4 soruda Doğu Almanya seçimleri

1 Eylül’de Doğu Almanya’da bulunan Saksonya ve Brandenburg eyaletlerinde yapılan parlamento seçimlerinden çıkan sonuçlar bütün partiler ve toplumsal kesimler için derslerle dolu. İki Almanya’nın birleşmesinin üzerinden 30 yıl sonra bölünme devam ederken, sistem partileri sürekli oy kaybına uğruyor. Şimdi gözler 27 Ekim’de Sol Parti’li Bodo Ramelow’un başbakanlığını yaptığı Thüringen eyaletindeki seçimlerde…

1. BÜYÜK PARTİLER NEDEN KAYBETMEYE DEVAM EDİYOR?

Uzunca bir süredir ülke genelinde oy kaybeden koalisyon ortakları Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) ile Sosyal Demokrat Parti (SPD), beklendiği gibi Saksonya ve Brandenburg eyaletlerinde oy kaybetmeye devam etti.

CDU, “kalesi” durumundaki Saksonya’da yüzde 7,3 oy kaybıyla ancak yüzde 32,1 oy alırken, yine birinci parti olmaya devam etti. Benzer bir durum Brandenburg’da SPD için geçerli. Beş yıl öncesine göre yüzde 5,7 oy kaybederek yüzde 26,2 ile birinci olabildi. SPD koalisyon ortağı olduğu Saksonya’da ise yüzde 4,6 oy kaybederek, sadece yüzde 7,7 oy alabildi. SPD-Sol Parti koalisyon hükümetinin olduğu Brandenburg’da ise anamuhalefet durumunda olan CDU buna rağmen yüzde 7,4 oy kaybederek yüzde 15,6 oy alabildi.

Görüldüğü gibi her iki eyalette de hükümet ya da ana muhalefet olmasından bağımsız olarak ülke genelinde ortaklık yapan CDU ve SPD oy kaybetti. Ülke genelindeki eğilim Doğu Almanya’daki eyaletlerde de devam ediyor. Bunun başlıca nedeni artan yoksulluk ve gelecek endişesi.

SPD, hazırlamış olduğu temel emeklilik önerisiyle, CDU ise iklim konularına daha fazla eğilerek oy kaybını önlemeyi hedefliyor. Ancak buna rağmen sürecin tersine çevrilmesi pek mümkün görünmüyor. Ülke genelinde olduğu gibi Doğu Almanya’da da geleneksel sistem partilerinden kopuş devam edecek. Bu nedenle 2021 genel seçimlerinden başka bir koalisyon hükümetin çıkması kuvvetle muhtemel.

2. SOL PARTİ’NİN KAYBI NE ANLAMA GELİYOR?

Hiç şüphe yok ki, Saksonya ve Brandenburg seçimlerinde kaybeden partiler arasında en çok dikkat çekenlerden biri de Sol Parti olmuştur. SPD ile 10 yıldır koalisyon ortaklığı yaptığı Brandenburg’da yüzde 7,9 oy kaybıyla yüzde 10,7 alırken, ana muhalefet olduğu Saksonya’da ise yüzde 8,5 oy kaybıyla yüzde 10,4 alabildi.

Sol Parti’nin oy kaybetmesinin asıl nedeni elbette bölgede her geçen yıl daha fazla sistem partisi haline gelmesidir. İki Almanya’nın birleşmesinden sonra batı kapitalizminin talan politikasına tepki duyan geniş kesimler, yaşanan ekonomik-sosyal sorunların Sol Parti (PDS) tarafından çözüleceğine inanıyorlardı. Özlemini duydukları eski DDR’in bu parti tarafında geri getirileceğini umut ediyorlardı. Ne var ki, Sol Parti Doğru Almanya’da son 30 yıl içinde “alternatif” olma özelliğini yitirdi, diğer partilerle aynılaştı. Bölgede kadrolarının önemli bir bölümü halen eski DDR geleneğinden gelen partinin öncelikleri arasında yeniden devleti yönetmek için koalisyon ortağı olmak geliyor. Halkın çıkarları için uzun vadeli muhalefet ise gündemde değil. Benzer bir çizgi partinin merkezi politikası için de söz konusu. Son seçimler Sol Parti’nin bölgede sistem partilerine alternatif olamadığını bir kez daha göstermiş bulunuyor. Mevcut anlayış, politika ve kadroyla olması da pek mümkün görünmüyor. Dolayısıyla Sol Parti’nin bu kaybı aynı zamanda sisteme alternatif, antikapitalist bir hareketin güç toplama olasılığının olduğu görülüyor.

Sol Parti’nin her yaştan seçmeni değişik partilere kaptırması ya da sandık başına girmeyenler grubuna dahil etmesi, mevcut tablonun uzun sürmeyeceğini gösteriyor. Ülke genelinde SPD ile koalisyon oraklığı merakı, pek çok konuda yeni bir politika geliştirmemesi ülke genelinde oy kaybına yol açtı. Son kamuoyu yoklamaları Sol Parti’nin oyunun yüzde 7’ye kadar düştüğünü gösteriyor. Böyle giderse bir sonraki seçimlerde baraj sorunu yaşama bile söz konusu olabilir.

Sol Parti’nin pek çok konuda yetersiz kalması aynı zamanda Yeşiller’i aşırı sağa karşı bir alternatif ya da denge unsuru haline getirmiş görünüyor. Her iki eyalette de Yeşiller, oylarını beş yıl önceye göre arttırdı.

3. AfD DOĞUDA NEDEN YÜKSEKTEN UÇUYOR?

Seçimlerin en büyük kazananı hiç şüphesiz ırkçı-faşist AfD oldu. Saksonya’da yüzde 27,5, Brandenburg’da yüzde 23,5 ile ikinci parti olan AfD, bundan sonra elde ettiği olanaklarla bölgede daha etkili bir parti olacak gibi görünüyor. Özellikle ırkçı-faşist örgütlenmenin yoğun olduğu Saksonya’da daha kalıcı olması bekleniyor.

Ortalama açısından bakıldığında bölgede her dört seçmenden birisinin oyunu alan AfD, bölgenin yeni “protesto partisi” olmuş görünüyor. Seçim sonrasında yapılan analizlerde AfD’nin en fazla oyu daha önce sandık başına gitmeyenlerden alması da bunun göstergesi. Örneğin Saksonya’da AfD’nin aldığı 595 bin oyun 246 bini daha önce sandık başına gitmeyenler tarafından verilmiş. Sol Parti’nin sandık başından gitmeyenlerden aldığı oy ise sadece 37 bin. Bu durumun kendisi bile Sol Parti’nin sistem partilerine tepki duyanlar için bir seçenek olmaktan çıktığını gösteriyor. AfD, partiler açısından bakıldığında ise en fazla oyu CDU’dan alıyor. Meslek grupların bazında yapılan analizlerde AfD’ye en çok işçiler ve işsizlerin oy verdiğinin görülmesi de, ırkçılığın yükselişinin temelinde çalışma ve yaşam koşulları ve onlara bağlı olarak korkular ve önyargılar üzerinden yükselen gelecek endişesinin bulunduğu doğruluyor.

Belirtmek gerekiyor ki; AfD’nin Doğu Almanya’da ülke ortalamasının iki katından fazla güç toplaması, oy artmasının arkasında aynı zamanda devletin istihbarat örgütlerinin bölgede özel olarak ırkçı örgütlenmelere göz yumması, sola karşı sağı desteklemesi de önemli bir rol oynadı. NSU Davası sırasında ortaya çıkan pek çok bilgi ve belgede Doğu Almanya’da neonazi örgütlenmelerin çoğunun istihbarat örgütleri tarafından kurulduğu ve yönlendirdiği görüldü. Bu nedenle, bugün ortaya çıkan tabloyu aynı zamanda yıllardır bölgede sola karşı sağa yapılan “yatırımların” meyvesini verdiği şeklinde okumak gerekiyor.

Başta Avrupa olmak üzere dünya genelinde aşırı sağcı, popülist hareketlerin sürekli güç toplaması, hükümet olması da AfD’nin güö toplamasına neden olmaktadır.

ÇÖZÜMSÜZ BİR DURUM MU?

Gelişmeler federal ve eyaletler düzeyinde hükümet partileriyle, sol sosyal demokratların güç kaybettiğini; aşırı sağcı, popülist, ırkçı partilerin güç kazandığını gösteriyor. Benzer bir eğilim diğer Avrupa ülkelerinde de söz konusu. Önce ekonomik alanda geniş yığınların yaşam koşullarının kötüleşmesi, sonra sığınmacılar “krizinin” tetiklediği bugünkü durum siyasi partilerin güç kaybetmesinin önde gelen nedenleridir. Hükümet partileri beklendiği üzere sermaye adına hazırlanan acı reçeteleri halka dayattılar ve bunun kaçınılmaz sonuçlarını yaşadılar.

Özetle bugün büyük sermaye partilerindeki çözülmeyi görerek, ırkçılığa ve milliyetçiliğe karşı açık ve net antikapitalist bir çizgi AfD’nin yükselişini frenleyip durdurabilir. Koşullar, Almanya’da mevcut Sol Parti’nin solunda yeni bir hareketi her geçen gün biraz daha zorunlu hale getiriyor. (YH)