NATO’nun “beyin ölümü‘ tartışılıyor

Yücel ÖZDEMİR

Berlin Duvarı’nın yıkılışının 30. yılının kutlandığı şu günlerde, Avrupa ile ABD arasında transatlantik ilişkilerin gelecekte nasıl devam edeceği tartışması alevlendi. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un başlattığı tartışmanın 3-4 Aralık’ta Londra’da yapılacak NATO Zirvesi’nde de gündeme gelmesi bekleniyor. Macron, İngiliz “Ekonomist” dergisine verdiği bir buçuk saatlik röportajda “NATO’nun beyin ölümü gerçekleşti. Stratejik kararlarda ABD ile NATO’daki müttefikleri arasına hiç bir şekilde eşgüdüm kalmadı. ABD, Avrupalı müttefiklerine sırtını döndü” diyordu.

Macron’un açıklamasının bu sözlerinin ajanslara düştüğü gün Berlin’de NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg ile bir araya gelen Başbakan Angela Merkel, tartışmaya yanıt niteliğinde şu sözleri sarf etti: “NATO güvenliğimiz için köşe taşıdır ve öyle de kalmaya devam edecek.” Halbuki, aynı Merkel 2017’de Münih’te bir bira çadırında yaptığı konuşmada, „Avrupa artık daha fazla ABD’ye güvenmeden kendi yolunda gitmelidir“ demişti. Yoğun tartışmalara yol açan bu açıklama, özünde Macron’un NATO konusunda söylediklerinden farksız. Zira Macron da NATO’nun işlevsizliğini söylerken aslında ABD’yi eleştiriyor.

FRANSA AB’DE İNİSİYATİFİ ELE Mİ ALIYOR?

Şimdilik AB’nin iki önemli ülkesi olan Almanya ve Fransa arasında NATO üzerinden süren tartışmanın arka planında elbette gelecekte ABD ile ilişkilerin nasıl seyredeceği yatıyor. NATO’nun 29 üyesinden 22’sinin aynı zamanda AB üyesi olduğu göz önünde bulundurulduğunda Fransa’nın söyleminin hiç de boş olmadığı anlaşılıyor. Zira, Fransa uzun zamandandır AB Ordusu’nun kurulması için yoğun bir çaba harcıyor ve bu konuda Almanya ile birlikte epey mesafe de katedilmiş durumda.

Dolayısıyla askeri olarak ayrı davranmayı çoktan gündemine almış Alman-Fransız ekseninin gelecekte NATO’suz bir politik hat izledikleri anlaşılıyor. Ancak Almanya, tarihsel nedenlerden ötürü şimdilik bu konuda yüksek sesle konuşmayı pek yeğlemiyor. Macron’un görüşlerini pazar günü Berlin’de Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier ve Merkel ile yapacağı görüşmede bir şekilde ifade etmesi de bekleniyor.

Ekonomik olarak Almanya’dan zayıf olan Fransa özellikle dış politika konusunda inisiyatif almaya daha istekli olduğu anlaşılıyor. Bunda askeri olarak daha güçlü olması rol oynuyor. NATO içerisinden nükleer silahlar ABD’den sonra en fazla Fransa’da var.

NATO 70. YILINI KUTLAMAYA HAZIRLANIYOR

Açıklamalara bakılırsa Almanya’nın yüzünü Fransa’nın sırtını ABD’ye döndüğü bu açıklamalar, önümüzdeki dönemde transatlantik ilişkilerde önemli tartışmaların olacağını gösteriyor. 3-4 Aralık’ta Londra’da toplanacak NATO Zirvesi’nde bir yandan üye ülkelerin askeri harcamalarını artırması gözden geçirilirken diğer yandan ise askeri ittifakın bundan sonraki rolünün ne olacağının bir şekilde ele alınması bekleniyor.

Aynı zirvede ayrıca NATO’nun 70. yılı da kutlanacak. 1949 yılında kurulan NATO uzun yıllar batılı kapitalist devletleri bir arada SSCB ve Varşova Paktı’na karşı bir arada tuttu. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği’nin (SSCB) başını çektiği Doğu Bloku’nu dağıtmak için canla başla çalışan NATO, bu açıdan çoktan eski işlevini yitirmişti. Ancak, “Soğuk Savaş”ın bitmesinden sonra bu kez “dünya polisi” rolü biçildi.

Gelinen aşamada Macron’un sözünü ettiği “beyin ölümü” yersiz bir tanımlama değil. Yugoslavya’nın parçalanması ve Afganistan’ın işgali sırasında aktif olarak sorumluluk üstlenen NATO, o günden bu yana askeri olarak ciddi bir misyonda bulunmadı. Bu nedenle “dişsiz kaplan” benzetmesi de yapılıyor. Bunda üye ülkeler arasında değişik konularda görüş ayrılığının olması da rol oynuyor.

TÜRKİYE: EŞGÜDÜMSÜZ VE AGRESİF

Macron söz konusu söyleşide sadece NATO’nun “beyin ölümü”nden söz etmiyor, aynı zamanda üye ülke Türkiye’nin “eşgüdümsüz ve agresif” olduğunu da söylüyor. Buna örnek olarak da Suriye’nin kuzeyine düzenlenen askeri operasyonu gösteriyor. NATO’nun sözlü itirazlarına rağmen, fiiliyatta üyesi Türkiye’nin Rusya ile yakın askeri ilişkiler kurması, S-400’leri satın alması, Suriye’ye harekat düzenlemesi gibi gelişmeler konusunda bir etkisinin olmadığı görüldü.

Buna rağmen, Alman basınında Macron’un Avrupa’nın güvenliğini düşünmeden hareket ettiğini savunanlar var. Örneğin muhafazakar Frankfurter Allgemeine Zeitung’den Michaela Weigel önceki gün şunları yazıyor:

Alman hükümetinin, Macron’un Sorbonne Üniversitesi’nde AB’nin geleceği konusunda yaptığı konuşmaya gösterdiği tepkiden sonra, Macron Avrupa’nın ortak çıkarlarını gözden kaçırdı. NATO’nun, daha önce Demir Perde’nin arkasında olan ve bu gün de Rus revizyonizminin yeni tehditlerini hisseden AB üyesi üyelerine sunduğu güvenlik garantisini görmezden geliyor. Haklı bir talebi olan Avrupa’nın ortak savunma sistemi giderek inandırıcılığını yitiriyor.”

FRANSIZ YOLU” MU?

Geçen ağustos ayında Moskova’ya giderek Putin ile görüşen ve ilişkilerin normalleştirilmesini isteyen Macron, hafta başında ise Çin’i ziyaret etti. Macron’un açıklamasının, Çin ziyaretinin hemen ardından tartışmaya açılması da elbette tesadüf değil. Tam 40 ayrı ticari görüşmenin yapıldığı ziyaretin özeti Çin-

Fransa ilişkilerini derinleştirmek oldu. Öyle anlaşılıyor ki Macron, Fransa’nın dünya üzerindeki çıkarlarını savunma ve geliştirme konusunda önceki liderlerden daha atak davranıyor. Bunu yaparken Almanya ile bir eksen olmayı da gözden kaçırmıyor. Zira, Almanya da aslında uzun zamandır ABD’nin kanatlarının altından çıkmayı, askeri olarak daha saldırgan bir dış politikanın izlenmesini savunuyor. Federal Savunma Bakanı Annegret Kramp-Karrenbauer’in Alman ordusunun daha fazla yurt dışına gönderilmesi gerektiğini, Milli Güvenlik Konseyi’nin kurulması ve Suriye’nin kuzeyinde gerekirse Almanya’nın öncülüğünde uluslararası güvenlik koridorunun kurulmasını talep etmesi aslında Macron’un açıklamasıyla uyumlu. Çünkü, Almanya olup bitenlere karşı NATO’nun daha fazla inisiyatif alması çağrısı yapmaması da bunu gösteriyor.