki ‘zirve’

Foto: Ali Çarman

Haziran’ın son haftası Berlin’de iki zirve yapıldı. Hafta başı Başbakanlık binasında, bakanlar, otomobil tekellerinin şefleri ve IG Metall Başkanı bir otomobil zirvesi düzenlediler. Hafta sonu ise yüzlerce metal fabrikasından 50 binden fazla metal işçisi Berlin’de dev bir gösteriye katıldı. Her iki tarafta da geleceğe yönelik planlar ve talepler ileri sürüldü.

HABER ANALİZ / SERDAR DERVENTLİ

“Dijital dönüşüm” Almanya’da uzun süredir tartışılıyor. Bu dönüşüm getirecekleri ve götürecekleri üzerine neredeyse her gün bir uzmanın, bakanın veya sendikacının görüşlerini okumak mümkün. Felaket tellallığı yapanlarla her şeyin neredeyse güllük gülistanlık olacağını ileri sürenler peş peşe açıklamalar yapıyorlar.

Kamuoyunda bu tartışmalar devam ederken Hükümet geleceğe yönelik planlar hazırlıyor, bütçeden fonlar ayırıyor. Sermaye tarafında ise başta otomobil tekelleri ve yan sanayisi olmak üzere geleceğe yönelik on milyarlarca Euro yatırım kararı alındı. Sadece VW tekeli 2030 yılına kadar 60 milyar Euro dolayında bir yatırım yapacak.

Haziran’ın son haftasında Berlin’de bu konulara ilişkin iki etkinlik yapıldı. İlki 24 Haziran günü Başbakanlık Dairesi’nde Başbakan Angela Merkel’in yanı ısıra 4 bakan ve bir danışman, üç büyük Alman otomobil tekelinin şefleri ve IG Metall Başkanı Jörg Hofmann’ın katıldığı “Otomobil Zirvesi” (kutuya bkz.) oldu. İkincisi ise 29 Haziran günü “Adil Dönüşüm. Sadece bizimle” (“FairWandel. Nur mit Uns”) sloganı altında yüzlerce metal işletmesinden on binlerce metal işçisinin katıldığı dev gösteriydi. Birbirini tamamlayan iki etkinliği de sırasıyla değerlendirmekte ve sonuçlar çıkarmakta fayda var.

DOLANDIRICILAR ZİRVENİN YILDIZLARI OLDU

Almanya’nın en önemli kilit sanayisi olan otomobil sanayisinde bir milyona yakın emekçi çalışmakta. 2018 yılında toplam 426 milyar Euro ciro yapan otomobil sanayisi cirosunun üçte ikisine yakınını Almanya dışında (kutuya bkz.) gerçekleştiriyor. Almanya’nın dış ticaret fazlasının üçte ikilik bölümü de otomobil sanayisinde gerçekleşiyor. Otomobil sanayisinin Alman sermayesinin en saldırgan kesimini oluşturduğunu söylemek abartı olmayacaktır.

Almanya’nın en önemli sanayi dalı olması aynı zamanda otomobil tekellerinin siyasi olarak önemli etkileri olduğu anlamına geliyor. Schröder ve Merkel boşuna “otomobil başbakanı” (“Auto-Kanzler”) olarak anılmıyorlar. Bu nedenle de 24 Haziran günü yapılan “Otomobil Zirvesi” ne bir ilkti nede son olacak.

Son zirvede tekeller ve IG Metall, hükümete daha önce alınmış kararları hatırlattılar ve yeni taleplerini sıraladılar. Bunların başında elektro araçların bataryalarının şarj edilebileceği istasyon sayısıyla ilgiliydi. Mayıs 2019’da Almanya genelinde 17 bin 400 şarj istasyonu olduğu belirten tekel şefleri, koalisyon sözleşmesinde bu sayının 2020 yılı sonuna kadar 100 bine çıkarma hedefi olduğu hatırlattılar. Hedefe varılması için hükümetin daha fazla çaba harcamasını talep eden tekel şefleri ayrıca 2030 yılına kadar ülke genelinde 10 milyon elektro aracı trafiğe sokma hedefine ulaşılması için hükümetin kasalarını açması gerektiğini söylediler.

Hofmann’ın da tekel şeflerinden kalır yanı yoktu; sermayenin tüm taleplerine gözü kapalı destekleyen Hofmann, “dönüşüm için gerekli sermayeyi sağlamak için devlet güvencesi altında yapısal fonlar oluşturulmalı” ve “dönüşüm esnasında işten çıkarmaların önüne geçmek için dönüşüm kısa çalışma parası yasası çıkmalı” taleplerini ileri sürdü.

Zirveye katılanlar kamuoyuna yaptıkları açıklamalarda en fazla “çevreyi ve iş sahalarını koruma, müşterilere iyi hizmet verme amaçlı hedeflerden” söz etmeleri aslında tüm iki yüzlülüğü ortaya koyuyor. VW, Daimler ve BMW, her üç tekel çevre, iş güvenliği ve müşteriye düzgün hizmet konusunda sabıkalılar! Maniple edilmiş yazılım programlarıyla egzoz salınımını düşük göstererek çevreye zarar verenler şimdi çevre dostu pozlarındalar. Müşterileri dolandıran ve otaya çıkan zararı tümüyle onları sırtına yıkanlar “iyi hizmetten” söz ediyorlar. On binlerce kiralık ve kadrolu işçiyi işten çıkarmaya başlayanlar (çıkışların paralı olması bu gerçeği değiştirmez!) şimdi iş sahalarını korumaktan sözü veriyorlar.

Kısacası en büyük dolandırıcılar zirvenin yıldızlarıydı.

YA HÜKÜMET VE SENDİKAYA NE DEMELİ?

Geçmişte birçok yasayı otomobil tekellerinin istediği gibi düzenleyen Hükümet son dört yıldır ortaya çıkan her türlü pisliğinin üstünü örtmeye çalıştı. Bu en son olarak VW tekeline bağlı Audi’de ortaya çıktı: Savcıların ciddi bir soruşturma sürdürmeleri sürekli Ulaştırma Bakanlığı tarafından engellenmiş, tekelin hazırladığı belgeler savcılığa sanki devlet kurumunun hazırladığı belgeler gibi sunulmuş. Bu hükümetten tekel şeflerinden hesap sormalarını beklemek hayal olur.

IG Metall Başkanı Hofmann’ın tekellere yönelttiği “eleştiri” ise “dijital dönüşümü yeterince ciddiye almamaları” ve “üretim merkezi Almanya’nın korunması için gerekli adımları atmamaları” oldu. “Üretimi ücretlerin düşük olduğu ülkelere kaydırmak çözüm değil, rekabet gücünün artırılmasıyla başarılı olunabilir” sözü Hofmann’ın ne kadar “sarardığını” gösteriyor!

50 BİNDEN FAZLA METALCİ BERLİN’E AKTI

Almanya işçi sınıfının en büyük ve en güçlü kesimini oluşturan metal emekçilerinin bir bölümünün Berlin’e gelmesi, aslında metalcilerin gerçekte ne kadar güçlü olduklarını da gösterdi. Küçük bir silkinmeyle 50 binden fazla emekçi 10 özel tren ve 800 otobüsle Berlin’e akın etti.

İşçilerin kendilerinin hazırlayıp taşıdıkları pankart ve dövizlerde işten atmalara, kapitalistlerin daha fazla kâr hırsıyla çevreye verdikleri zarara ve ırkçılığa karşı gibi daha birçok talep dile getirildi. Sendikanın özel hazırlattığı pankartların, döviz ve dev balonların üzerinde ise “FairWandel. Nur mit Uns” yazılıydı.

Dev ve rengarenk etkinlik izlendiğinde sendika merkezinin amacının mücadeleci bir gösteri yapmak olmadığı, sopanın ucunu gösterme misali, gücünün küçük bir bölümünü (2,3 milyon civarında üyesi olan IG Metall için 50 bin kişi çok fazla değil) gösterip aslında neler yapabileceği üzerinden bir “tehdit politikası” yapıyor.

IG Metall’in çağrısını yaptığı gösterinin zirveyle aynı haftaya “denk gelmesinin” tesadüf olmadığını da göz önüne aldığımızda bu “tehdit politikasının” sermayeden çok hükümete, sermaye lehine ileri sürülen talepler için baskı anlamına geldiğini görmek gerekiyor.

HOFMANN: KAPİTALİZM HEP BÖYLEYDİ…

Mitingin ana konuşmacısı Hofmann’ı baştan sona pür dikkat dinlemek gerekiyordu. Sıcaktan, gürültüden konuşmayı tam dinleyemeyenler sendikanın sayfasında (www.igmetal.de) konuşmayı dinleyebilirler veya metin olarak okuyabilirler. Çünkü bu konuşma IG Metall yönetiminin, merkezden orta kademelere kadarki yöneticilerinin nasıl bir çizgi izlediklerini ortaya koyuyordu.

“Endüstri toplumumuzun muazzam bir teknolojik dönüşüm aşamasındayız” diye konuşmasına başlayan Hofmann, “Dönüşüm çarkları dönmeye başladı, bazıları yavaş, bazıları son derece hızlı. … Çalışma dünyamızı kısa sürede temelden değiştirecek olan bu düzentekere basıncı sağlayan nedir” diye sordu ve cevabını hemen şöyle verdi: “Bu basınç küresel piyasalardan geliyor. Gelişmekte olan ekonomik güçler küresel oyun alanını yeniden düzenliyor. Yerküremizdeki güç alanları yeniden parselleniyor. Bu (durum) ticaret savaşlarını provoke ediyor ve kriz bölgelerini ateşliyor” dedi.

“Sevgili arkadaşlar” diye konuşmasına devam eden Hofmann, “Kapitalizm hep böyleydi; aynı anda dinamik, yaratıcı ve yıkıcı” dedi. “Kapitalizmin yaratıcılığı ve yıkıcılığına” örnek olarak ise, “Önümüzdeki 15 yıl içinde dijitalleşmeden dolayı 1,5 milyon iş sahası yok edilecek. İyi haber ise şu: Aynı süre içinde yaklaşık bir o kadar yeni iş sahası yaratılacak” dedi.

Kısacası kapitalizmin dizginlenebileceğini söyleyen Hofmann, bu dizginleri takmak için ise işyeri temsilcilerinin daha fazla “ortak karar verme hakları (“Mitbestimmungsrecht”) olmalı” dedi.

“Dönüşüm adil dönüşüm” olması için hükümetin “ortak karar verme hakkı yasasını” geliştirmesini gerektiğini vurgulayan Hofmann, “Adil dönüşümün üç koşulu var: 1. Dönüşüm sosyal olmalı, 2. Dönüşüm ekolojik olmalı, 3. Dönüşüm demokratik olmalı. Bu nedenle Brandenburger Tor’dayız. Bu nedenle politikacılardan ve işverenlerden harekete geçmelerini talep ediyoruz. Her iki işverenden biri, işletmesini geleceğe nasıl hazırlayacağı konusunda daha fikri yok” dedi.

İŞÇİLERE BİÇİLEN ROL NEDİR?

Hofmann’ın konuşmasının başından sonuna kadar dikkat çeken önemli bir nokta işçi ve emekçilerin tüm bu gelişmeler karşısında edilgen kalabilecekleri fikrinin işlenmesiydi. Konuşmada sıralanan kötülükler, fırsatlar, dijitalleşmenin nelere muktedir olduğu vs. vb. tüm bu süreçlerden işçilerin başına kötülük gelmemesi için işyeri temsilcilerine daha fazla “ortak karar verme hakkı” verilmesi, hükümet ve sermaye ise sendika yönetiminin önerilerine açık olması yeterli. İşçilerin de tüm bu gelişmeleri izlemeleri yeterli!

Fakat işçiler sadece izleyici pozisyonunda olup ve “ortak karar verme hakları” olanlara güvendiklerinde ne olduğu aslında Hofmann’ın konuşmasının bir yerinde çok iyi ortaya çıktı: “Bugün önünde durduğumuz Brandenburger Tor, duvarın yıkılmasının üzerinden 30 yıl geçmesine rağmen hala insanları ayırması adil değil. Batıda 35 saat, Doğuda 38 saat – Bu artık nihayet son bulmalı!”

30 yıldır Doğu Almanya’daki işçiler aynı sözleri duyuyorlar: Bu artık nihayet son bulmalı! Ama 30 yıl geçmesine karşın lafla bir şey değişmiyor. Sermayeyi doğru sözlerle ikna etmenin mümkün olmadığını öncesi bir yana son 30 yıldır bütün Almanya’daki işçi ve emekçiler görüyor. Eğer Batı ve Doğu Almanya arasındaki ücret ve çalışma koşulları arasındaki fark ortadan kaldırılacaksa o zaman farklı harekete geçmek gerekiyor. Artık bu konuda sözün bittiği yere çoktan varılmıştır!

İşçilere “izleyici” rolünün yanında ayrıca “destekleme” rolü de biçiliyor, bu da tüm konuşmada görünüyor. Sadece sendika bürokrasisinin desteklenmesi değil, işçilerden Alman sermayesinin de desteklenmesi isteniyor aynı zamanda.

BİÇİLEN ROLE RAZI MIYIZ?

Gazetemizin sayfalarından daha önce de belirtmiştik: söz konusu olan “teknolojik dönüşüm” süreci, ki tarif edilene bakıldığında, “teknolojik sıçramadan” söz etmek daha doğru olur, sadece çalışma yaşamını değil bir bütün yaşamı altüst etmeye aday bir gelişmeyle karşı karşıya olacağız.

Bu süreçte asıl önemli olan işçi ve emekçilerin ne yapacağıdır. Bize biçilen edilgen role razı mı olacağız yoksa kendi kaderimizi kendi ellerimize almak için harekete mi geçeceğiz? Bazı büyük tekellerdeki işyeri temsilcilerinin kamuoyunda büyük bir övünçle, “ben yardımcı menajerim” diye böbürlenmelerini, sendika yöneticilerimizin “Almanya’nın rekabet gücünün korunması ve geliştirilmesine katkı sunmalarını” daha ne kadar izleyeceğiz. Bu sorulara verilecek yanıtlar aynı zamanda dijital dönüşüm sürecinden başarıyla çıkmanın da yanıtları olacaktır.


Alman otomobil sanayisinin cirosu

Yıl Toplam* Almanya Yurtdışı

2018 426,2 149,6 276,6

2017 423 151,3 271,7

2016 404,6 148,3 256,3

2008 330,9 132,7 198,2

*Ciro verileri milyar Euro olarak okunmalı


Zirveye kim katıldı?

Başbakan Angela Merkel, Maliye Bakanı Olaf Scholz (SPD), Ekonomi Bakanı Peter Altmaier (CDU), Ulaştırma Bakanı Andreas Scheuer, Çevre Bakanı Svenja Schulze (SPD), Federal Hükümet Mobilizasyon Danışmanı Henning Kagermann, VW Şefi Herbert Diess, Daimler Şefi Ola Källenius, BMW Şefi Harald Krüger, VDA Başkanı Bernhard Mattes, IG-Metall Başkanı Jörg Hofmann