Dünya barut fıçısı

Milyonlarca insanın hayatına malolan 2. Dünya Savaşı’nın başladığı gün olan 1 Eylül, her yıl dünya genelinde eylem ve etkinliklere konu olur. Savaşın değil barışın dünyaya hakim olması özlemi dile getirilir ve hükümetlerden silaha değil insana ve eğitim, sağlık, konut gibi toplumsal ihtiyaçlara yatırım yapılması talep edilir. Ama görünen o ki dünya giderek barut fıçısına dönmekte ve silahlanma harcamaları artmakta ve çatışmalar ve savaş tehdidi giderek yaygınlaşmakta.

Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI), 2018 yılında, 1 trilyon 822 milyar dolarla, dünyada tüm zamanların en yüksek askeri harcamasının yapıldığını duyurdu. 2017’ye göre, silahlanmada, 46 milyar dolarlık bir artış (yüzde 2,6) gerçekleşmiş bulunuyor. Bu artışın neredeyse tamamı ise ABD ve Çin’in silahlanma bütçesindeki büyümeden kaynaklanıyor.

SIPRI’nin 2018 yılına aıt ortaya koyduğu veriler dünyamızın hızla bir barut fıçısı olma yolunda ilerlediğini açık bir şekilde gösteriyor. Tıpkı doğayı kirletme ve iklim dengesini bozma konusunda olduğu gibi, silahlanma yarışının arkasında dünyayı yönetme ve sömürme yarışı içindeki büyük emperyalist devletler bulunuyor.

ABD BİRİNCİ SIRADA

Rapora göre, silahlanmaya en fazla bütçe ayıran devletler sıralamasında ABD 649 milyar dolarla yine başı çekiyor. ABD 2010 yılında devasa silah alım programı uygulamış ve 2009-2012 yılları arasındaki yıllık harcanması 750 milyar dolar olarak gerçekleşmişti. Son üç yılda yeniden düzenli bir artış içine giren ABD’nin silahlanma harcamalarındaki artışın, Trump yönetiminin bir önceki yıl kararlaştırdığı silah alım programlarının 2018’de uygulamaya geçirilmesinden kaynaklandığı kaydediliyor.

Dünyada silahlanmaya en fazla kaynak ayıran ikinci ülke ise dünyanın ekonomi devi haline gelen Çin. Çin’in 2009 yılında 131 milyar dolar olan askeri harcamaları, 2018 yılına gelinceye kadar düzenli olarak artmış ve 250 milyar dolara ulaşmış bulunuyor.

Silahlanma raporuna göre ABD ve Çin’in toplam harcaması dünyanın geri kalanına eşit (ABD’nin bütçesi toplam harcamaların yüzde 36, Çin’in ise yüzde 14’üne karşılık gelmekte)!

Dünyadaki diğer devletlerden açık ara önde bulunan bu iki ülkeyi Suudi Arabistan izliyor. Etrafı ateş çemberi haline gelen ve ülkedeki geleneksel gerici iktidarı hem bölgesel hem de iç baskılara karşı korumak için diken üstünde duran Suudi yönetimi 2018 yılında 67 ,6 milyar dolar civarında oldu.

Suudi Arabistan’ı Hindistan ve Fransa takip ediyor. 2009 yılındaki 51 milyar dolarlık bütçesini 2018’de 65 milyar dolara yükselten Hindistan da sadece ekonomik alanda değil askeri alanda da büyümeye eğilimli olduğunu gösteriyor.

Silahlanma konusundaki aktif posizyonunu geleneksel olarak koruyan Fransa, 2018 yılında da silahlanmaya 63,8 milyar dolar ayırarak militarist politikaları sürdürme eğiliminde olduğunu gösteriyor.

2018 yılında askeri harcamaları için 61 milyar 400 milyon dolarlık bir bütçe ayıran Rusya dördüncü sıradan altıncı sıraya geriledi. Moskova aynı zamanda 2006 yılından bu yana ilk kez ilk beşteki yerini kaybetti. Caydırıcı bir askeri potansiyele sahip olan ve büyük emperyalist devletler arasında halihazırda (Ukrayna, Suriye gibi) en fazla sıcak çatışma içinde bulunan Rusya’nın silahlanma bütçesi 2016 yılında 82,5 milyar dolar olarak gerçekleşmişti.

SIPRI’nin 2018 verilerine göre silahlanma yarışının ilk 10’daki diğer ülkeleri ise Almanya, İngiltere ve Japonya.

2017’de en çok askeri harcama yapan ülkeler sıralamasında dokuzuncu sırada olan Almanya 2018’de sekizinci sıraya yükseldi. Almanya bu dönemde savunma bütçesi için 49 milyar 500 milyon dolar ayırdı. Almanya’nın 2009’daki silahlanma bütçesi ise 42,3 milyar dolar düzeyindeydi.

Ekonomik ve politik bakımda sıkıntılı bir dönem yaşayan İngiltere ise on yıl önceki 55 milyar dolarlık bütçesini 2018’de 50 milyar dolar düzeyine indirmiş bulunuyor.

Hem kendi sınırları hem de Irak ve Suriye’de aktif ve agresif bir askeri faaliyet içinde olan Türkiye ise listede 15. sıradaki yerini koruyor. 2017 yılına göre askeri harcamalara yüzde 24 daha fazla bütçe ayıran Türkiye, 19 milyar dolarlık harcamasıyla ilk 15 ülke arasında en fazla artış gösteren ülke oldu.

MİLİTARİZM: EKONOMİK ÇIKARLARI KORUMA VE GELİŞTİRME ARACI

Peki dünyamız neden bu kadar yoğun bir şekilde silahlanıyor?

SIPRI’nın ortaya koyduğu veriler de gösteriyor ki, dünyayı silahlanma ve savaş sarmalına sokmanın asıl sorumluluğu ilk 10’d bulunan emperyalist devletler. Emperyalist devletler arasında artan ekonomik rekabetle askeri harcamalar arasındaki artış tesadüfi bir ilişki değil. Tersine ekonomik alandaki çıkar çatışması ve rekabetin artması zorunlu olarak askeri alana daha fazla kaynak ayırmayı beraberinde getiriyor. Çünkü kapitalizm-emperyalizm koşullarında ülkeler arasındaki ilişkilerde ‚orman yasaları‘ geçerli. Bu yüzden askeri tehdit ve caydırıcılık emperyalist devletler için vazgeçilemez bir prensip durumunda. Milyarlarca doları toplumun temel ihtiyaçları ve gelişmesi için değil silahlanmaya ayırması da bu yüzden.

ABD, Rusya, Çin ve Avrupalı devletlerin askeri harcamalarının son yıllarda büyük artışlar kaydetmesi ve rekor düzeye ulaşmasının arkasında, aralarındaki ekonomik yarış ve çıkar çatışmasının had safhaya ulaşmış olması bulunuyor. Emperyalistler arasındaki bu rekabet kendisini bir yandan ‚ticaret savaşları‘ bir yandan da bölgesel savaş ve çatışmaların artışı şeklinde gösteriyor. Dünyanın ekonomik ve politik bakımdan önem taşıyan bölgelerinde vekalet savaşları yaygınlaşırken, vekaetin yetersiz kaldığı yerlerde büyük emperyalist devletler de sahaya iniyor ve gelecekte daha fazla ineceklerinin mesajını veriyorlar.

ABD sadece Rusya ve Çin’le değil, yakın zamana kadar sıkı müttefiki olan Avrupalı devletlere (esas olarak Almanya ve Fransa) de sopa göstererek, dünyayı yönetme ve sömürme konusunda ABD’nin aslan payına göz dikmemelerini talep ediyor. Avrupalı devletler ise dünyanın tek patronunun ABD olmasına yönelik itirazlarını sistemli ve daha gür bir şekilde ortaya koyuyorlar ve bunun askeri alanda da gereklerini yerine getirmeynin hazırlıklarını yapıyorlar (NATO’nun geleceğinin sorgulanması; Avrupa ordusu hazırlıkları vb.)

Dünyanın hızla büyüyen ekonomik devi Çin, muazzam ekonomik gücü ve potansiyelini ancak askeri bakımdan da güçlü olursa koruyabileceğinden hareketle, silahlanma ve savaş hazırılkları konusunda da dev adımlarla ilerleyerek, tüm rakiplerinde tedirginlik yaratıyor.

Onyıllardır savaş ve çatışmalardan bitap düşen Orta Doğu ve Afrika’da ise savaşların hızı kesilmiyor, tersine irili ufaklı bütün devletler daha fazla askeri aktivite için hazırlık yapıyorlar.

Yani silahlanma ve savaş tehdidi azalmak bir yana artış eğiliminde görülüyor. Çünkü emperyalizm çağındaki kapitalizm kaçınılmaz olarak eşitsizlik, rekabet ve savaş üretiyor; barış dönemleri yeni savaş ve çatışmaların hazırlık evresi anlamına geliyor.