Almanya’da toplumsal bölünme artıyor

Simon ZEISE
Junge Welt

Bir ülke parçalanıyor. Almanya’daki nüfusun yüzde dokuzdan fazlası sosyal yardıma muhtaç. Bunların yarısından fazlası Hartz IV denilen, uzun süreli işsizlere verilen yardımla yaşıyor. Federal Hükümet tarafından çarşamba günü açıklanan Almanya Atlas’ında Kuzey Ren Vestfalya eyaletindeki Ruhr Bölgesi gibi Doğu Almanya’nın birçok bölgesinin çok kötü durumda olduğu ortaya kondu. Bu sonuçlar gökten düşmedi, tam da tersi politik olarak böyle olması istendi. Borç freni ve zenginlere vergi kıyağı yoksullaşmada etkili oldu. İçişleri Bakanı Horst Seehofer (CSU) “başlangıç duasını” okudu: “Amaç insanlara vatanlarında yaşama fırsatı vermek. Bunun için Almanya’daki yapısal politikayı ve teşvik politikasını yeniden düzenlemeliyiz”. Farklı yaşam koşulları belli gruplara zarar veriyorsa siyaset müdahale etmek zorundadır. Yani top Berlin’e atılmış oldu. Ancak federal hükümet bu konuda daha fazla para harcamak istemiyor. Seehofer, bilinçli olarak, eşdeğerdeki yaşam koşullarının yaratılması için milyarlar harcanmayacağını vurguladı. Bu harcama her bakan tarafından kendi bakanlık bütçesi dahilinde yapılmak zorunda. Maliye Bakanı Olaf Scholz’un (SPD) bakanlara, ekonomik durumdan dolayı tasarruf yapmaları yönünde çağrıda bulunmasına bağlı olarak kötü bir şaka. Birinin sefaletiyle, başkalarının utanmazca zenginlikleri karşı karşıya. Uluslararası Para Fonu’nun çarşamba günü yaptığı açıklamada Almanya’da servetin özel sermayenin elinde korkunç boyutta yoğunlaştığı ortaya konuluyor. En zengin hanelerin yüzde 10’u toplam net servetin yüzde 60’ına sahip durumda ve bu servetin yüzde 40’ı tamamıyla özel girişimcilerin elinde. Tekel şefleri paralarını pençeleriyle topluyorlar. Emekçiler, hak ettikleri maaşlarını elde etmek için düzenli olarak mücadele etmek zorunda kalıyorlar. Çarşamba günü Alman Ekonomik Araştırma Enstitüsü, 2017 yılında, hakları olmasına rağmen yaklaşık 1.8 milyon emekçinin asgari ücret al(a)madığını açıkladı. Bu, esas işyerinde çalışan 1.3 milyon ve ek yan işte çalışan yaklaşık 500 bin işçi için geçerlidir.
Asgari ücretten, özellikle konaklama endüstrisi, perakende satış, kişisel hizmetler ve taşeron firmalarda çalışan mahrum bırakılmaktadır. Asgari ücretin her alanda verilip verilmediğini belirlemek için yapılan kontroller, bu alanda yapılan tasarrufa bağlı olarak ortaya çıkan personel yetersizliği nedeniyle imkansızdır. Alman Sendikalar Birliği (DGB) bu gidişata son verilmesi çağrısında bulundu. DGB yönetim kurulu üyesi Stefan Körzell, Federal Hükümet’in tavsiyelerinin yeterli olmadığını, çünkü eyaletler, bölgeler ve belediyeler düzeyindeki yerel borçla nasıl başa çıkılacağı konusundaki kilit sorunun cevapsız kaldığını söyledi. Belediyelerin gelir tabanının genel olarak iyileştirilmesi gerektiğini belirten sendikacı, bu konuda miras ve servet vergisi reformu ile ticaret vergisinin belediye işletme vergisine çevrilmesinin uygun araçlar olduğunu söyledi. Alman Sendikalar Birliği’ne göre sosyal barışı tehlikeye atmak istemeyenler, özellikle kırsal alanlarda yaşam kalitesini artırmak için sağlık hizmetlerine, eğitime ve sürdürülebilir bir ulaşım altyapısına yatırım yapmak zorundadırlar. Bir kez daha Hristiyan Sosyal Birlik (CSU) şefi Markus Söder kendini sınıfının/burjuvazinin oğlu olarak sundu: “Almanya’da servetin kalıcı bir yeniden dağıtım sistemine gelmemek için özel çaba harcamalıyız”. Topluma güç veren unsurların güçlü bırakılması, zayıflatılmaması gerektiğine dikkat çeken Söder’e göre yoksulluk tartışmalarına bağlı olarak gündeme gelen servetin adil dağılımı talepleri rahatsız edici.
(Çeviren: Semra Çelik)