Kapitalizmin yeni köleleri kendi işinin sahipleri: Üzgünüz size ulaşamadık!

İngiliz yönetmen Ken Loach’ın son filmi Sorry We Missed You (Üzgünüz size ulaşamadık) 30 Ocak’tan itibaren Almanya sinemalarında gösterime giriyor. Film, zor şartlar altında çalışan Newcastle’li dört kişilik bir işçi ailesinin öyküsünü anlatıyor. Baba Ricky, hemen hemen tüm iş kollarında işçi olarak çalışmış, iyi niyetli, özverili, dürüst ve çalışkan biridir.

Anne Abby, yaşlı ve engelli kişilere ev hizmeti sunan, sevecen ve fedakâr bir kadındır. 17 yaşındaki oğulları Seb, sorumluluk duygusu gelişmemiş, umutsuzluk ve isyan içinde büyüyen, okulu asan, havai bir gençtir. Ailenin küçüğü 11 yaşındaki Liza ise ailenin en temiz kalplisidir.

Film, Ricky’nin bir kurye şirketine dağıtım elemanı olarak iş başvurusuyla başlıyor. Hayatı boyunca düşük ücretlerle, ağır iş şartları altında çalışarak bir ev sahibi olup kiradan kurtulamayan Ricky, yeni işinde para biriktirip rüyasına kavuşmaya niyetlidir.

Abby fedakarlık edip arabasını satarak artık sözde kendinin patronu olan Ricky’nin çalışabileceği bir kamyoneti almasını sağlar. Ancak modern toplum hayatının, kapitalizmin acımasız kuralları bu işçi ailesinin huzura kavuşmasına engel olur.

Ailelerini geçindirmek ve ayakta kalmak için kendilerini işe vermek zorunda olan çift, bu zorlu süreçte kendilerini büyük bir kırılmanın ortasında bulur.

Kurye şirketinin işveren temsilcisi, buldog suratlı kuralcı Maloney, hissedarların haklarını korumak adına, işçilere son derece kaba, acımasız, toleranssız davranan katı yürekli bir insandır.

Ricky haftada altı gün, günde 14 saat çalışmayı taahhüt etmiştir. İzin almak istediğinde, kendi işini üstlenecek başka bir işçi bulmak zorundadır, aksi halde 100 sterlin ceza ödeyecektir. Şirketle temasını sağlayan aleti kaybetmesi halinde 1000 sterlin ödemek durumundadır.

Karı-koca, işlerinde zamana karşı yarışıp bitkin kalana kadar çalışmalarına rağmen borç içinde yüzerler Üstelik serserilik yaptığı, hırsızlığa bulaştığı için polisle başı belaya giren oğulları, kendilerine hayatı zindan eder.

Film, kapitalist sistemin işçiyi kendini ‘kendi işinin sahibi gibi hissetmesi’ aldatmacası ile kandırmasını ustalıkla gözler önüne seriyor.

İş şartlarının ağırlığına direnirken, her türlü fedakarlığı yapmalarına rağmen çaresizlik yaşayan Abby, kocasına; “Sanki kaygan bir kuma basıyoruz. Daha çok çalışıp, daha fazla mesai yaptıkça kuma daha çok gömülüyoruz” diyerek ailesinin içinde bulunduğu çaresizliği dile getirir.

Film 2008’de yaşanan ekonomik kriz sonrasında geçim mücadelesi veren bir ailenin yaşamına odaklanıyor. Loach, giderek daha büyük çıkmaza giren sınıfsal eşitsizliği ve kapitalizmin işçi sınıfı üzerindeki yıpratıcı etkisini, her zaman olduğu gibi toplumsal gerçekçi bir estetikle ele alıyor. (YH)