Zengin ülkeler küresel ısınmayı düşürmeye yanaşmadı

Şili’nin dönem başkanlığında Madrid’de yapılan Birleşmiş Milletler (BM) İklim Konferansı, ciddi sonuçlar almadan dağıldı. Bu gidişle 2015’te Paris’te alınan kararların 2030’a kadar yerine getirilerek küresel ısınmanın düşürülmesi mümkün görünmüyor. Zengin ülkeler doğaya saldıkları karbondioksit oranını düşürmeye yanaşmıyor. Bunların başında ABD ve Brezilya geliyor.

Bu yıl Şili’de yapılması planlanan ancak büyük protesto gösterileri nedeniyle Madrid’de yapılan Birleşmiş Milletler (BM) İklim Konferansı, tam anlamıyla başarısızlıkla sonuçlandı. Emperyalist devletlerin yanı sıra Amazon ormanlarını yakarak tarıma ve imara açmayı planlayan Brezilya’nın faşist devlet başkanı Jair Bolsonaro uzlaşmaya yanaşmadı. Bu nedenle zirvenin en önemli hedefi olarak belirlenen Paris İklim Konferansı kararlarının yerine getirilmesi konusunda sadece “minimum” bir uzlaşma sağlanarak tepkiler yatıştırılmaya çalışıldı.

Zirve öncesinde dünyanın dört bir yanında 20 Eylül ve 29 Kasım’da milyonlarca insanın katıldığı gösterilerde küresel ısınmanın durdurulması ve doğaya daha fazla sahip çıkılması çağrısında bulunulduğu halde dünya liderleri sokakta yükselen sese kulak tıkamaya devam ettiler. Keza zirve sırasında Madrid’de 500 bin kişi sokağa çıkarak aynı talepleri dile getirmişti.

HEDEFLER SULANDIRILIYOR

Zirveden ciddi bir sonuç çıkmadığı gibi, daha önce Paris İklim Konferansı’nda belirlenen hedefler de adeta sulandırıldı. Bu nedenle Greenpeace Almanya temsilcilerinden Martin Kaiser, sonucu “Paris Anlaşması’nın kalbine yapılmış bir saldırı” olarak nitelendirdi. Zirvede küresel ısınmanın etkilediği milyonlar yerine asıl olarak ABD ve Brezilya gibi ülkelerin veto kararların etkili oldu. Bir başka çevre örgütü WWF (Dünya Doğayı Koruma Vakfı-World Wide Fund For Nature) yöneticisi Michael Schaefer ise zirve sonucunu “Parisi İklim Konferası’nın hedeflerini yerine getirmek için çok önemli olan 2020 yılına böylece yanlış bir başlangıç yapılmış oldu” dedi. AB’nin iklim hedeflerini de eleştiren Schaefer, daha fazla bütçe ayrılması talebinde buldu.

GUTERRES: HAYAL KIRIKLIĞINA UĞRADIM

Sadece çevre örgütleri değil, BM Genel Genel Sekreteri Antonio Guterres de 40 saatlik oturumların ardından üzerinde sağlanan anlaşmadan memnun olmadığını ve “önemli bir fırsat kaçtı” derken, sosyal medya hesabı üzerinden ise “Konferans sonucu konusunda hayal kırıklığına uğradım” açıklaması yaptı. Hayal kırıklığına rağmen yılgınlığa düşülmemesi gerektiğini de dile getiren Guterres, sorumlulukların yerine getirilmesi gerektiğine bir kez daha vurgu yaptı.

Almanya’nın Potsdam kentinde bulunan İklim Etkileri Araştırma Enstitüsü Direktörü Johan Rockström de zirvenin sonucunu “Bütün önemli konularda yapılması gerekenler ertelendi. Olağanüstü iklim sorunu konusunda yapılanlar çok az” diye özetledi.

ASIL BELİRLEYİCİ OLAN İNSANLAR DEĞİL ÜLKELERİN ÇIKARI

Küresel ısınmaya karşı sokağa çıkan gençleri, çevre hareketlerini, genel sekreterin ve bu alanda çalışmalar yapan bilim insanlarının beklentilerinin çok altında kalan BM İklim Konferansı’nın kararlarının arkasında asıl olarak emperyalist devletlerin ve doğaya zarar veren uluslararası tekellerin olduğu söylenebilir.

Zirvede temsil edilen 200 ülke Paris İklim Anlaşması’nın belirlediği 2030 iklim hedeflerini yerine getirmek için daha fazla ödün vermeye hazır olduğunu ifade ederken ABD ve Brezilya itiraz etti. Özellikle Brezilya’dan gelen delegasyon tarım alanının kullanılmasından çıkan karbondioksit emisyonlarının azaltılması maddesine karşı çıktı. Böylece söz konusu madde listeden çıkarıldı. Daha önce imzalanan Kyoto Anlaşması ve Paris Anlaşması’nda yer alan bu maddenin listeden çıkarılması aynı zamanda daha önce sağlanan anlaşmaların da gerisine düşüldüğü gösteriyor. Böylece hedeflenen küresel ısınmanın sanayileşme dönemi öncesindeki dönem (1,5 derece) seviyesine düşürme mevcut sistem devam ettikçe mümkün görünmüyor. Zira kapitalist ülkelerin çoğu doğayı kirleten gaz emisyonlarını düşürmek için gerekli harcamaları yapmaya yanaşmıyor. Bunun için de daha az karbondioksit salınımı yapan yoksul ülkelerin hakkını satın almanın peşindeler. Bu konuda Polonya’daki zirvede yapılan pazarlıklar sonuç vermeden dağılmıştı. Madrid’de de zengin ülkeler çevreye verdikleri zararın maliyeti karşılığında yoksul ülkelere yardım etmeye yanaşmadılar. Paris İklim Anlaşması’nın 6. Maddesi ile düzenlenen ürettiği karbondioksit emisyonuna orantılı olarak daha az karbondioksit salınımı yapan yoksul ülkelere yardıma karşı çıkanlar arasında AB, Almanya, ABD, Brezilya, Çin ve Hindistan gibi ülkeler var.

Karbondioksit üretmedikleri halde küresel ısınmanın sonucu kasırga, kuraklık, sel gibi doğal felaketler yaşayan ülkelere yadım için yeni bir yardım fonunun kurulması konusunda da anlaşma sağlanamadı. Daha fazla para vermesi gereken ülkeler eski fonun yeterli olduğunu ileri sürerek karşı çıktılar. Halbuki artan felaketlere için ihtiyaç duyulan bütçe daha fazla.

Bu nedenle önümüzdeki 2020’de İngiltere’nin Glasgow kentinde yapılacak BM İklim Konferansı’ndan da ciddi sonuçların çıkması beklenmiyor. Hükümetleri ve tekelleri tarafından bunca protesto gösterilerine rağmen küresel önüne geçmeye niyetli olmadıklarının net olarak görüldüğü Madrid Zirvesi’nin ortaya çıkardığı en önemli gerçeklerden birisi, küresel ısınmaya karşı daha güçlü bir mücadeleye ihtiyaç olduğu. Ayrıca bu mücadelede küresel ısınmaya neden olan ülkeler ve tekellerin daha açıktan hedef alınarak teşhir edilmesi gerekiyor. Bugüne kadar süren mücadelede hükümetler ve tekelleri çoğunlukla utangaçça eleştirildi. Halbuki dünyayı yaşanmaz hale getiren, üstelik etkili önlemlerin alınmasına karşı çıkanlara karşı daha açık bir mücadele sürdürülmesi gerekiyor. Özellikle genç nesiller arasında ortaya çıkan çevre ve doğa bilincinin doğru hedeflere yönelmesi de ancak böyle mümkün olabilir. (YH)