2019’un siyaset aynası: Vitrin değişti, içerik aynı

2018’in Ekim ayında Bavyera ve Hessen eyaletlerinde yapılan parlamento seçimlerinin hükümet partileri üzerine yarattığı ağır yenilgi önce Hıristiyan Demokratlar’da (CDU/CSU) etkisini gösterdi. Angela Merkel (CDU) ve Horst Seehofer (CSU) parti başkanlıklarından istifa ettiler. Yerlerine Annegret Kramp-Karrenbauer (AKK) ve Markus Söder getirildi. Böylece yüzde 10’a varan oy kaybının bu cephede yarattığı etki lider değiştirmekle geçiştirilmeye çalışıldı. Ancak oy kaybı devam etti.

 

YÜCEL ÖZDEMİR

Özellikle CDU içinde neoliberal ve muhafazakar politikaları daha radikal savunan kesimler yıllarca aktif siyasetin dışında kalan ve tekellerin avukatlığını yapan Fridrich Merz’i piyasaya sürdüler. Ancak parti başkanlığı konusunda hedeflerine ulaşamadılar. Yine de Merz, her an etkili bir görevi üstlenmeye hazır pozisyonda tutuluyor. Bunların arasında şimiden 2021’de yapılacak genel seçimlerde başbakan adaylığı geliyor.

2019: SPD’DE HESAPLAŞMA YILI

Aynı seçimlerde yine yüzde 10 oy kaybeden Sosyal Demokrat Parti (SPD) ise yenilgiyi sessizce geçiştirmenin çabası içine girdi. Zira daha 2017’deki genel seçimlerin ağır yenilgisinin etkisinden yeni çıkılmış, büyük bir propagandayla partinin başına getirilerek başbakan adayı yapılan Martin Schultz parti tarihinin en düşük oyunu alarak havlu atmış, yerine parti tarihinin ilk kadın başkanı olarak Andrea Nahles koltuğa oturmuştu (Nisan 2018). Bu nedenle yenilginin SPD içerisindeki etkisi görece daha yumuşak oldu ve Nahles’in partiyi toparlayabileceği alttan alta propaganda edildi. Ancak hiç birisi tutmadı. Bir yıl sonra, 26 Mayıs’ta yapılan Avrupa Parlamentosu seçimleri en çok SPD için sarsıcı oldu. Zira yılların partisinin oy oranı yüzde 15.8’e kadar düştü.

SCHRÖDER ÇİZGİSİ KAYBETTİ

2009-2013 dönemi dışında, 2005’ten bu yana tam 10 yıldır CDU/CSU ile “büyük koalisyon” ortağı olan SPD’deki çözülmenin sonuçları ve parti içindeki kanatlar mücadele, 2019’un sonuna gelindiğinde kısmen çözülmüş görünüyor. 1998’de Gerhard Schröder’in Helmut Kohl’ün 16 yıllık iktidarını devirip başbakanlık koltuğuna oturmasından bu yana SPD seçmenlerinin yarısından fazlasını kaybetti. Partiye egemen olan Schröder’in neoliberal çizgisi, 6 Aralık’ta Berlin’de yapılan olağanüstü genel kongrede yenilgiye uğradı. Schröder çizgisinin temsilcisi Federal Maliye Bakanı Olaf Scholz, başkanlık yarışını kaybetti. Keza parti kongresinde bu çizgiyi temsil eden politikacıların bir kısımı ya parti yönetimine girmedi ya da girmekte zorlandı.

Yeni seçilen ’sol‘ yönetim ise SPD’nin bu denli güç kaybetmesine neden olan politikalarla hesaplaşacağı mesajını verdi, programda kısmen değişiklikler yaptı. Daha fazla sosyal adeletten söz edilmeye başlandı. İkinci Dünya Savaşı sonra sosyal haklarda en önemli kısıtlamalar SPD-Yeşiller hükümeti döneminde (1998-2005) Ajanda 2010 adı altında tasfiye edilmişti. Bu nedenle sosyal hakları tasfiye eden politikalarla hesaplaşılmadığı sürece SPD’nin vitrin değişikliği ve “sosyal adalet” söylemi inandırıcı olmayacak. Ki bunun zor olduğu bugünden görülebiliyor. Can çekişen partiyi kurtarmak için mecburen yüzünü şimdilik sola dönen SPD’nin bunu ne kadar başarıp başarmayacağı da 2020’de belli olacak. Bunların başında ise hükümet içinde nasıl davranılacağı geliyor. Hükümetin sosyal alanlarda yapacağı kısıtlamalara yeni yönetimin destek vermesi durumunda ömrünün uzun olmayacağı görülüyor. Mesajlara bakılırsa kısmi bir karşı çıkış politikası izlenecek. Bu politikanın hükümetin sonunu getirip getirmeyeceği de yine 2020’de görülebilecek. Genel tabloya bakıldığında Alman sermayesinin belirsizlik yerine mevcut hükümetle yola devam etmekten yana olduğu anlaşılıyor. Büyük bir olasılıkla gelecekte SPD yerine Yeşiller ile yola devam edilecek. 2018’den itibaren yükseliş içerisine giren, öğrenci gençliğin başlattığı sonra değişik toplumsal kesimlerin de dahil olduğu çevre eylemlerinin yarattığı havayı arkasına alan Yeşiller de, düzenlediği kongrede ilan ettiği programla CDU/CSU ile koalisyon ortaklığına hazır olduğunun mesajını verdi.

Yeşiller’in yükselişinin arkasında asıl olarak iki büyük sistem partisinin geniş emekçi kesimler arasında yaşadığı güven erezyonu ve aşırı sağın yükselişini frenleme isteği bulunuyor. İki büyük partide iç tartışmaların yaşandığı bir dönemde Yeşiller’in birlik görüntüsü vermesi de güven toplamasının başka bir nedeni. Halkın yaşadığı ekonomik, sosyal sorunlar konusunda ise Yeşiller’in söylediği yeni bir şey yok.

AfD SAĞA KAYMAYA VE GÜÇ TOPLAMAYA DEVAM ETTİ

Bu tabloda yükseliş içerisinde olan bir diğer partinin ise Almanya için Alternatif (AfD) olduğunu belirmek gerekiyor. Yıl sonuna doğru Braunschweig’de genel kongresini toplayan AfD, bir taraftan virtine yeni kadrolar dahil ederek daha sağa kaydırırken diğer taraftan bir sistem partisi olduğu görüntüsünü verdi. 2019’un en önemli seçimleri olan Doğu Almanya’daki üç eyalette de (Saksonya, Brandenburg ve Thüringen) ikinci parti olmayı başardı. Ülke genelinde oy oranında bir sabitleme görünse de yaşanabilecek değişik gelişmeler dolayısıyla oy kazanması ya da kaybetmesi mümkün.

SOL PARTİ VE ‘AUFSTEHEN DENEYİ’ AÇISINDAN 2019

2019’da bir vitrin değişikliği de Sol Parti’de yaşandı. Partinin en medyatik siması Sahra Wagenknecht’in meclis grubu eşbaşkanlığı başta olmak üzere bütün görevlerinden çekilmesi, aynı zamanda 2018’de bazı SPD ve Yeşil politikacılarla başlattığı “Aufstehen” (Ayağa Kalk) hareketinin başarısızlığıyla bağlantılı. Sol Parti’nin SPD’deki büyük kopuşa adres olamadığı, bu nedenle SPD ile Sol Parti arasındaki sol sosyal demokrat bir program üzerinde kurgulan Aufstehen’in kendisi aynı zamanda politik öngörüsüzlüğün kanıtı. Sosyal hareketin dışında tepeden bir muhalefet hareketi kurmanın Almanya gerçeğine uymadığı bir kez daha görüldü.

Bu gelişmelere rağmen Sol Parti’nin sorunları ve sancıları dinmiş değil. Saksonya ve Brandenburg’daki oy kayıpları, Thüringen’de birinci parti olmanın sevinciyle kapatıldı. Ancak, SPD’nin sola kaymasıyla birlikte Sol Parti’nin işinin daha zor olacağı 2020’de daha net bir şekilde görülecek. Güç kaybının etkisiyle SPD ile birleşmeyi savunanların sesi daha yüksek çıkabilir.

SONUÇ: SİSTEM PARTİLERİNİN TOPARLANMASI ZOR

Genel tablo açısından bakıldığında 2019’da sistemin ana partileri CDU/CSU ve SPD’de vitrin değişikline rağmen güç kaybı devam etti. Dolayısıyla politika değişmeden vitrin değişimiyle emekçi sınıfların kandırılamayacağı görüldü. Bunun farkında olan SPD şimdi, geçmiş politikalarla hesaplaşma mesajı veriyor. Açıktır ki sistem partilerinin bu denli güç kaybetmesinin arkasında ülkede geniş emekçi yığınların karşı karşıya olduğu yoksulluk, düşük ücretli işler, yüksek kiralar vb… derinleşen sınıflar arası çelişkiler yatmakta. Bu durum, aynı zamanda toplumsal muhalaefet ve sokak hareketinin de güç toplayarak büyüme olasılığına zemin oluşturuyor.