Faşizme ve ırkçılığa karşı NO PASARAN!

Zahide Yentür

Frankfurt Tarih Müzesi, bu yılki “Sürgünde Mölln Konuşması”na ev sahipliği yaptı. 1992’deki Mölln Katliamında ölenlerin anısına Mölln Belediyesi’nin düzenlediği anma toplantıları iptal edilince, yangından kurtulan aile üyeleri ve antifaşistler, “hayatta kalan bizler, sergilenen oyunun figüranları değiliz. Alternatif bir anma istiyoruz” diyerek her yıl başka bir şehirde ve değişik konuklarla Sürgünde Mölln Konuşması organize ettiler.

Jilet Ayşe diye bilinen kabaretist İdil Baydar bu yılki konuşmanın davetlisi oldu. Konuşma öncesi, İdil Baydar ölüm tehdidi aldı. Irkçı saldırıları püskürtmek ve anma kültürünü salon toplantılarından çıkarıp kolektif bir bilinç oluşturmak üzere etkinliğe katılmak için Tarih Müzesi’nin önüne gelenlerin ancak bir kısmı içeri girebildi.

İdil Aydar konuşmasında özetle şu görüşleri dile getirdi: “Mölln Katliamını TV’den izlediğimde 17 yaşındaydım. Gözyaşlarına boğulmuştum. ‘Biz ne yaptık? Bu ülkeye gelenlerin suçu ne’ diye sordum kendime. Nefreti bilmeyecek kadar gençtim. Irkçı saldırıları yapanlar, kendi düşüncelerinin kendilerine verdiği hakla insanları öldürebileceklerini düşünüyorlar. NSU cinayetlerini düşünüyorum. Yapısal ırkçılığı sistemleştiren bir dönemde yaşıyorum. Irkçılık, bir düşünce değildir. Dünya genelinde ırkçı düşüncelerle insanlar öldürülüyor. Irkçılık tek tek insanlara indirgenerek basitleştiriliyor. Yeni sömürgeci düşünce tarzıyla yoksulluk derinleştiriliyor. Irkçılık, bir düşünce değildir. Irkçılık sistem sorunudur.

Dün telefonuma bir haber geldi: ‘Yarınki toplantıya katılırsan, öldürüleceksin’ diyordu. Devlet savcısı, bu tehdidi ciddiye almamı önerdi. Evet, korkuyorum. Ama aynı zamanda cesurum. İşte benim kültürel kökenim ve kültürüm bu.

Sizin dayanışmanız sonucu buradayım. Bir insanı kurtaran, bütün insanlığı kurtarır diye bir söz var. İşte Vahide Aslan tüm insanlığı kurtardı. Dayanışma ile barışa ulaşıyoruz. Aslan ve Yılmaz ailelerinin yanısıra NSU cinayetlerine kurban gidenlerin aileleriyle dayanışarak ırkçılığın ve insanlık düşmanlarının olmadığı bir dünya için mücadele edeceğiz“.

Etkinlikte konuşan İbrahim Aslan da, “Şimdi buradayım. Çünkü ninem Bahide Aslan, beni kurtarmak için kendi canını feda etti. Şimdi buradayım, çünkü kuzenim Ayşe Yılmaz ve kızkardeşim Yeliz Aslan burada olamayacaklar. Anmak çok başka bir şey. Bize, NSU cinayetlerinin tamamen açıklanacağı sözü verildi. Ancak bu söz tutulmadı. Lübcke öldürüldü. Çünkü sığınmacılar ve göçmenlerle dayanışma içerisindeydi. İşlenen cinayetlere, hafif cezaların verilmesi, bu cinayetleri işleyenlere teşvik verilmesi anlamına gelmektedir. Devletin organ ve kurumları bizi korumuyor. Ancak dayanışmayla yeni cinayetleri önleyebiliriz. 12 seneden beri kurbanlarla dayanışma ağı oluşturuyorum. Faşizme ve ırkçılığa karşı kurban yakınları birleşiyor.

Faşizme ve ırkçılığa karşı mücadelede eşit haklara sahip olmak çok önemlidir. Biz istatistik rakamlarından ibaret değiliz. Bazı politikacıların kullanacağı objeler de değiliz. Anmaların politik malzeme yapılmaması gerekiyor.” diyerek konuşmasını şu sözlerle tamamladı: “Antifaşist dayanışmayı daha da güçlendirelim, ‘No Pasaran’, ‘Mölln’ü hiç unutmadık, unutmayacağız”.

Sürgünde Mölln Konuşması, Keupstr. kurbanı yakınlarından Candan Özeryılmaz’ın, Ramazan Avcı’nın eşi Gülistan Avcı’nın, Enver Şimşek’in oğlu Kerim Şimşek’in, Aynur Satır’ın ve diğer NSU cinayetleri kurban yakınlarının mesajlarının okunmasıyla devam etti.

Aslan ailesinden Faruk Aslan, son konuşmayı yaptı. Faruk Aslan konuşmasında “50 senedir Almanya’da yaşıyorum. Sorsanız, kendime Türk diyemem. Kendime Alman da diyemem. Ama bizler buralıyız. Benim ailem sizlersiniz. Sizi burada bırakıp, nereye gideyim? Bizler buralıyız ve sizlerle burada kalacağız. Dayanışma ve birliğimizi kimse bozamaz” dedi.