Irkçı şiddet can almaya devam ediyor

Halle’de 9 Ekim’de sinagoga bir Neonazi tarafından gerçekleştirilen silahlı saldırı tesadüf eseri kitlesel bir katliama dönüşmedi. Sinagogdaki 51 kişi şans eseri kurtuldu. Buna rağmen hükümet cephesinde Neonazi’lerle mücadele konusunda ciddi bir plan bulunmuyor. BKA, ülkede 43 Neonazi’nin her an benzer saldırılarda bulunabileceğini açıkladı. BfV ise 12 bin 700 şiddet yanlısı Neonazi’nin olduğunu ifade etti.

9 Ekim günü Saksonya-Anhalt eyaletinde bulunan Halle’de 27 yaşındaki Stephan Balliet adındaki Neonazi’nin bir sinagoga girmeye çalışarak, içeride bulunan çok sayıda insanı öldürmeye çalışması, basın tarafından çoğunlukla aşırı sağ şiddette “yeni bir durum” olarak değerlendirildi. Başına kamera takan ırkçı saldırgan, daha önce Yeni Zelanda’da iki camiye saldırı düzenleyen katilin yaptığı gibi, katliamı canlı olarak sosyal medya üzerinden yayınlamayı planlıyordu.

Ne var ki, saldırgan sinagogun kapısını ateş ettiği halde kapı açamadı ve içeri girmeyi başaramadı. Tam da Yahudilerin kutsal bayramı Yom Kippur’a denk getirilmek istenen katliam planı sırasında Sinagogda 51 kişi bulunuyordu.

İçeri giremeyen saldırgan önce yoldan geçen bir kadını öldürdü, sonra yakında Kürtlere ait olduğu belirtilen bir döner dükkanına girerek ateş açtı ve bir işçiyi yaraladı. Sinagog yetkililerinin haber vermesi üzerine olay yerine gelen polis, arabasına binerek olay yerinden uzaklaşmak isteyen saldırganı yaşanan kovalamacanın ardından ele geçirdi.

Kitlesel bir katliamdan dönülen olaydan sonra yapılan tartışmaların çoğunda ırkçı şiddetin yeni bir nitelik kazandığı üzerinde duruldu. Yahudilerin hedeflenmesi ise daha özel önem taşıyor. Zira, Hitler faşizmi tarafından soykırımdan geçirilen Yahudilere yönelik yapılan saldırılar çok daha geniş bir tepki topluyor. Pek çok kentte bu nedenle yürüyüşler yapıldı, uyarı nöbetleri tutuldu.

Hiç şüphe yok ki, Halle saldırısı Yeni Zelanda’da Christchurch kentinde Brenton Tarrant adlı Neonazi tarafından yapılan ve 49 kişinin katledilmesiyle sonuçlanan saldırıyla pek çok benzerlikler içeriyor. Krza 2011’de Anders Behring Breivik tarafından Norveç’ta yapılan katliama da benziyor. Önceden planlanmış ve bir manifestosu olan bu saldırılarda katillerin “efsane” olmak istedikleri anlaşılıyor.

YENİLER VE ESKİLER

Halle saldırısı Yahudileri hedef alması açısından elbette bir yenilik içeriyor. Ancak, cinayetler bakımından bir “dönüm noktası” anlamına gelmiyor. Zira, Almanya’da yıllardan beri ırkçı şiddet değişik şekilde varlığını sürdürüyor. NSU cinayetleri, Neonaziler’in seri cinayetler şeklinde göçmenleri katletmesi açısından bir yeni durum anlamına geliyor. Keza Kassel valisi Walter Lübcke’nin öldürülmesi de, hem de istihbarat örgütleri tarafından tanınan Neonaziler tarafından planlanarak katledilmesi, şiddetin niteliği bakımından yeni bir durumu içeriyor. Bu ırkçı şiddetin sadece göçmenler ya da Yahudiler değil, aynı zamanda devlet içinde liberal görüşten kişileri hedef almaya başladığı anlamına geliyor.

Neonazilerin insan öldürme biçiminde bir farklılıktan söz edilebilir ama öldürmenin kendisi yıllardan beri devam ediyor. Bu şiddete rağmen Federal İçişleri Bakanlığı kayıtlarında 1990’dan sonra ırkçı şiddetle katledilenlerin sayısı sadece 84 olarak gösteriliyor. Amadeo Antonio Vakfı tarafından tutulan kayıtlarda ise bu sayı 198. Aynı ülkede iki farklı kurum tarafından tutulan rakamların birbirinden bu kadar farklı olması elbette normal değil. Bunda, pek çok ırkçı cinayetin devlet kayıtlarına Neonaziler tarafından yapıldığının geçmemesi büyük bir rol oynuyor.

HER AN CİNAYET İŞLEMEYE HAZIR 43 IRKÇI VAR

Irkçı parti AfD’nin ülke genelinde önemli bir güç kazandığı, cinayetlerin işlendiği Almanya’da henüz, Neonaziler’e karşı alınmış ciddi bir önlem yok. Halle saldırısından sonra Federal Kriminal Dairesi (BKA) tarafından yapılan açıklamaya göre ülke genelinde her an cinayet işlemeye hazır 43 Neonazi’nin olduğu belirtildi. Bunlar istihbarat örgütleri tarafından bilinenler. Stephan Balliet gibi tanınmayanlar eklendiğinde ise rakamın çok daha yüksek olduğu anlaşılıyor. Bu nedenle BKA Başkanı Holger Münch düzenlediği basın toplantısında “Durum ciddi” derken çok da haksız sayılmıyordu. Ve hedefte göçmenler ve Yahudilerin yanı sıra siyasetçiler ve kamuoyunda tanınan şahsiyetler olduğu da belirtiliyordu.

Federal Anayasayı Koruma Teşkilatı (BfV) tarafından yayınlana raporda ise ülkede şiddete yatkın toplam 12 bin 700 Neonazi’nin olduğundan söz ediliyordu. Aynı raporda, bu kesimlerin internetin ve sanal oyunların yardımıyla giderek daha fazla radikalleştiğine dikkat çekiliyordu. İnternet ve bilgisayar oyunlarında silah yapımından kullanımına kadar pek çok bilgiye kolay bir şekilde ulaşabilen Neonaziler, bunları birbirleriyle paylaşarak yeni saldırılara zemin hazırlıyorlar.

Ne var ki; devletin güvenlik birimlerine düşen bu süreçte durum tespiti yapmaktan çok, bütün Neonazilerle mücadele için ciddi bir plan hayata geçirme düşüyor. Halle saldırısından sonra Federal İçişleri Bakanlığı ve BKA tarafından ortaklaşa ilan edilen planda aşırı sağla daha etkili mücadelenin yürütülmesi hedeflendi. Ancak bugüne kadar yapılanlardan farklı nelerin yapılacağı ise belirsiz. Var olan bazı grupların yasaklanmasından söz edilmekle birlikte henüz somut bir adım atılabilmiş değil.

Yıllardır Neonazi grupların açık olarak parti ya da dernek adı altında örgütlenmesine göz yuman hükümet ve istihbarat örgütleri gündeminde genel olarak ırkçı örgütlenme ve propagandanın yasaklanması ise bulunmuyor. Bu nedenle, Almanya’da bunca ırkçı şiddet olayı ve cinayetler sürerken ırkçı propaganda ve örgütlenmenin yasaklanması başlıca talepler arasında yer alması gerekiyor. Bu yapılamadığı takdirde Neonazi örgütler yaptıkları propagandalarla daha fazla insanı etkilemeye, örgütlemeye devam edecekler. (YH)