Avrupa, İran’da kimden yana?

YÜCEL ÖZDEMİR

ABD’nin Kasım Süleymani, Mehdi el Mühendis ve yanındakileri öldürülmesinin üzerinden tam bir hafta geçti. Bu bir hafta içinde olup bitenlere baktığımızda Süleymani’nin öldürülmesinin yarattığı sarsıntı adeta Birinci Dünya Savaşının başlamasına vesile olan Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Veliahdı Arşidük Franz Ferdinand’ın öldürülmesine benziyor.

Rekabet ve paylaşım mücadelesinin keskinleştiği koşullarda, kendisini savaşa hazır hisseden taraf bir fırsatını bulup savaşın başlaması için vesile aramaya başlar. Bu vesile genellikle bir provokasyonla tetiklenir ve bu barut kokusunun bir anda yayılmasına yeter.

İkinci Dünya Savaşı da Polonya askerlerinin elbisesini giyen Alman askerlerinin Danzig’de açtığı ateşle başlamıştı.

İran rejiminin “veliahtı” olduğu ileri sürülen Süleymani’nin öldürülmesinin yeni bir dünya savaşına yol açıp açmayacağını bugünden kestirmek zor, ancak uluslararası ilişkilerde önemli kırılmalara, sarsılmalara yol açtığı aşikâr. Bölge ülkeleri ve Şiiler arasında ABD ile ilişkiler daha fazla sorgulanacak ve biriken öfke büyüyecek gibi görünüyor.

Suikastın işlendiği Irak’ta ABD’nin işinin artık zor olduğu, Meclisin yabancı askerlerin ülkeyi terk etmesi yönünde verdiği kararla görüldü. Kararın ne kadar yerine getirileceğinden bağımsız olarak, ABD emperyalizmi ve Irak’taki iş birlikçilerinin burada tutunması çok daha zorlaşacak. Dolayısıyla, askeri şiddetle bölgede kalmak neredeyse asıl politika haline getirilecek Trump ve ekibi tarafından. İran ve Rusya’nın Irak’tan başlayarak bölge üzerindeki etkisi ise bundan sonra daha da artacak gibi görünüyor.

ABD Başkanı Trump’ın Süleymani’yi öldürme kararının arkasında elbette İran rejimine gözdağı verme, savaşa çekerek askeri, ekonomik ve siyasi olarak zayıflatma, Irak’taki etkisini kırma bulunuyor.

2018’den beri İran’a karşı yaptırım ve yalnızlaştırma politikası izleyen Trump’ın bugüne kadar tansiyonu yükseltmek için izlemiş olduğu taktiklerin çoğu boşa çıktı. İran ile ticaret yapan ülkeler ve şirketlere yönelik tehditlere rağmen istediğini elde edemediği için, bir adım daha atma gereği duydu.

Süleymani’nin öldürülmesine kadar Avrupa ülkelerini yanına çekmek için her yola başvuran Trump, denilebilir ki, son bir hamleyle aynı zamanda saflaşmayı netleştirmek istedi. Trump 2018’de, İran ile 2015’te varılan nükleer anlaşmayı tek taraflı olarak iptal ettiği halde, anlaşmanın altında imzası olan Avrupa ülkeleri (Almanya, Fransa ve İngiltere), Rusya ve Çin geri adım atmadı. İlişkiler eski heyecanını kaybetse de temelde anlaşmaya sahip çıkıldı.

İran’ın Irak’daki ABD üssüne düzenlediği intikam saldırısından sonra kameraların karşısında geçen Trump, en fazla İran’a açık tavır almayan ülkelere mesaj verdi. Almanya, Fransa, İngiltere, Çin ve Rusya’ya İran ile imzalanan nükleer anlaşmayı feshetmeleri çağrısı yapması bunun ifadesi. İran, Süleymani’nin öldürülmesinden sonra uranyum seyreltme sınırını kaldırdığını ilan etmesine rağmen, Avrupa ülkeleri henüz resmi olarak çekilmeye karar vermiş değil.

Keza Trump’ın aynı konuşmasında NATO’yu bölgede daha aktif rol almaya çağırması da özellikle Avrupa ülkelerini İran’a karşı hizaya getirmek istediğinin işareti. Bu aynı zamana Avrupa ülkelerinin, İran’ın müttefiki Rusya ile de aralarına sınır koymasını içeriyor. Dolayısıyla; ABD’nin Süleymani’yi öldürmesinin arkasında birçok planın olduğu anlaşılıyor.

Gelişmeler Trump’ın planlarının tutmasının zor olduğunu gösteriyor. Uluslararası diplomasideki trafik bunun ifadesi. Almanya Başbakanı Angela Merkel, yarın Dışişleri Bakanı Heiko Maas’ı da yanına alarak Rusya Devlet Başkanı Putin ile görüşmeye gidiyor. Bu görüşmenin rutin bir “öğlen yemeği” olmayacağı ortada. Çıkacak sonucun yakın dönemde bölge dengeleri açısından önemli olacağını söylemek mümkün. Bu nedenle Bild gazetesi görüşmeyi “Gizli görüşmede 3. Dünya Savaşı mı konuşulacak?” şeklinde duyurdu.

Rusya ile dengeli bir ilişki sürdüren Almanya, bölgesel gücünü artırmak için boşluktan yararlanmanın hesaplarını yapıyor. ABD’nin Ortadoğu’daki etkisinin azaldığı, Rusya’nın ise güç kazandığı günümüz koşullarında yeni bir ittifaka kapı aralanıyor. 2003’te Irak’ın işgaline birlikte karşı çıkan Almanya, Fransa ve Rusya yeniden bir eksen haline gelebilir. Türkiye’nin de buna dahil olabileceği yönünde işaretler var. Zira, Merkel 24 Ocak’ta bölge ve Libya’daki gelişmeleri ele almak için Ankara’ya gidiyor. Berlin’de yapılması planlanan Libya Konferansı da henüz belirsiz olan bazı parçalarının birleştirmesine vesile olabilir.

Özetle; muhtemel bir ABD-İran savaşının etkisinin Irak ve Suriye savaşlarından çok daha büyük olacağını söylemeye gerek yok. Bu nedenle her iki tarafın da doğrudan bir savaştan kaçınacakları, ancak vekalet savaşına devam edecekleri anlaşılıyor. Bu durumun İslam coğrafyasındaki etkisi yıkıcı olacak.

Bu nedenle, bütün emperyalist devletlerin bölgeden çekilmesi, savaş tansiyonunun düşürülmesi büyük bir önem taşıyor.