AB: ‚İran politikası’nda viraj

YÜCEL ÖZDEMİR

Hafta başından beri New York’ta devam eden Birleşmiş Milletler (BM) genel kurulunda en çok tartışılan ülkelerin başında İran geliyor. 14 Eylül’de Husiler’in Suudi Arabistan’ın can damarı durumundaki petrol tesislerine insansız hava araçlarıyla (IHA) yaptığı büyük saldırının bunda payı büyük. Ama nasıl yapıldığı bugüne kadar halen gizemli kalan bu saldırı gerçekleşmeseydi de İran en çok konuşulan ülkelerin başında gelecekti.
Zira, ABD yönetimi nükleer anlaşmayı iptal etmesinden bu yana aşamalı olarak, İran’ın çevreleme, yalnızlaştırma ve askeri hedef haline getirme stratejisi izliyor. Ekonomik yaptırımların sonunda rejim değişikliğine yol açacak iç ve dış dinamiklere kapı aralanması hedefleniyor.
İlk günden itibaren ABD yönetimi tarafından, ortada net bir delil olmadığı halde, Suudi Arabistan’a yönelik saldırıda kullanılan IHA’ların İran’dan geldiği yönünde ortaya atılan iddialar ciddi bir planın olduğunu gösteriyor. İlk gün temkinli açıklamalar yapmayı yeğleyen Suudi rejimi ve diğer ülkeler de plana inandırıldı.
Öyle ki; yıllardır İran’la ticari ilişkileri güçlü tutmanın gayreti içinde olan AB’nin büyük ülkeleri Almanya, Fransa ve İngiltere liderleri New York’ta bir araya gelerek, İran’ın hedef gösteren ortak bir açıklama yayımladılar. Her üç ülkenin saldırının arkasında kimin olduğunun araştırılmasından çok, doğrudan İran’ı hedef almaları, hem bu konuda ABD’nin çizgisine geldikleri hem de İran yerine Suudi Arabistan’ı tercih ettikleri anlaşılıyor. Bu, AB ülkelerinin özünde ABD’nin belirlemiş olduğu çizgiye kabul ettiğini gösteriyor. Bunda İngiltere Başbakanı Boris Johnson’un payının büyük olduğu Alman gazeteleri tarafından yazıldı.
Altında her üç ülkenin imzasının da olduğu Nükleer Anlaşmanın Trump tarafından tek taraflı iptal edilmesine ve İran halkına ağır bir faturası olan ekonomik yaptırımlar konusunda ise hiçbir şey denilmiyor. Ne de olsa Suudi Arabistan petrol ve silah satışı bakımından Avrupa ülkeleri için şu anda İran’da çok daha kıymetli. Almanya her yıl Suudi Arabistan’a yüz milyonlarca avroluk silah satmaya devam ediyor.
Ortak açıklamayla ABD’nin yedeğine düşen Almanya ve Fransa, bölgede “ara bulucu rolü” kapmayı da ihmal etmiyorlar. Hem Merkel hem Macron, ayrı ayrı Trump ve Ruhani ile görüşerek, tarafları bir araya getirmeye çalıştı. Bu Macron’un geçen ay Biarritz’de yapılan G7 zirvesindeki en büyük planıydı. Ancak boş bir çaba olduğu anlaşıldı. Buna rağmen Alman ve Fransız yöneticileri, ABD-Suudi Arabistan ile İran arasında ara bulucu olmak istediklerini gizlemediler.
Ancak, şu ana kadar olumlu bir mesaj almış değiller. Çünkü, ortada “ara bulunacak” koşullar gözükmüyor. ABD yönetimi, Suudi Arabistan ve bölgedeki diğer iş birlikçileriyle birlikte İran’ın artan etkisini azaltmak için gerektiğinde askeri bir çatışmayı göze almış durumda. Yemen Savaşı da bunun parçası. 2015’ten beri süren savaşta, her türlü askeri üstünlüğe rağmen Suudi Arabistan ve destekçileri İran yanlısı Husileri mağlup edemiyor. Tersine ağır kayıplar veriyor. İşgal harekatı uzadıkça Suudi Arabistan’ın ağır darbeler alacağı da görülüyor.
Bu nedenle tıpkı Suriye’de olduğu gibi Yemen’de de batılı emperyalistlerin desteklediği güçler yenilgiyle yüz yüze. Dolayısıyla ABD, yenilginin önüne geçmek için doğrudan İran’la karşı karşıya gelerek bu ülkeyi askeri açıdan güçten düşürmeyi öncelik haline getirmiş görünüyor. Tek başına ekonomik yaptırımların İran’da rejim değişikliğine yol açmadığı da biliniyor…
İran da bunun farkında. Dün Alman basında yer alan haberlere göre, İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, Hürmüz Boğazı’na sınırı olan bütün ülkelere çatışmaları bitirmek için barış çağrısı yaptı. Ruhani’nin “Biz birbirimizle komşuyuz, ABD ile değil” demesi, ABD’nin dahil edilmediği bir bölgesel barıştan söz ettiği anlaşılıyor. Çağrıyı yaptığı ülkeler Suudi Arabistan, Irak, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Katar, Umman ve Bahreyn. Ne var ki, bu ülkelerin ABD’ye rağmen hareket etmesini beklemek gerçekçi değil. Buna rağmen İran ablukayı kırmak için müttefikleri çoğaltma politikasına devam edecek.
Özetle: ABD emperyalizminin “Kontrol edilemeyen ülkeleri kontrol altına alma planı” devam ediyor. Afganistan, Libya ve Suriye’de elde edilenlerden sonra bu kez daha büyük lokma olan İran somut şekilde hedefe konulmuş görünüyor. Diplomatik itirazlarla sürecin önüne geçemeyeceğini anlayan AB ülkeleri, şimdi virajı alarak muhtemel bir savaşta pay kapmanın peşinde. Suriye’de olduğu gibi sahanın dışında kalmak istemiyorlar.
Peki, gerilimin tırmanması durumunda Türkiye ne yapacak? Türkiye’nin “İran politikası” önümüzdeki dönem daha fazla gündeme gelecek ve tartışılacak.