Beyin ölümüne karşı kalp masajı

René Heilig/Neues Deutschland

İki Almanya’nın birleşmesinin 30. yıldönümü kutlamaları ortaya çıkan çok önemli bir bilginin üstünü örtüyor: Sadece Doğu değişmedi, Batı da artık eskisi gibi değil. Dünya, çeşitli güç merkezlerine bölünmüş durumda ve NATO tüm gücüne rağmen, dünyayı yeniden düzenleme konusunda zorlanıyor. Çünkü: “Şu anda yaşadığımız şey NATO’nun beyin ölümü.” NATO’nun durumu, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un İngiliz The Economist dergisine verdiği röportajda söylediği bu sözlerden daha açık ortaya konulamazdı. İttifakın kuruluşunun 70. yıldönümünü kutlayacağı, aralık ayı başlarında Londra’da yapılacak, NATO zirvesinden birkaç hafta önce Macron; “ABD ile NATO müttefikleri arasında stratejik kararlarda koordinasyon olmadığını“ ifade etti. „Eşgüdümsüz, saldırgan“ yaklaşım ve Türkiye’nin tek başına hareket edişi çöküşün belirtilerinden başka bir anlam taşımıyordu. Ama Macron olası bir çıkış yolu görüyor ve . Avrupa’nın savunma yeteneklerini güçlendirmesi çağrısı yapıyor.

Perşembe günü, aynı zamanda Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) Başkanı olan, Savunma Bakanı Annegret Kramp Karrenbauer, Münih Alman Ordusu Üniversitesi öğrencilerini, önlerine getirilen görevleri yapmakla kalmayıp geleceğe biçim vermek için (dünyayı) gerçekten yönetmeye cesaretlendirdi. Kramp-Karrenbauer, „dönüşüm çağından“ ve birşeylerin değiştiği ama yeninin henüz formunu almadığı „belirsizlik“ten söz etti. Savunma Bakanı’nın durumu tasvir etmesinin ardından ne geldi?

Gerekli ve olanaklı olan bir yumuşama politikası önerisi mi? ABD Başkanı Barack Obama’ya atıfta bulunarak; „Sorun karşısında hayret içinde kalıp şikayet etme, çözüm önerilerinde bulun!“diyen Kramp-Karrenbauer vatandaşların politikadan beklentisinin bu olduğunu vurguladı.

Almanya güvenlik ve savunma da dahil olmak üzere birçok alanda zaten önemli katkılar sunmaktaydı. Ancak savunma bakanı, Almanya gibi büyük, ekonomik ve teknolojik açıdan güçlü, jeostratejik konumu önemli bir ülkenin, global çıkarları da dikkate alındığında kenara çekilip olan biteni izlemesinin yanlış olduğuna dikkat çekti. Almanya’nın şimdiye kadar izlediği çekingen mütevazı kültürü eleştirerek cesur davranıp değiştirici güç rolünü üstlenme çağrısı yaptı. Tabi ki bu rol NATO ve Avrupa Birliği’ne derin bağ içinde üstlenilecekti. Almanya’nın stratejik çıkarlarıyla ilgili tüm sorular için nihayet „bir tutum belirlemesi“, tutum ve çıkarın gerçekliğe dönüşebilmesi için ise inisiyatif kullanması zorunluydu. Buna „mevcut güvenlik statükomuzu sorgulama“ da dahildi. Sahel bölgesini örnek vererek Fransa’yı oradaki terörle mücadele operasyonu nedeniyle takdir etti.

Bakan,“dayanışma“ dan bahsetti ve Hint-Pasifik Bölgesi’ndeki partnerlerimiz, Avustralya, Japonya ve Güney Kore’nin yanı sıra Hindistan’ın kendilerini Çin’in güç iddiasının baskısı altında hissettiklerini söyledi. Almanya’nın „müttefiklerimizle birlikte bölgedeki varlığımızı“ gösterme zamanı gelmişti.

2020’nin ikinci yarısındaki Alman AB Konseyi Başkanlığı’na bağlı olarak, Avrupa’nın hareket etme kabiliyetini ve NATO’daki Avrupa kolunu güçlendirmek için önerilerde bulundu. Bu sayede, AB Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası’na stratejik bir pusula vermek istenmekteydi.Kramp-Karrenbauer ulusal güvenlik konseyi fikrini memnuniyetle karşıladı ve „parlamento görüş oluşturma sürecinin basitleştirilmesi ve hızlandırılması“ çağrısında bulundu.

ABD Dışişleri Bakanı MikePompeo ile görüşmesinden bir gün önce, tartışmalı „savunma bütçesinin akla uygun artışı“ konusunda da bir şeyler söyledi: 2024 itibariyle, Almanya gayri safi yurtiçi hasılanın yüzde 1,5’ini orduya harcamak ve 2031’de ise gerekli olan yüzde ikisine ulaşmak istiyordu. ABD Başkanı ve diğerleri de bunu talep ettiği için değil, “bizim kendi güvenlik çıkarlarımız” olduğu için bu yapılacaktı.

Bakana göre, her zaman krizler olacaktı, „tüm tehditleri ortadan kaldıramayıp, her parçalanmış ülkeye barış getiremeyecektik.“ Ve: „Federal Cumhuriyetin güvenlik politikası hiçbir zaman maceraperest olmamıştı ve bu şekilde de kalacaktı.”

Çeviren: Semra Çelik