Kuzey Suriye’nin „Türkleştirilmesi“

German Foreign Policy

Berlin ve Brüksel’deki protestolar devam ederken Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türk ordusunun kuzey Suriye’ye girişini hızlandırıyor. Federal hükümet sözcüsü, bir Türk istilasının Suriye’deki çatışmayı daha da tırmandıracağını, bu nedenle uzak durulması gerektiğini söyledi. Aslında, birkaç gün önce, Alman hükümeti Türkiye’ye işbirliğinin daha da yoğunlaştırılacağı sözünü verdi; İçişleri Bakanı Horst Seehofer, Ankara’da Brüksel’in Mülteci Savunma Paktı kapsamında Türkiye’ye transfer ettiği fonlarda bir artış yapılacağını ima etti. NATO müttefiklerinin Suriye’nin kuzeyindeki planları, uluslararası hukukta büyük ihlaller içeriyor. Dolayısıyla Erdoğan, yalnızca Türkiye-Suriye sınırındaki 30 kilometrelik bir toprak şeridini işgal etmeyi planlamıyor. Suriye’nin zaten istila edilmiş bölgelerindeki Türk faaliyetleri, bölgenin Türkiye egemenliğinde ekonomik, siyasi ve kültürel yönetiminin esas alındığını gösteriyor. Uzmanlar, Suriye’nin kuzeyinin „Türkleştirilmesi“nden söz ediyor.

Çatışmanın uçlaşmasından önce

Pazartesi günü, federal hükümet açıkça Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyini istila etme planlarına karşı çıktı. Berlin’de bir hükümet sözcüsü, „Böyle bir askeri müdahale Suriye’deki çatışmanın daha da tırmanmasına yol açacak“ dedi. AB Dışişleri Komiseri Federica Mogherini’nin sözcüsü de benzer yorumlarda bulundu. Aslında, Ankara tehdidini hayata geçir ve Suriye’nin kuzeydoğusuna asker gönderirse, bir yandan Türk birlikleri ve Suriye’deki müttefikleri arasında, diğer yandan YPG ile Türk birlikleri arasında şiddetli çatışmaların olması kaçınılmaz. Yüz binlerce Suriyeli Kürdün yerlerinden kovulacağı düşünülüyor. Türkiye’nin işgali, uluslararası hukukun açık bir ihlali olacaktır; Bununla birlikte, Alman Hava Kuvvetleri’nin kasırga jetleri bile Suriye topraklarında Şam’daki hükümetten izin almadan, uluslararası hukuka aykırı bir biçimde hareket ediyor. Suriye’de ABD ordusunun varlığı bile yasa dışı olmasına rağmen. Trump Suriye’den çekileceğini söylese de Doğu Suriye çölü Al Tanf’taki ABD üssü varlığını sürdürecek. Bu üs, ABD’nin Bağdat’tan Şam’a uzanan stratejik olarak önemli bir yolu kontrol etmesine olanak veriyor. Yol, Suriye’ye ve daha sonra da güney Lübnan’a her türden İran teslimatının yapıldığı bir yol.

„Kalpten teşekkürler“

Federal Almanya hükümeti, Kuzey Suriye’nin işgal edileceğine yönelik resmi açıklamalara rağmen, Türkiye ile yakın ilişkilerini sürdürüyor. Geçtiğimiz hafta sonunda Federal İçişleri Bakanı Horst Seehofer, AB’nin mülteci savunma antlaşmasının Türkiye’yle sürdürülmesini görüşmek üzere Ankara’daydı. Seehofer, AB’nin Ankara’ya mültecilerin AB’ye geçmesini engellemesini sağlamak için verilen paranın milyarlık boyutta arttırılacağını ima etti.. Türkiye’ye bu konudaki „dayanışma“ için kalpten teşekkür etti. Ek olarak, Almanya, her durumda “NATO ortağı” olarak da bağlı olunan ülke ile ekonomik işbirliğine devam ediyor. Suriye’deki önceki istilalarda, Türk ordusu, diğer silahların yanı sıra, Alman Leopard II savaş tanklarını kullandı.

Türk yönetiminde

Türkiye’nin Kuzey Suriye için planları ciddi. Ankara zaten komşu ülkenin bazı bölgelerinde bunu uygulamaya başladı. Hollandalı düşünce kuruluşu Clingendael’in Haziran ayında yayınladığı bir analizden yola çıkarak, Türkiye uzun zamandan beri bölgede bir kontrol rejimi oluşturmaya başladı. Yönetim, resmen geleneksel yerel meclislerde olmasına rağmen meclis seçimleri Türk makamları tarafından kontrol ediliyor. Yerel yetkililerin kararları, Ankara’daki devlet yetkilileri ile koordineli olarak veriliyor. Kuran okullarının imamları ve öğretmenleri, Diyanet’e bağlı çalışıyor. Savaşın yok ettiği altyapının yeniden inşası siparişleri de neredeyse yalnızca Türkiye’den şirketlere veriliyor.

Ankara’nın kıskacında

Ankara, geçtiğimiz yıl yalnızca Türkiye’nin Suriye’ye ihracatını 1.34 milyar dolara çıkarmakla kalmadı, savaş öncesi seviyeye tekrar yaklaşıldı. Türk şirketlerine verilen ihracat ve yeniden yapılanma sözleşmeleri, Türkiye ekonomisine büyük destek sağlıyor. Ek olarak, Ankara’nın bölgeyi kıskacında tutmasına yardımcı oluyor. Alınan önlemler, şu anda Fırat’ın batısındaki okullarda Türkçenin öğretilmesi ve Türk dilinin yaygınlaştırılmasına kadar uzanıyor. Bölgede yaşayan Türkmen azınlığın üyeleri özel fırsatlara sahip. Clingendael araştırmasının yazarları, Ankara’nın kuzey Suriye’nin “Türkleştirilmesini” hızlandırdığını söylüyor.

Kitlesel sürgün ve kaçış

Ankara, şu anda Ocak-Mart 2018 arasında Türk kuvvetlerince fethedilen Afrin bölgesinde de faaliyet gösteriyor. Afrin, Kürtlerin geleneksel bir yerleşim yeri.150.000’den fazla Suriyeli Kürt,Türk işgalciler ve Suriyeli işbirlikçileri tarafından sürüldü veya kaçmak zorunda bırakıldı. Ankara, burayı Arapça konuşan Suriyelilerle doldurdu. Mayıs ayında yapılan Floransa’daki Avrupa Üniversitesi Enstitüsü’nün bir araştırmasına göre, esas olarak Halep ve Gota bölgesinden gelen yaklaşık 90.000 Arapça konuşan Suriyeli Afrin’e yerleştirildi.Türkiye şimdi Fırat’ın doğusunda inşa etmeyi planladığı „koruma bölgesi“ne yönelik de aynı planları sürdürüyor; son haberlere göre buraya 2 milyon civarında Arapça konuşan Suriyeli yerleştirilecek.

Suriye savaşında yeni bir raunt

Hareket, yalnızca Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın şu sıralar daha fazla Türk milliyetçisinin saldırdığı Suriyeli mültecileri , bu bölgelere yerleştirmek amacıyla, Türkiye’den sınır dışı etmesine olanak sağlamayacak, Ankara, Suriye-Türkiye sınırının güneyinde 30 kilometre genişliğindeki toprak şeridinin, uluslararası hukuka aykırı bir şekilde istila edilmesiyle yoluna devam edebilecek. Önceki istilalar direnişe yol açtı. Afrin’de düzenli olarak Türk işgalcilere karşı Kürt gerilla eylemleri yapılıyor. Jarabulus ve Azaz arasındaki bölgede, Ankara kontrolündeki yeni Suriye seçkinlerinin yaygın yolsuzluklarına karşı protesto gösterileri de gittikçe artıyor. Bu, Suriye savaşının ülkenin bütün kuzeyini etkileyebilecek yeni bir raundunun başlayabileceğini işaret ediyor.

Çeviren: Semra Çelik