İşçi çıkarma planları ve gerçekler

Başta otomotiv olmak üzere değişik işkollarında yüzbinlerce işçi ve emekçinin işten çıkarılacağı açıklandı. Planların hepsi sendikaların ve işyeri işçi temsilciliklerinin onayıyla gerçekleşecek. İmzalanan sözleşmelerde işçileri işten çıkararak geri kalan işyerlerinin güvenceye alınacağı ileri sürülüyor. Gerçekte ise tekellerin kar marjları korunuyor ve işyerleri yok ediliyor. Henüz işen çıkarılmayanların iş stresi ise daha da artıyor.

UMUT YAŞAR

Kitlesel işten atma haberleri bütün bir yıl boyunca işçi ve emekçilerin gündemindeydi. Neredeyse her gün gazetelerde bu tür haberler çıktı. Önce Volkswagen, Daimler-Mercedes, Audi, Ford, Opel gibi otomobil tekelleri işten çıkarmayı planladıkları işçilerin sayısını açıkladılar. Ardından Bosch, ZF, Continental, Mahle gibi otomotiv yan sanayi tekelleri benzer rakamları açıkladılar. En sonunda ise küçük ve orta ölçekli firmalardan açıklamalar yapıldı.

Otomotiv işkolunda gerçekten gündemde olan işten atma ve tasarruf planlarının tümünün kamuoyuna yansımadığı da biliniyor. Özellikle küçük ve orta ölçekli firmalar kredi notları düşmemesi için planlarını hemen açıklamak yerine IG Metall sendikası ile “işyeri sözleşmesi” (“Betriebsvereinbarung”) imzalamaya çalışıyorlar. IG Metall Baden Württemberg Başkanı Roman Zitzelsberger, Deutschlandfunk radyosuna verdiği bir demeçte, “Bölgemizden 160 işletme ciddi tasarruf programları ve personel sayısında azaltmaya gitme planlarını görüşmek için başvurdular” demesi Almanya genelinde durumun çok daha vahim olduğunu gösteriyor.

İşten atma planları sadece otomotiv işkolunda yapılmıyor. Siemens, ThyssenKrupp, BASF, Bayer, Deutsche Bank gibi tekeller de geride bıraktığımız aylarda on binlerce emekçiyi işten çıkarmayı planladıklarını açıklamışlardı.

TİMSAH GÖZYAŞI” DENİLEN BU OLSA GEREK

Toplum, can çekişen otomobil yan sanayisindeki çalışanları yüzüstü bırakmamalı” Başlık 8 Aralık tarihli Handelsblatt gazetesinde Stefan Menzel imzasıyla yayınlanan bir yoruma ait. Cuma günleri yapılan iklim gösterilerine öğrencilerin katılımın hala yüksek olduğunu belirterek yazısına başlayan Menzel, “çevre ve iklimin korunması için daha fazla bir şeyler yapılması gerektiği konusunda toplumsal konsensüs giderek büyüyor” deyip asıl meseleye giriyor; “Çevreyi ve iklimi korumanın işletmeler için ek bir gider faktörü” olduğunu belirtip bunun maliyetini de toplumun karşılamasını talep ediyor.

Menzel, VW, Audi, Porsche, BMW ve Daimler gibi bütün otomobil şirketlerinin motorları maniple ederek doğaya ve insanlara verdikleri zarardan söz etmek yerine, “Büyük tekellerin hepsi iklim paketi hedeflerine kati surette uyacaklarını, yedek parça üreticilerinin de bunlara uymaları gerektiğini ilan ettiler. Uymayanlardan artık parça alınmayacak, anlaşmalar iptal edilecek.”

Yorumunda otomobil tekellerini kararlı çevre savunucuları gibi gösteren Menzel, “Ama küçük şirketler büyük tekeller gibi yüzde 7, yüzde 8 gibi kâr marjı ile çalışmıyorlar. Yüzde 1 veya 2 olursa ne ala. Şimdi çevre ve iklim korumak için ek gider faktörü de geldiğinde bu küçüklerin birçoğu ayakta kalamayacaklar. İflaslar, toplumsal olarak hesaba katılmak zorunda – Bu çevre ve iklim politikasının kaçınılmaz sonucudur” diyerek bir taşla birkaç kuş vurmaya çalışıyor: Yani, “doğayı ve insan sağlığını bu kadar düşünürseniz bunun maliyeti iflaslar, işten atmalar olacak. Ya o ya da bu, karar sizin” demeye getiriyor.

Asıl derdinin işten atılacak işçiler olduğu izlenimi yaratan Menzel, sendikaların, küçük işletmelerin ciddi dönüşümle karşı karşıya olacaklarını fark ettiklerini ve bu nedenle “dönüşüm kısa çalışma parası” gibi doğru öneriler getirdiğini ileri sürüyor. Sendikanın tek şartının kısa çalışmaya çıkacak işçilerin mesleki eğitime tabi tutulması olduğunu belirten Menzel, “Kısa çalışmaya çıkan işçi ücretinin bir bölümünü çalışma ajansından diğer bölümünü işverenden alacak. Eğer toplum gerçekten çevre ve iklimi korumak için böyle politika istiyorsa o zaman bu işçilerin mesleki eğitimleri için yapılacak harcamaları da o üstlenmeli. Böylece iklim korunması ve sosyal sorumluluk aynı düzeyde gerçekleşmiş olacak” diye yazısını bitiriyor.

İŞTEN ATMALAR NE ZAMAN GÜNDEME GELİR?

Menzel’e göre işten atmalar hatta iflaslar çevreyi korumakla başlayabilir. Henüz bugünkünden daha sert çevre koruma yasaları yürürlüğe girmedi, hükümetin sözde iklim paketi hala tartışılıyor.

Yazının başında adı geçen tekellerin hiçbiri 2018 ve 2019 yılında zarar etmediler. Tam aksine, otomobil sektöründe yüzde 5 gibi gerileme olmasına karşın rekor düzeyde kar yaptılar. Yani işleri bugün iyi gitmediği için de işçi çıkarmayı planlamıyorlar.

Yapılan açıklamalara bakıldığında asıl olarak geleceğe yatırım yapmak için tasarruf planları kapsamında işçi atmayı hedefledikleri görülüyor. Örneğin VW tekeli (VW, Audi, Porsche, Skoda, Seat, Bentley, Bugatti, Lamborghini, MAN, Scania, VW Ağır Vasıta ve Ducati markaları tekele ait) 2025 yılına 66 milyar Euro yeni teknolojilere yatırım yapmayı hedefliyor. Bu planı hayata geçirmek için 2016 sonunda imzalanan tasarruf paketi kapsamında VW ve Audi fabrikalarından toplam 43 bin 500 (dünya genelinde) işçi çıkarılacak. Ücret giderlerinden yapılacak tasarrufa ek olarak geliştirilecek esnek çalışma ve üretim modelleriyle (ortak platform üzerinden üretim vb.) yıllık 5 milyar Euro daha tasarruf edilmesi hedefleniyor.

Kapitalist üretimde en önemli olan parça başı üretim maliyetinin düşürülmesidir. Üretim maliyetini düşürmenin en kolay yolu ise ücret harcamalarını düşürmektir. Bu kısmen makineleri ve makinelerin başındaki işçileri (esnek çalışma modelleriyle) 7 gün 24 saat çalıştırmak yoluyla yapılıyor. Bu tür çalışma modelleri VW ve diğer otomobil tekellerinde çoktandır gündemde.

İşçi çıkarmayacaklarını açıklayan BMW şefi Oliver Zipse, “Esnek çalışma modelleriyle (bkz.: yenihayat.de/2013/03/04/bmw-derin-nefes-aliyor/) kadrolu işçi çıkarmadan çalışma sürelerini yüzde 30 dolayında aşağı çekebiliyoruz. Ayrıca bu sene yıl sonu ikramiyesini de yüzde 15 – 20 arasında düşüreceğiz” dedi. Zipse’nin söylemediği bir diğer gerçek ise gerekli görüldüğünde kiralık işçilerin işten çıkarılacağı. Tekel genelinde çalışanların yüzde 8’i (5600 işçi) kiralık işçi konumunda.

Görüldüğü gibi bugün işten çıkarma planlarının asıl nedeni işlerin iyi gitmemesi değil gelecekteki kârların güvenceye alınması için üretim maliyetinin düşürülmesidir.

İŞÇİ ÇIKARARAK İŞYERLERİNİN GÜVENCEYE ALINMASI HİKAYESİ

Yukarıda adı geçen bütün otomobil tekellerinde 2019 yılı içinde “işyerlerinin güvenceye alındığı” sözleşmeler imzalandı. İşin garip(!) tarafı sözleşmelerin ilan edildiği günlerde aynı zamanda kaç işçinin işten çıkarılacağı da açıklandı!

Örneğin Daimler-Mercedes’te imzalanan sözleşme ilan edilirken işyerlerinin 2029 yılına kadar “güvenceye” alındığı söylenirken 2022 yılına kadar da 10 bin emekçinin (dünya genelindi) işten çıkarılacağı açıklandı.

Veya Audi’de işyerleri 2025 yılına kadar güvencedeydi, bu 2018 yılında imzalanan bir sözleşmeyle sağlanmıştı. Ne var ki geçtiğimiz Kasım ayında imzalanan yeni bir sözleşmeyle işyeri güvencesi 2029 yılına kadar uzatılırken 2025 yılına kadar da 9 bin 500 işçinin işten çıkarılacağı açıklandı. Audi şefleri asıl amacın kâr marjını yüzde 8’den yüzde 11’e çıkarmak ve uzun vadeli güvenceye almak olduğunu da aynı basın toplantısında açıkladılar.

“SOSYAL AÇINDAN UYGUN YÖNTEMLER”

Otomotiv sektöründe yaşanan tüm bu gelişmeler IG Metall sendikasının ve işyeri işçi temsilciklerinin (BR) desteğiyle yapılıyor. Örneğin BMW tekelinde BR Başkanı olan Manfred Schoch, yıl sonu ikramiyesinin yüzde 15 ila 20 arası oranda düşürülmesini, “Mükemmel bir uygulama olan performans ikramiyesini uzun vadeli korumanın mutluluğunu yaşıyoruz” diye yorumladı.

Binlerce işçinin işten çıkarılacağı Audi Neckarsulm BR Başkanı Rolf Klotz ise, “piyasadaki gelişmeleri gözeterek artık işletmenin bu tesiste iki model daha üretmesini talep etmiyoruz. Ama 2023 yılına kadar elektro araçların üretilmesinin güvenceye alınmasını talep ettik. İşten çıkarmaların işletme nedeniyle (“ohne betriebsbedingte Kündigungen”) olmamasını, sosyal açıdan uygun („sozialverträglich”) yöntemlerle olmasını sağladık” dedi.

Şimdi Klotz’a “işten çıkarmaların işletme nedeniyle olmamasının” ne demek olduğu veya “işten çıkarmaların sosyal açıdan nasıl uygun” („sozialverträglich”) olduğu sorulabilir. Acaba işten çıkarılanlar saç veya göz renginden dolayı mı işten çıkarılacaklar! Veya geçimini sağlamak için işgücünden başka bir şeyi olmayan binlerce emekçinin işten çıkarılması nasıl sosyal açından uygun olabiliyor? İşsizlik parası almaları, Hartz IV yardımına muhtaç hale gelmeleri mi sosyal açıdan uygun olan?

SESSİZ KALMAYALIM

Bütün bunlar yaşanırken, dünyanın en büyük metal sendikası olmakla övünen “IG Metall ne yapıyor” diye sormak gerekiyor. Sadece otomotiv sektöründe 120 bin işçinin işten atılma tehdidi altında olduğunu sendikanın kendisi açıklamıştı.

IG Metall bürokratları işten atma planlarına karşı mücadeleyi örgütlemek yerine Alman otomobil tekellerinin rekabet gücünü koruma derdindeler. 200 binden fazla emekçinin otomotiv sanayisinde çalıştığı bir eyalette 15 bin emekçiyi istemeyerek gösteriye çağırdılar. Bunu da tabanın zorlamasıyla yaptılar!

Sendika bürokrasisi mücadeleyi örgütlemek yerine hükümetten elektro araçların kullanımını kolaylaştırmak için alt yapı çalışmalarına hız verilmesini, 6 bin Euro düzeyinde olan elektro araç ikramiyesi kampanyasının sürdürülmesini talep ediyor. İşten atmalara karşı önlem olarak ise işsizlik parası (ALG I) ödeme süresinin uzatılmasını, Hartz IV yardımının yükseltilmesini ve dönüşüm kısa çalışma parası uygulamasının karar altında alınmasını talep ediyor. Tabi bunlar sosyal açıdan bayağı uygun yöntemler!

Ayrıca şunu da belirtmekte fayda var: “Sosyal açıdan uygun” yöntemleri içeren planları imzalayan sendikalar ve BR üyeleri prensip olarak patronun işten atma planının “kaçınılmaz” olduğunu kabul etmiş oluyor. İmzalanan metinlere “gönüllülük” tanımlaması eklenerek “paralı çıkış programı”, “erken emeklilik programı”, “yaşlılıkta kısmi emeklilik uygulaması” veya işyerlerinin güvenceye alındığı ileri sürülen “gelecek sözleşmesi” denilmesi de bu gerçeği ortadan kaldırmıyor.

Şimdi daha iyi çalışma ve yaşam koşulları için, kitlesel işten atmaların yasaklanmasını ve haftalık çalışma sürelerinin tam ücret ve personel karşılığı 30 saate düşürülmesi için harekete geçmenin tam zamanıdır. Sessiz kalmayalım!