Berlin Duvarı’nın altında kaldılar

Doğu Almanya’daki “süper seçim yılı”nın Berlin Duvarı’nın yıkılışının 30. yılına denk gelmesi tesadüf de olsa da, seçimlerin ortaya çıkardığı tablo Berlin Duvarı’nın yarattığı enkazın altında kimlerin kaldığını bir kez daha açık olarak ortaya koymuş oldu. İki Almanya’nın birleşmesinin 30. yılında Doğu Almanya’da sistemin “has partileri” hızla güç kaybederken, sistem dışında görünen partiler güç kazanmaya devam ediyor. 30 yıllık süreç, kapitalizm propagandası yapanların duvarın altında kaldığını gösteriyor.

YÜCEL ÖZDEMİR

30 yıl önce Batı Almanya kapitalizminin Doğu Almanya’daki emekçilere zenginlik, özgürlük, refah, daha fazla tüketim vaat eden düzen partileri, gelinen aşamada duvarın altında can çekişiyor. En son 27 Ekim’de Thüringen eyaletinde yapılan seçimler bu tabloyu daha belirgin hale getirdi. Zira Thüringen seçimleri, sermayenin has partileri CDU, SPD, Yeşiller ve FDP’nin bir araya gelmesi durumunda bile koalisyon hükümeti kurabilecek bir çoğunluğu elde edemediler. Başka bir deyişle birleşme öncesinde Federal Almanya’da örgütlü sistem partileri ilk kez bu denli zayıf bir durumla karşı karşıya.

Sistemin dışladığı Sol Parti ve AfD ise toplamda ilk kez yüzde 50’nin üzerinde oy aldı. Dolayısıyla, bu iki partiden birisinin içinde olmadığı bir hükümetin kurulması mümkün değil.

Berlin Duvarı’nın yıkılışının 30. yılında Doğu Almanya’daki seçimlerin sonuçlarından baktığımızda durumu şu başlıklar altında sıralamak mümkün:

A-ESKİ SİSTEM PARTİLERİ ÇÖKTÜ

Berlin Duvarı yıkıldığında Batı Almanya kapitalizmini Helmut Kohl ve başını çektiği CDU/CSU-FDP koalisyonu temsil ediyordu. Doğu Almanya’nın Batı Alman tekellerince talan edilmesi için her türlü kolaylığı sağlayan hükümet partilerine ana muhalefet Sosyal Demokrat Parti de (SPD) tam destek vermişti. Böylece hep birlikte bölgede işsizliğin ve yoksulluğun artmasına yol açtılar. Gelinen aşamada Doğu Alman halkına daha fazla özgürlük, refah, zenginlik, sosyal adalet vaat eden, ama gerçekte tam tersi politikaları hayata geçiren CDU, SPD ve FDP bölgede önemli oranda güç kaybetmiş durumda.

Saksonya’daki seçimlerde CDU yüzde 6,9 oy kaybıyla yüzde 32, SPD yüzde 4,6 oy kaybıyla sadece yüzde 7,8 oy alabildi. FDP ile barajın altına kaldı. Yeni hükümet ancak parlamentoya girebilen üç sistem partisi CDU, SPD ve Yeşiller’in bir araya gelmesiyle kurulabilecek.

Benzer bir durum Brandenburg için de geçerli. SPD ve CDU toplam 13,2 oy kaybetti. Yeni hükümet SPD-Sol Parti-Yeşiller tarafından kurulacak. CDU buna rağmen yüzde 7,3 oy kaybederek ancak yüzde 15 oy alabildi.

Thüringen seçimlerinin sonucu da yerleşik düzen partilerinin oy kaybetmeye devam ettiğini gösterdi. CDU ve SPD yüzde 15,9 oy kaybetti. Her iki parti de eyalette tarihinin en düşük oyunu aldı ve Sol Parti ilk kez birinci parti olarak sandıktan çıktı. Özellikle SPD’nin Brandenburg dışındaki eyaletlerde bir hayli küçüldüğü ve küçülmeye de devam edeceği görülüyor.

B-MİLLİYETÇİLİK GÜÇ KAZANIYOR

30 yılın içinde gelinen aşamanın en belirgin özelliği Doğu Almanya’daki eyaletlerde aşırı sağın, milliyetçiliğin, ırkçılığın önemli bir güç haline gelmesidir. Her üç eyalet seçiminde Almanya için Alternatif (AfD) partisi ikinci olmayı başardı. Beş yıl önce yapılan seçimlere kıyaslandığında ortalama yüzde 12 oy artışı söz konusu. Bu oran Saksonya’da yüzde 18 olarak kayıtlara geçti. Irkçı partinin en çok, daha önce sandık başına gitmeyenlerden ve CDU’dan oy aldığı görülüyor. Gelişmeler AfD’nin özellikle bölgede kalıcı bir partiye dönüştüğünü de gösteriyor.

AfD’nin son 30 yıl içinde Doğu Almanya’da bu denli güç kazanmasının iki temel nedeni bulunuyor. Birincisi artan ekonomik ve sosyal sorunları demagojik, şovenist tarzda kullanarak propaganda yapması. Sadece göçmenlere, sığınmacılara, Müslümanlara karşı değil aynı zamanda Doğu Avrupa’dan gelenlere karşı da düşmanlık körükleniyor.

İkinci önemi neden ise duvarın yıkılmasından kısa bir süre sonra özel olarak devletin bölgede sola karşı yürütmüş olduğu propaganda ve örgütlenme. Neonazi örgütlerin çoğunun devlerin istihbarat örgütleri tarafından kurulduğu konusunda yeterince bilgi ve belge mevcut. Bu nedenle, bugün Berlin Duvarı’nın altında kalan sistem partileri hesaplarını asıl olarak solun kaybetmesi üzerine kurdular. Hal böyle olunca geriye, sağın güçlendirilmesi kaldı ve bugün olanlar bunun tezahüründen başka bir şey değildir. Dolayısıyla sağın bu denli güç kazanmasının asıl sorumlusu sistemin kendisidir. Üstelik Doğu Almanya’daki AfD’nin pek çok açıdan daha ırkçı-faşist özellikler taşıdığı da biliniyor. Küçük neonazi gruplarında yetişenlerin çoğu şimdi AfD bünyesinde parlamentolarda, belediyelerde “kravatlı Neonazi” olarak siyaset yapıyor.

C- ALMANYA SERMAYESİ KAZANDI

Doğu Almanya’dan başlayarak ülke genelinde ırkçılığın ve milliyetçiliğin bu denli yükselmesinin arkasında elbette ülke genelinde artan ekonomik-sosyal sorunlar bulunuyor. Benzer bir durum Avrupa’nın diğer ülkeleri için de geçerli. Polonya ve Macaristan başta olmak üzere Doğru Avrupa ülkelerinde oluşan otoriter rejimlerin, 30 yıl önce Doğu Bloku’nun çöküşü vesilesiyle bolca propagandası yapılan özgürlük, demokrasi ve sosyal refah getirmediği artık net olarak görülüyor.

Gelinen aşamada, Berlin Duvarı’nın yıkılışından sonra, geniş halk kitleleri açısından yaşam daha çekilmez hale geldi. Sınıflar arasında çelişkiler derinleşmeye devam etti, ediyor.

Bu süreçte asıl kazananın ise Alman sermayesi olduğu söylenebilir. Resmi tarihte her ne kadar “iki Almanya’nın birleşmesi”nden söz edilse de gerçekte olan, Batı Alman kapitalizminin Doğu Alman “devlet kapitalizmi”ni yutmasından başka bir şey değil. Doğu Alman şirketleri adeta kelepir fiyatına satın alan Batı Alman tekelleri, zamanla pazarın asıl sahibi oldu. Ve bu Almanya sınırlarını da aşarak Doğu Avrupa, Balkanlara genişledi.

Bu yeni pazar hızla Alman sermayesinin güç kazanmasına yol açtı. Bu nedenle gelinen aşamada Alman sermayesi Avrupa genelinde süreçten güçlenerek çıktığı görülüyor. 30 yıl önce “refah”, “özgürlük”, “demokrasi” adına sokağa çıkan, Berlin Duvarı’nın yıkılışını kutlayanlar ise duvarın altında kaldı. Her ne kadar ilk görünürde asıl kaybedenlerin Doğu Almanya’da yaşayanları olsa da, Almanya’da/Avrupa’da bütün emekçilerin kaybettiğidir. Duvarın yıkılmasından sonra pek çok alanda sosyal hakların kısıtlanması bunu gösteriyor.

D- KAPİTALİST PROPAGANDA İFLAS ETTİ

Berlin Duvarı’nın yıkılışının öncesi ve sonrasında batı kapitalizminin insanlığa propagandasını yaptığı dünyanın bir yalandan ibaret olduğu bugün daha net görülüyor. Zira, Berlin Duvarı’nın yıkılmasından sonra Almanya’dan başlayarak dünya çapında insanlığın sorunları azalmak yerine arttı. Sosyal adaletsizlik büyüdü, savaşlar ve silahlanma arttı, sömürü daha da dizginsizleşti, kuralsızlaştırıltı. Bu nedenle kapitalizmin insanlığın barış ve refah içerisinde yaşayacağı bir sistem olmadığı son 30 yıl içinde görüldü. Bu nedenle dünyanın dört bir yanında bu sistemin olduğu gibi devam etmesini savunan partilere ve liderlere karşı öfke dalgası kabarmaya devam ediyor. Doğru bir yol bulana kadar da kabarmaya devam edecek.