Johnson’un kazanmış tavırları gerçeklikle örtüşmüyor

Martin Kettle/Guardian

Boris Johnson’un başbakanlığı tehlikede olabilir mi? Johnson bu hafta parlamentoda dört büyük oylamayı kaybetti. Geçen hafta da İskoçya Muhafazakarları lideri Ruth Davidson’u kaybetmişti. Salı günü 21 milletvekilini partisinden kovdu, perşembe günü kardeşini bile partisinin dışına itti. Johnson’ın politikaya zarar verme istediği sınırsız görünüyor. Fakat bu zarar, korumaya çalıştığı Muhafazakarların seçim performansını da etkileyebilir.
Aslında böyle olmayacaktı. Birçok Muhafazakar Johnson’ı kazanan olduğu için desteklemişti. Bu budalaca bir umudun gerçeklik karşısında galibiyetiydi aslında. Johnson’un stili sayesinde partinin, Theresa May’in düştüğü, Brexit tuzağını büyülü bir şekilde atlatabileceğine inanmak istediler. Ama gerçek şu ki Muhafazakarlar Johnson liderliğinde hâlâ bölünmüş, hâlâ parlamenter çoğunluğa sahip değil ve hala çok fazla seçmenin karşı çıktığı türden politikalar peşinde.
Referandum parlamenter sistemin sinesine birçok yönden darbe idi. Fakat politikacıların saymayı bilmesi gerekiyor. İlk birkaç hafta sayıların bir önemi yoktu; Parlamento tekrar açılınca sayılar önem kazandı. Johnson’ın bu konuda yapabileceği hiçbir şey yok; kardeşi Jo gibi başını alıp gitmek dışında. Belki de başbakan tam da bunu yapacak. Böyle bir adım şimdi daha mümkün görünüyor.

KURAL KİTABINI KENARA ATTI
Johnson kural kitabını bir kenara attı. Öyle olmamasına rağmen çoğunluğa sahipmiş gibi davranıyor. Brexit’i hiç desteklemeyen parlamentoda radikal bir Brexit gündemi takip etmeye çalışıyor. Derinden bölünmüş bir milleti dinlemek yerine kulaklarını tıkıyor. Ve bunları yaparken geniş tabanlı bir hükümet partisi olan Muhafazakarları dağıtmaktan kaçınır gibi de görünmüyor. Bunun en iyi göstergesi anlaşmasız Brexit’i durdurma çabalarına destek olan 21 Muhafazakar milletvekilinin partiden kovulması. Bu 21 milletvekili başka bir Muhafazakar Partide kabinede yer alabilirlerdi. Şu anda Johnson’ın kabineye doldurduğu kalıbına sığmayan fanatik, kibirli ve yarım akıllılarla karşılaştırıldığında yıkıcı olanın sadece bu yeteneklerin kaybı olmadığı görünüyor. Bu hafta yapılan tasfiyenin asıl mesajı liberal, ılımlı ve pragmatik olanların -ki Johnson bir zamanlar bunlardan biriydi- artık gözden çıkarılabilecek olmaları. Brexit çıkış tarihi ve Brexit Partisinin baskısı o kadar büyük ki, muhalefetin bölünmüş olduğu koşullarda, Muhafazakarların yeniden şekillenip İngiliz aşırı sağını yenerek seçimleri kazanmasının önüne hiçbir şey geçemez…
Tüm bunların gerisinde Muhafazakar Partinin merkezden radikalleşmesi var. Anlaşmasız Brexit’i, AB’yle ciddi ekonomik ilişkilerin reddini, İskoçya ve İrlanda’ya karşı muazzam umursamazlığı ve seçim davullarının ritmini haklı çıkarmaya çalışıyorlar. Partinin öncelikleri böyle belirlenince Ken Clark, Dominic Grieve ve Davidson’un (uzun dönemli Muhafazakar milletvekilleri) uzaklaştırılması korkakların mağlubiyetinin mesajı oluyor.
Tüm bunlar seçmenlerin yüzde 35’inin bunu istediği ve muhalefetin bölünmüş olduğu günümüz koşullarında, Johnson’a çoğunluğu sağlayacağı inancına dayanıyor. Fakat bu teoriyi haklı çıkaracak pek bir delil yok. May seçildiğinde 318 olan Muhafazakar milletvekili sayısı 289’a düşmüş durumda. Kaybedilen 29 koltuğun hepsi geri kazanılabilecek gibi görünmüyor. Muhafazakarların İskoçya’da ve yeniden yükselen Liberal Demokratlara koltuk kaybetmesi bekleniyor. Brexit Partisi, zayıflamasına rağmen, marjinal bölgelerde muhafazakarlardan koltuk alabilir ve İşçi Parti, Corbyn’in düşük kamuoyu puanlarına rağmen, tamamen gözardı edilemez. Zamanlama sorunu da dalgalanmalara sebep oluyor. Halkın parlamentoyla mücadelesi olarak popülist bir biçimde seçimleri tanımlamaya çalışan Johnson açısından sonuçlar yetersiz olacak gibi…
(Çeviren: Haldun Sonkaynar)