NATO’ya „yıldız savaşları“ görevi!

YÜCEL ÖZDEMİR

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un “The Economist”e verdiği demeçte NATO’nun “beyin ölümü”nün gerçekleştiğini söylemesinin ardından üye ülkelerin dışişleri bakanları ilk kez çarşamba günü Brüksel’de bir araya geldi.

3-4 Aralık’ta Londra’da yapılacak zirve ve 70. kuruluş kutlaması öncesinde sürpriz sayılabilecek bir çıkış da Almanya’dan geldi. Her ne kadar Başbakan Angela Merkel basına Macron’a katılmadığını söylese de Dışişleri Bakanı Heiko Maas’ın koltuğunun altında Brüksel’e götürdüğü dosya aksine işaret ediyor.

Dışişleri bakanları toplantısından bir gün önce Alman basınına sızdırılan belgede, “NATO’da yeni bir politik başlangıç”tan söz ediliyor. Maas’la birlikte Kiev’e giden Süddeutsche Zeitung Muhabiri Daniel Brössler’in haberinde, öneriler konusunda Alman hükümetinin görüş birliği içinde olduğu özellikle vurgulanıyor.

Peki Almanya “beyin ölümü” gerçekleşen NATO’da nasıl bir başlangıç yapmak istiyor?

Brössler’in yazdığına göre Maas’ın mevkidaşlarına sunduğu dosyada şu öneri yer alıyor: “NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg başkanlığında bir uzmanlar gurubu kurulsun ve bir sonraki zirveye kadar birliğin politik belirsizlikten nasıl çıkacağı konusunda önerilerde bulunsun.” (Süddeutsche Zeitung, 20.11.2019)

Yazılanlara bakılırsa NATO içinde politik tartışmaların yapılmadığından şikayetçi olan Almanya, ittifakın sadece askeri birlik görülmemesini istiyor. Bundan asıl olarak transatlantik ilişkilerin yeniden tarif edilmesi kastediliyor.

Berlin Duvarı’nın yıkılması, Soğuk Savaş’ın bitmesinin üzerinden 30 yıl geçmesinde rağmen Avrupa ile ABD arasındaki ilişkiler halen o dönemki tanımlamalar ve denge üzerinden sürüyor. ABD açısından bunda bir sorun yok. Ancak, Almanya ve Fransa’dan yapılan açıklamalara bakılırsa ilişkilerdeki dengenin yeniden tarif edilmesi isteniyor.

Paris ve Berlin arasında bir tarafta rol çalma diğer tarafta rol dağılımı görüntüsü hakim. Ekonomik açıdan üstünlüğü Almanya’ya kaptıran Fransa, açığı askeri ve siyasi öncülükle arayı kapatma politikası izliyor. En azından Macron’un seçilmesinden bu yana yapılan açıklamalar bunun göstergesi.

Almanya ise ekonomik üstünlüğü askeri öncülükle pekiştirmenin derdinde. Birkaç yıldır Alman dış politikasının militarizasyonu konusunda yapılan açıklamalar ve artırılan askeri harcamalara bakılırsa adeta tabular yıkılıyor. Uzun yıllar tabu olan savaşçı söylemde çıta sürekli yükseltiliyor. İki büyük dünya savaşının tetikleyicisi ve başlatıcısı Almanya’nın yeniden militarist dış politikaya sarılması endişe verici bir potansiyeli taşıyor.

Ama Almanya ile Fransa arasında, transatlantik ilişkilerin yeniden tanımlanması için bir rol paylaşımında adeta danışıklı dövüş de söz konusu. Merkel’in önce Macron’un “beyin ölümü” açıklamasına karşı çıkması tansiyonu düşürme işlevi gördü.

Emperyalistler arası çıkar çatışmalarına ve güç dağılımına bakıldığında Almanya ve Fransa’nın uzun bir süre daha 70 yıl önce yapılan tanımlamalar üzerinden ABD’nin kanatları altında kalmasını beklemek gerçekçi değil. Bu emperyalizmin karakterine de aykırı. Çünkü, günümüzde kapitalist-emperyalistleri birbirine mahkum eden, zorunlu bırakan sosyalist “düşman blok” bulunmuyor. NATO’nun dışındaki emperyalistler de kapitalist olduğu için, eski reflekslerle hareket etmenin anlamının olmadığı bir döneme çoktan girmiş bulunuyoruz.

Başka bir deyişle Rusya ve Çin’den, politik açıdan Avrupalı kapitalist-emperyalist devletlerin mevcut karakterini değiştirecek bir tehdit söz konusu değil. Hal böyle olunca da emperyalist devletler bölgesel ve sektörel düzeyde karşı karşıya geldikleri gibi, yan yana gelmeleri de söz konusu. ABD’nin kendi çıkarlarına bağlı NATO’da yaptığı dayatmalara gelen itirazların kaynağında da bu gerçekler yatıyor.

Maas’ın başlattığı inisiyatifte her ne kadar NATO dışındaki güçleri sevdirmeyecek kararların alınmasından söz edilse de gerçekte Almanya ve Fransa’nın önümüzdeki dönemde NATO’yu daha tartışmalı hale getirecekleri görünüyor. ABD ve Türkiye’nin ittifakın diğer üyelerinin onaylamadığı askeri hamleler yapması tartışmaların kaldıracı. NATO’nun üye ülke Türkiye’yi Rusya’dan S-400 almaya caydıramaması, güçsüzlüğünü ve işlevsizliği özetlemeye yetiyor.

Varlık nedenini çoktan kaybetmiş NATO’ya gününüzde ortak düşmana karşı savaş dışında, üye ülkelerin görüş birliği içinde yeni bir misyon biçmesi pek mümkün görünmüyor. Bunun farkında olan emperyalistler şimdi uzaydan gelecek tehditler konusunda NATO’yu görevlendirmeye hazırlanıyorlar. Dün Tagesspiegel gazetesinde yer alan haber şaka gibi gelse de NATO’ya “Uzay Savaşı” görevi verilmesi ciddi şekilde tartışılıyor. Bilinmeyen gezegenlerden gelecek saldırılardan dünyayı NATO koruyacak! “Yıldız Savaşları” senaryosu çiziliyor.

Özetle: NATO içinde çelişkiler derinleşiyor, çıkarlar farklılaşıyor. Bu nedenle, 70. kuruluş yılı aynı zamanda Atlantik’in iki yakasında çıkar çatışmasının açığa çıktığı bir yıl olacağı anlaşılıyor. Bir savaş örgütü olan NATO’nun parçalanması ya da zayıflaması ise dünya halklarının pek çok açıdan yararınadır.