Berlin’de Libya konferansı: Kim kazandı, kim kaybetti?

Yücel ÖZDEMİR

Berlin’de yapılan Libya Konferansının yayımlanan 55 maddelik sonuç bildirisine bakıldığında, öne çıkan maddelerin başında “dışarıdan askeri desteğe son verilmesi” ve “silah ambargosu” geliyor. “Ateşkes”, “silah ambargosu”, “siyasi sürece dönüş”, “güvenlik alanında reformlar”, “ekonomik ve finansal reformlar” ve „uluslararası insani hukuk ve insan haklarına saygı“ başlıkları altında toplanan maddelere bakıldığında Berlin konferansı, 2011’den bu yana ülkede süren çatışma ve kaosun bitirilmesi bakımından ancak bir ilk adım olma özelliği taşıyor. Bu ilk adımın ne zaman ve nasıl ilerleyeceği bugünden kestirilemiyor. Bu nedenle katılımcıların çoğu sonuç bildirisine büyük anlamlar yükleme yerine başlangıç için önemli sonuçların alındığına işaret ettiler.

TARAFLARA ASKERİ DESTEK KESİLECEK

Alman Hükümetinin internet sitesinde de yayımlanan 55 maddelik bildirinin 6. Maddesinde yer alan “Silahlı çatışmadan veya Libya’nın içişlerine karışmaktan kaçınmayı taahhüt etmekte ve tüm uluslararası aktörleri de aynısını yapmaya teşvik etmekteyiz“ cümlesi bunu özetliyor. Keza 10. Madde’de “Bütün taraflara, Libya’da çatışan taraflara, ateşkesin başlamasıyla doğrudan ve dolaylı askeri desteği kesme çağrısı yapıyoruz” cümlesi yer alıyor. Ayrıca ateşkesi bozan ve silah satışına devam eden ülkelere yaptırım çağrısı yapılıyor.

32 yıl boyunca Libya’da işbaşında olan Muammer Kaddafi rejimini havadan bombardımanla yıkan, dışarıdan paramiliter güçler gönderen emperyalist ülkeler, şimdi “uluslararası aktörlerin geri durmasını” öneriyor. Libya’yı savaş ve kaosun içine çeken emperyalist devletler şimdi de kurtarıcı gibi ortaya çıkarak, kurdukları pazarlık masasında paylaşım planlarını yapıyorlar.

Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas, sosyal medya üzerinden yayımladığı mesajda “Libya Konferansı hedefine ulaştı. Böylece çatışmaların bitirilmesi için artık bir anahtar var. Şimdi hep birlikte bu anahtarı kilide koyup çevirmemiz gerekiyor” diyor.

Çok iyimser bir tanımlama olmakla birlikte “çözüm sürecinin” tahmin edilenden daha fazla sürmesi mümkün. Zira, Libya üzerinde vekalet savaşı sürdüren ülkeler arasında henüz kesin bir anlaşma ve uzlaşma sağlanabilmiş değil. Bu nedenle “kilidi” bulup açmak zaman alacak.

KAZANANLAR VE KAYBEDENLER

Zirvenin sonuçlarını “kazananlar” ve “kaybedenler” olarak tasnif ettiğimizde, elbette kazananların başında ülkenin büyük bir bölümünü ele geçiren, en son petrol naklini sağlayan limanları da denetlemeye başlayan Rusya destekli general Halife Hafter olduğu açık. Zirvenin düzenleyicisi durumunda olan Birleşmiş Milletler (BM) ve Almanya tarafından da resmi muhatap olarak tanınmayan ve “isyancıların başı” diye nitelendirilen Hafter artık resmen Libya’daki gelişmelerin doğrudan muhatabı. Rusya ise, konferansın asıl kazanan emperyalist gücü oldu. Suriye’den sonra Libya’da da kaybettiği etkisini yeniden kazanma yolunda ilerliyor. Rusya’nın Hafter’e destek vermek için Libya’ya gönderdiği ve Wagner adlı özel güvenlik şirketine bağlı görev yapan güçler de bu süreçte geri çekilecek.

Trablus merkezli Ulusal Mutabakat Hükümeti ve Başbakan Feyaz el Sarrac’ı resmi muhatap olarak gören Almanya, Fransa, İngiltere, dolayısıyla AB ülkeleri, sürece müdahil olma, muhatap değiştirme fırsatı buldukları için onlar da şimdi kazanan durumunda.

Yatırım yaptıkları Sarrac’ın yerine bundan sonra ülkenin yeraltı zenginliklerini elinde tutan Hafter ile daha sık bir araya gelecekler. Zira Avrupa ülkeleri için asıl önemli olan Libya’nın petrolü ve Libya üzerinden gelen sığınmacı sayısının azaltılması. Bu temelde her aktörle çalışabileceklerinin mesajını vermiş oldular.

Rusya ve Norveç’ten sonra Libya’dan en fazla petrol satın alan Almanya’nın bu isteği sonuç bildirisinde, “Libya Merkez Bankası ve Ulusal Petrol Şirketi’nin bütünlüğünün korunması ve tarafların petrol tesislerinin altyapısını koruma, enerji kaynaklarının gayrimeşru yöntemlerle sömürülmesinden kaçınılmalı” şeklinde yer aldı.

TÜRKİYE’NİN ASKER GÖNDERMESİ ŞİMDİ DAHA ZOR

Konferansın asıl kaybedeni İhvancı Sarrac Hükmeti ve onu destekleyen ülkeler olduğu ise ortada. Tek meşru muhataplığı askeri zayıflık nedeniyle kaybeden Sarrac, bundan sonra doğrudan ya da dolaylı olarak Hafter ve onu destekleyen ülkelerle bir araya gelmek zorunda kalacak. Konferansın asıl kaybedenleri arasında Türkiye olduğunu söylemek şimdiden mümkün. İdeolojik nedenlerle Libya’daki çatışmaların bitirilmesi yerine asker gönderme kararı alan AKP-MHP koalisyonun, konferans sonuç bildirgesiyle doğrudan ya da dolaylı olarak asker ya da başka silahlı güç göndermesi artık çok zor. Sonuç metninde açıktan Libya’ya yabancı askeri güç göndermeye karşı çıkılırken, olanların da çekilmesi yer alıyor.

Almanya Başbakanı Angela Merkel, daha konferans başlamadan yaptığı açıklamada “Dışarıdan askeri müdahale oldukça çatışmaların bitmesi mümkün değil” demişti. Sonuç metninde yer alan, “Çatışma içerisindeki tarafların ya da onlara destek verenlerin Libya topraklarında ve hava sahasındaki tüm askeri hareketliliklerini sonlandırması” ve “silah ambargosunun sürdürülmesi” maddeleri Türkiye hükümetinin Libya’da bir aktör olma planlarını tamamen sınırlandırıyor.

Bu nedenle Türkiye’nin de içinde olduğu Sarrac hükümeti destekçileri kaybedenler olarak masadan kalkmak zorunda kaldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konferanstan iki saat önce ayrılması da bunun işareti olarak sayılabilir. Frankfurter Allgemenine Zeitung’un yazdığına göre Erdoğan, konferansa da 18 dakika gecikmeli geldi.

Benzer bir durum ABD için de geçerli. Libya’nın işgal planlarına tam destek veren ABD, gelinen aşamada bölgede güçlü bir aktör olmayı başaramadı. Bundan sonra etkili olmasının tek yolu ise savaş sürecinin uzatılmasından geçiyor.

Denilebilir ki; Berlin konferansı Erdoğan’ın Libya planının bir hayal olduğu, buna geçit verilmeyeceğinin toplantısı olmuştur. Bunda, Rusya’nın Libya sahasında Almanya/AB’yi yanına çekmesi büyük bir rol oynadı. Rusya’nın bu hamlesi karşısında Erdoğan’ın şimdilik sessiz kalmayı tercih ettiği anlaşılıyor.