Fransa’da Emmanuel Macron için ‚kış‘ geliyor

Deniz UZTOPAL / Paris

Emmanuel Macron, mayıs 2017’de seçildiğinde ülkenin ilerici güçleri onu “Zenginlerin Cumhurbaşkanı” lakabıyla tanıtıyorlardı. Seçilmişti, evet, fakat karşısında güçlü ve ilerici bir alternatif oluşturulamadığından dolayı aşırı sağcı Marine Le Pen’e karşı ikinci tura kalmış ve “alternatifsizlikten” seçilmişti. O günden bu yana “Demokratik olarak seçildim” ve “Seçim programımda ne varsa onu uyguluyorum” söylemini sürekli öne çıkartarak hiçbir devlet başkanının göze alamadığı “karşı reformları” teker teker ve art arda meclis gündemine getirdi.

HALKTAN ALIP ŞİRKETLERE VERDİ
Bir yandan milyonerlerin ödediği servet vergisi kaldırıldı, tekellerin şirket vergilerine devasa oranda muafiyet getirildi ve her yıl milyarlarca avro tekrar üretime yatırım yapılır umuduyla, yani hiçbir denetime maruz kalmadan, tekellere tekrar dağıtıldı. Diğer yandan ise işsizlik maaşları kesildi, öğrencilerin yurt kirasına zam getirildi, memurların maaşları donduruldu, asgari ücret sadece enflasyon oranında yükseltildi, benzin, mazot, gaz, elektriğe zam getirildi, belediyelerin bütçeleri kesintiye uğratıldı… Anayasal bir hak olan gösteri hakkında eşi nadir görülür ihlaller yaşandı; toplanma ve yürüyüş haklarında ciddi kısıtlamalar yaşandı. Ve şimdi de emeklilik sistemi altüst ediliyor.

ÖLENE KADAR ÇALIŞ YA DA SÜRÜN!
Bütün bir ömür boyu çalışmış emekçilere ya ölüme kadar çalışacaksınız ya da yaşanması imkansız olan bir emeklilik maaşına boyun eğeceksiniz deniliyor. Fakat “tarihe iz” bırakma peşinde koşan Macron, 74 yıllık emeklilik sistemini tamamen altüst ediyor ve sonuçta emeklilik maaşı düşmeyen hiçbir meslek kalmayacak.
Dolayısıyla 5 Aralık gösterisine katılma çağrısı yapmayan meslek dalı neredeyse kalmadı. Avukatlar mı dersiniz, itfaiyeciler mi hatta gazeteci ve hakimler mi dersiniz… Geleneksel olarak bu tür gösterilerden uzak olan meslek dalları da gösterilere katılma çağrısı yaptı. İşçi sınıfının en örgütlü olduğu Devlet Demir Yolları ve enerji sektöründe çalışan işçiler mücadelenin lokomotifi durumdalar. Fakat öğretmenler, sağlık emekçileri, gıda sektörlerinde ve hizmet sektöründe çalışanlar emekçiler de keza en ileri düzeyde mücadele edenler arasında.

GREVE DESTEK YÜZDE 70
Ülke düzeyinde 1.5 milyon işçi-emekçi sokaklara indi ve Macron’a karşı öfkesini haykırdı. Hükümet ise bir haftadır ne yapacağını adeta şaşırmış durumda ve birbiriyle çelişkili açıklamalar yapılıyor. Zira herkesin aklında dönemin Başbakanı Alain Juppe’yi sarsan ve dünya çapında yapılan neoliberal saldırıların bir parçası olan saldırıları püskürten 1995 eylemleri var.
Kuşkusuz iki hareket arasında önemli farklılıklar bulunuyor ve bunların başında işçi sınıfının örgütlülük düzeyindeki gerileme var. Fakat bunun karşısında toplumun büyük oranda desteklediği bir mücadele mevcut (Kamuoyu yoklamalarında toplumun yüzde 70’i süresiz bir genel grevi desteklediğini açıklıyor, sendikaların mücadelesinin haklı olduğunu belirtiyor).
Fakat sadece bu değil. Son yıllarda birçok mücadele başarıyla sonuçlanmamış, yapılan saldırılar püskürtülemedi ama buna rağmen mücadelenin ateşi-öfkesi de sönmedi. Her an bir rüzgar daha sönmemiş közleri alevlendirebilir ve aslında hükümeti bu kadar tedirgin eden de budur.

TOPLUMSAL RADİKALLEŞME
Kendi başına sendikaların mücadelesinin başarıyla sonuçlanmasını kimse beklemiyor, bunun sendikalar da farkında ve herkes toplum içinde bir radikalleşme yaşandığını görüyor.
Örneğin geçen ay bir tren kazası sonucunda makinistin yaralanması ve kendisine yardım edecek kimsenin olmamasından dolayı demir yolu işçileri sendikalardan bağımsız olarak iş durdurmuş ve hükümetin onca tehdidine rağmen 3 gün içinde yönetime diz çöktürtebilmişlerdi.
Keza hızlı tren hattı garaj ve tamir merkezi Chatillon’da çalışan işçiler, kendilerine dayatılan çalışma koşullarına rağmen sendikaları aşan bir greve gitti ve 2 gün içinde dayatılan sözleşmeyi yırtıp çöpe attılar. Hastanelerde hemşireler başta olmak üzere tüm sağlık emekçileri de 8 aydır grevdeler.

HÜKÜMET ATEŞİ SÖNDÜREMİYOR
Hükümet yanan ateşi söndürebilmek için başka sektörlerin bütçesinden keserek hastanelerin kasasını doldurma vaadi vermiş olmasına rağmen bu yeterli olmadı. Öğretmenler yaz tatilinden önce haftalarca grev yaptı, onca tehditlere rağmen lise bitirme sınavlarını engelleme tehdidinde bulundu ve sınavların ilk günü grev gerçekleştirdi.
Öğrenciler, geçen yıl başlattıkları mücadelede daha başındayken eşi nadir görülmüş bir baskıyla karşılaştılar.
Ve Sarı Yelekliler… Bir yıl geçmiş olmasına ve hareket zayıflamasına rağmen hâlâ mücadeleye devam ediyor. Düne kadar sendikalardan uzak duran binlerce emekçi bugün açıktan sendikaların yaptıkları mücadele güçlerine güçlü ve aktif bir şekilde katılma çağrısında bulunuyorlar.

ÖFKE BİRİKİYOR
İşte hükümetin korkusu tüm bu öfkelerin birlikte mücadeleye dönüşmesi. Perşembe günü gerçekleşen ve her gün grevde olan işçilerin oylayarak devam ettirdiği genel grev, şu soğuk kış günlerinde ortalığı ısıttı. Hükümet şimdilik dik duruyor ve polis baskısıyla “reformda kararlı” olduğunu belirtiyor.
Ama yapılan açıklamalar hükümetin ne kadar tedirgin olduğunu gösteriyor. Güçler dengesinde bir değişikliğin olduğu ve hükümetin geri püskürtülebileceği duygusu işçi sınıfı içinde güçlenmeye başladı ve bununla birlikte mücadeleye atılma isteği de arttı. 5 Aralık’ta gerçekleşen genel grev ve devam eden mücadele, Macron için sıcak bir kışın geçeceğinin işaretidir. Tüm dil ve hafızalarda 1995 genel grevlerinin olması hiç de tesadüf değildir.