Savaşı hatırlıyorum

Selçuk Kozan / Gülcan Turan

Bielefeld’te Şehir Tiyatrosu bünyesinde çalışmalarını sürdüren “ Paralel Dünyalar” adlı tiyatro grubu bu güne kadar onlarca oyun sergiledi. Grubun en önemli özelliği her ulus ve yaştan amatör ve usta oyuncuların birlikte sahne alması. Oyunda günlük hayatta yaşananlar, ırkçılık, savaş ve göçmenlerin durumu gibi birçok konu ele alınıyor.

Paralel Dünyalar adlı tiyatro grubu bu yıl “ Savaşı hatırlıyorum” oyunuyla yeniden şehir tiyatrosunda sahne alacak.

2012’de Şehir Tiyatrosu’nun başlattığı proje kapsamında bir araya gelen oyuncular güncel konuları sahneye yansıtıyorlar. Grup 2015 yılında “Ehrlos” adlı oyunla Monako’daki Dünya Amatör Tiyatro Festivali’ne aday gösterilmişti. Önümüzdeki ay ise yeni oyunları “ Savaşı hatırlıyorum” oyunuyla sahne alacaklar.

Farklı ülkelerin kültürleri dünyada bakış açımızı nasıl şekillendirmektedir? Yaşları 17 ile 62 arasında değişen oyuncular Kürt, Türk, Kosova, Sırp, Boşnak, Mısır, İtalyan, Suriye Rus ve Alman oyunculardan oluşuyor. Bu ilginç topluluk, tiyatro pedagogu Martina Breinlinger ve oyuncu Omar El-Saeidi’nin yönetiminde kültürlerarası bir oyun geliştirdiler.

“Kurbanlar yok olur ve sadece kitaplarda ve fotoğraflarda kalır o içimizi titreten o anlık görüntüler. Aile üyelerimizin savaşta çektikleri acı, kahramanlıklar ya da işledikleri suçları bilmeye hakkımız var mı? Suçlulara ya da acı çekenlere tekrar o kötü hisleri hatırlatmak mı? “ Oyun bu sorulara cevap arıyor.

Oyuncuların büyük kısmının aileleri savaş mağduru. Bugüne kadar pek hatırlamak istemedikleri bir dönemi sorguluyorlar. Oyunda Türkiye’deki yaşanan katliamlar, Bosna, Irak ve diğer ülkelerde yaşanan katliam ve savaşlar konu ediliyor. Herkes kendisinden bir parça hikaye katarak savaşın acımasızlığını bir kez daha kendi bakış açılarıyla anlatmaya çalışıyor.

7 Aralık’ta Bielefeld Şehir Tiyatrosu salonunda galası yapılacak oyun saat 19.30’da başlayacak.

Oyuncular Daniel Heinrich, Ingo Nie ve Merisa Ferati ileoyun üzerine konuştuk…

Oyunun “Savaş ve hatırlatma” konusunu işlediğini öğrendikten sonra nasıl ele aldınız? Ailelerinizle konuştunuz mu?

Daniel Heinrich: Toplantıda tartışıldığında, işin doğrusu savaşa dair seçilen bu temaya pek ilgim yoktu. Ailemden pek bir şey öğrenmedim. Okulda 2. Dünya Savaşı anlatıldığında hiçbir zaman hoş bulmamıştım.

Ingo Nie: Ben Yugoslav kökenliyim. 90’lı yıllarda yaşanan savaşa bir arkadaşım gönüllü katılmıştı ve sonra hayatını kaybetti. Ailem hiç bahsetmedi. Genel olarak savaş üzerine konuşmaktan hoşlanmıyorum.

Merisa Ferati: Yugoslavya savaşı sırasında 3 yaşındayken ailem Kosova’dan buraya göç etti. Savaş hep benim gündemim oldu. Beni ilgilendiren önemli konulardan biriydi. Beni etkiliyor ve grup içerisinde sürekli konuşuyorum ve oyun içinde de bunu dile getiriyorum.

Bu oyunla nasıl bir mesaj vermek istiyorsunuz? Savaşı hatırlattığınızda nasıl bir tepki bekliyorsunuz?

Daniel Heinrich: Düşünüyorum.. Neden birileri hatırlasın ki? Birilerine zorla hatırlatmak değil de, gönüllü olarak bir şeyleri hatırlatmaya çalışıyoruz. Kaygım, acıları ve suçluları hatırlatırken bunun daha da büyük bir acıya dönüşmesi.. Yani bazen işe yaramayabilir. Hatırlatmak eğitimle olacak bir şey. Grup içinde çok tartıştık. Yaşanan acıları hatırlatmak, hafızaları zorlamak değil, gönüllü olmalıdır.

Merisa Ferati: Kişisel olarak bu alanda sorun yok. Toplumsal olarak hatırlatmak ve yaşananları yazmak ve aktarmak önemlidir. Özellikle okullarda bu daha yaygın olmalıdır.

Daniel Heinrich: Merisa’ya katılıyorum. Tarihsel bir bakış açısıyla ele alınmalı. Dedemin yaptıklarını bana anlatmasına ihtiyaç duymuyorum.

Ingo Nie: Ben ailemde savaşa ilişkin bir şeye şahit olmadım. Bence oyun düşündürücü olmalı.

Merisa Ferati: Düşünsel olarak harekete geçirme. Böylece insanlar gönüllü olarak hatırlarlar. Örneğin burada Srebrenica’nın hikayesini anlattığımda, kısa bir süre sonra Türkiye’nin Suriye saldırısı gerçekleşti. Bu savaş bana çok yakındı. Hemen savaş konusunu ele aldım. Ben bir şeyleri açıklamaya çalışırken insanlar ölüyordu yine …

Ingo Nie: Ben de başta öylesine yazıyordum. Bir endişem yoktu. Günlük hayatta esir gibiydik. Derine daldıkça bir tarla faresi gibi yaşadığımızı hissettim. Çalış, uyu ve tekrar çalış. Bağımlı bir hayat…Yılda bir kez tatil için sabırsızlanmak. Sonra tatile gidiyorsunuz. Tatil yaptığınız ülkede ya da yan tarafta savaş olabiliyor.

Merisa Ferati: Bende benzer şekilde düşünüyorum. Üniversiteye gidiyorum. Haberleri okuyorum. Başka ülkede savaş var ve bana çok yakın. Oysa bana çok saçma geliyor bazı şeyler. Sadece günlük hayatımızda yaşadığımız sorunlarımız var. Huzur içinde yaşadığım için minnettarım. Fakat o kadar şey oluyor ki, herkes her şey normalmiş gibi yaşamaya devam ediyoruz.

Savaşa karşı yada Almanya’daki ırkçı gelişmeler karşısında güçsüz olduğumuzu mu, yoksa karşı koyabileceğimizi mi düşünüyorsunuz? Bu oyun izleyici üzerinden bir etki yaratır mı?

Daniel Heinrich: Ne olduğunu anlamaya çalışırken geç kaldığımızı düşünüyorum. Örneğin, Nazi fikri henüz iktidar olmadığı için anlayamıyoruz. Bazıları ’nasıl olsa AfD iktidar olamayacak‘ diye düşünüyorlar. Geldiğinde tepki veriyorlar ama o zamanda çok geç oluyor. Bu nedenle sivil toplum örgütleri şimdiden buna tepki göstermeli ve güç olmalı. Faşist fikirler politik bir güç olunca toplumu harekete geçirmek daha zor olacak.

Merisa Ferati: Yaratacağımız küçük bir etki bile benim için önemlidir. Çok sayıda insanı harekete geçirebiliriz. İnsanların kendilerine dönüp bakmalarını tutumlarını ve bakış açılarını değiştirebiliriz. Politik bir etki yaratmak ve bu yönde toplumu sarsabilirsek iyi olacağını düşünüyorum.

İngo Nie: Kısa sürede bir şey yapmak zor. Tiyatro çok hoşuma gidiyor. Bir yıl boyunca oyun üzerinden çalıştım. Tiyatro eğlenceli. Araştırdıkça daha fazla harekete geçme ihtiyacı duyuyorum. Dünyada ne olduğunu bilmek için daha fazlasına ihtiyacımız var. Haberlerde öğreniyoruz bir çok şeyi. 15 dakikalık bir bilgi 5 saniye sonra geride kalıyor. Eylemin içinde olmak insanı daha çok harekete geçiriyor.