ROL KAPMA YARIŞI

İranlı general Kasım Süleymani’nin katledilmesinden sonra uluslararası ilişkilerde trafik hız kazandı. Herkes gelişmeleri kendi lehine çevirmenin gayreti içinde. ABD’yi açıktan kınamayan Federal hükümet, İran’a ise nükleer anlaşmanın korunması için baskı yapmaya devam ediyor. Ankara ile de telefon diplomasisi yapan Almanya, 19 Ocak’ta Berlin’le Libya Konferansı’na ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Gelişmeler hükümetin savaş ve silahlanmada ısrar ettiğini gösteriyor.

Daha Kasım Süleymani ABD tarafından katledilmeden ve Ortadoğu’daki yeni kaotik ortam gündeme gelmeden Alman dış politikasını masaya yatıran Der Spiegel dergisi, hükümetin yeterince aktif hareket etmediğinden şikayet ediyordu. Eski Cumhurbaşkanı Joachim Gauck’un yıllar önce ilan ettiği aktif militarist ve yayılmacı politikanın gereklerinin henüz yerine getirilmediğini ifade eden Der Spiegel durumu şu cümlelerle özetliyordu: “Almanya Ortadoğu’daki çatışmaların uzağında, hem de Avrupa’nın komşusu ve çıkarları doğrudan etkilendiği halde. Berlin, bölgeyi nükleer silahlarla tehdit eden İran ile imzalanan anlaşmanın kurtarılması için de çok az şey yapıyor. Rusya ya da Türkiye’ye karşı da uzun vadeli bir strateji yok” (4.01.2020).

Bu satırların yayınlandığı günün arifesinde, yani 3 Ocak günü, ABD, İran’ın en önemli generallerinden biri olan Kasım Süleymani ve yanındakileri Bağdat’ta insansız hava saldırısıyla katletti. Ortada ABD büyükelçiliğine bir saldırının planlandığına dair somut bir delil olmadan, Trump tarafından haftalar önce verilen infaz kararı bölgede bundan sonra da pek çok gelişmeyi tetikleyecek gibi görünüyor.

HÜKÜMET SUİKASTI MAHKUM ETMEDİ

Bölgede güç ilişkilerinin yeninden dizaynı açısından önemli bir dönemeç olma özelliği taşıyan Süleymani suikastından sonra Almanya’nın her zaman olduğu ikircikli yaklaşımı devam etti. Uluslararası hukuk uzmanları tarafından ortada bir savaş olmadığı için olayın bir cinayet olduğu ifade edilmesine rağmen Federal Hükümet doğrudan ABD’yi kınamaya bile yanaşmadı. Sadece bölgenin istikrasızlaştırılmasına yol açacak saldırılardan uzak durulması çağrısını yapmakla yetindi.

ABD’yi doğrudan mahkum etmeyen hükümet, bu arada İran’a da nükleer anlaşmaya sadık kalması için çağrı üzerine çağrı yaptı. Bunun için Paris ve Londra arasında telefon diplomasisi devreye konuldu. Anlaşmanın bozulması, Alman tekellerinin İran’da son bir kaç yıldır elde ettiği pazardan olma olasılığını giderek güçlendiriyor. Trump’un Mayıs 2018’de ilan ettiği yaptırımlar çerçevesinde bazı Alman tekelleri ABD’deki çıkarlarını riske etmemek için pazardan çekileceklerini ilan etmişti.

RUSYA ÜZERİNDEN İRAN’A BASKI PLANI

Hükümet sanki Der Spiegel’de yazılan eleştirilerden ders çıkarır gibi Süleymani suikastından sonra hızla, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da etkili bir politika belirmek üzere harekete geçti. Bu açıdan Merkel’in 11 Ocak günü Rusya Devlet Başkanı Vilademir Putin ile Moskova’da yaptığı görüşme önemli. Ortadoğu’da son yıllarda etkisini artırarak önemli bir güç haline gelen Rusya ile yakın ilişki kurulduğunda hedeflere varmanın mümkün olduğunun hesabı yapılmaya başlandı.

Merkel’in nükleer anlaşmanın devam etmesi yönündeki çağrısına Putin de destek verdi. Bu nedenle İran tarafından suikasttan sonra fiili olarak rafa kaldırılan anlaşmanın kaderi Rusya’nın elinde. ABD’nin İran’ı yalnızlaştırma planına karşı Batı cephesini bölme planı yapan Rusya, şimdilik Almanya’yı da yanına almış görünüyor. Almanya da İran’dan başlayarak Ortadoğu’da çıkarlarını geliştirmenin yolunun Washington’dan değil Moskova’dan geçtiğini bilerek hareket etme eğiliminde. Bu nedenle Almanya’nın bölgede yakın dönemde Rusya’yı gözeten bir siyaset izleyerek kendi çıkarlarına alan açmaya eğilim göstereceği anlaşılıyor. Kaotik ortama rağmen Irak’tan Alman askerlerinin çekilmemesi de bunun ifadesi.

LİBYA’DA DA ROL PEŞİNDE

Benzer bir durum Libya için de geçerli. Libya’nın işgali konusunda görüntüde tarafsız kalan Almanya, daha sonra Trablus ve çevresini elinde tutan Ulusal Mutabakat Hükümeti ve Başbakanı Fayez al Sarraj’u meşru yönetim olarak tanıdı. Ancak zamanla yanlış tarafa yatırım yaptığını fark etti ve durumu kontrol altında tutmak için Libya Konferansı düzenlemeye talip oldu. Diplomatik kanallardan konferans için sürdürülen görüşmeler uzun süre sonuç vermedi. Ta ki, Türkiye’nin Libya’ya asker göndermeye karar vermesine kadar.

Türkiye’nin kararının bölgedeki çatışmaları körükleyeceğinin farkında olan Rusya, Merkel’in ziyaretiyle Almanya’ya “arabulucu rolü” vermeyi kabul etti. Bu çerçevede Berlin, Moskova ve Ankara arasında yapılan görüşmelerde konferansın 19 Ocak’ta Berlin’de yapılmasına karar verildi. Eğer son bir anlaşmazlık yaşanmazsa…

Tarafların uzlaştırılarak bir yol haritasının belirlenmesi öncelikli politika haline getirilmiş görünüyor. Kapalı kapılar arkasında yapılacak pazarlıklardan kimin kârlı kimin zararlı çıkacağı, ancak konferanstan sonra görülebilecek. Almanya, şimdilik konferansı Berlin’de yaparak, gelişmelerin daha aktif bir parçası haline gelmeyi ve kazananlar arasında olmayı umuyor.

PAYLAŞIM VE SİLAHLANMA SÜRECİ HIZLANDI

Hem İran hem de Libya ekseninde yaşanan gelişmelere bakıldığında Almanya’nın kendi çıkarlarını korumak ve geliştirmek için Rusya’ya daha fazla yakınlaştığı görülüyor. Rusya da bölgesel gücünü ve enerji kaynaklarını kullanarak Almanya ile yakım bir ilişki sürdürme politikası eğilimi gösteriyor. Trump’ın İran ile nükleer anlaşmayı iptal ederek yaratmak istediği kamplaşma şimdilik başarısızlığa uğramış görünüyor.

Açıktır ki emperyalist devletler arasında pazar paylaşım mücadelesi ve silahlanma son gelişmelerle birlikte daha da hız kazanacak. Almanya ise bu mücadelede tek başına istediklerini elde edemeyeceğinin farkında. Bu nedenle kimi zaman AB kimi zaman ise tek başına hareket ederek paylaşımdan pay elde etmenin planlarını yaparken, silahlanmaya ve silah satmaya da devam ediyor.

Barış ve diyalog yerine savaş ve çatışma üzerinden devreye konulan paylaşım planlarının Almanya’da yaşayan emekçilerin çıkarına olmadığı ortada. Zira emperyalist saldırganlığın faturasının asıl olarak emekçi sınıflara kesildiğini en iyi Almanya tarihi gösteriyor. Daha fazla pazar ve siyasi egemenlik için iki büyük savaşa katılan Almanya’nın bundan çıkaracağı pek çok ders var. Ancak gelişmelere baktığımızda Alman sermayesinin ders çıkarmadığı anlaşılıyor. Bunun için de savaşa karşı mücadele bugün çok daha büyük bir anlam kazanmış bulunuyor. (YH)