Trump ve Thunberg: kapitalizmin iki yüzü

Peter Nowak

Davos’taki tiyatro, radikal eleştirinin ve muhalefetin nasıl marjinalize edildiğini gösterdi. Solcu iklim eylemcileri buna nasıl tepki verecek?

Davos’ta yapılan Dünya Ekonomik Forumu (WEF) yıllarca pek ilgi görmedi. Bu, 1990’ların sonlarında küreselleşmeyi eleştiren hareket sayesinde değişti. Birkaç yıl boyunca WEF ve devlet şiddetine karşı protestolar medyada o kadar çok baskındı ki, İsviçre’de bu seçkinler buluşmasına son verilmesi bile düşünülmeye başlandı. 2001’deki İslamcı saldırıdan sonra, WEF resmi olarak kurbanlarla dayanışma amacıyla, bir yıllığına ABD’ye taşındı. Ancak bu arada WEF organizatörü Klaus Schwab, İsviçre’de bu üst sınıf özel toplantısının neden büyük bir polis ‚donanması‘ tarafından korunması gerektiğini eleştirenleri sakinleştirmekle de ilgilendi. O sırada, WEF karşıtlarının çoğunluğu organizatörlerle herhangi bir diyaloğu reddetmekte ve toplantıya son verilmesini istemekteydiler. Davos’ta sık sık altın bir buzağı (altı köşeli şerif yıldızlı) etrafındaki dans sahnelenirken, zaman zaman anti-Semitizme dönüşen özet bir kapitalizm eleştirisi getirilmekteydi. WEF organizatörleri eleştirenlerin bazılarını sivil toplum olarak kendilerine katmaya çalıştılar. Bu, Schwab ve arkadaşlarının ekonomik ve politik alandaki seçkinlerin zaman zaman kendilerini eleştirenleri de dinlemesi gerektiği anlayışına uygundu. Ancak küreselleşmeyi eleştiren hareketin çöküşüyle, iktidarla diyalog sesleri daha yüksek sesle devreye girdi. Etkileri yoktu, buna rağmen iktidar sahibi erkek ve kadınlara görüşlerini söylemelerine izin verildi.

Thunberg’in gelişi: WEF açısından başarı

Bu yıl, WEF organizatörleri özellikle memnun durumdalar. Greta Thunberg’in Donald Trump’dan bile önce konuşturulmasıyla stratejileri mükemmel bir şekilde işledi. Thunberg’in konuşmasında iktidar sahiplerine saldırması da önemli değildi. Bu tür toplantılardaki stratejileri, Kassandra’larını, bir nevi saray soytarılarını davet etmek, kapitalist aygıt tarafından sindirilebilen, sistemin esnekliğini arttıran aykırı düşüncelerini söylemelerine izin vermekti. Fakat Thunberg, bunu bile yapmadı, özünde eleştirel bir şey söylemedi. Sol ve sağ ile ilgili olmadığını, her ikisini de başarısız bulduğunu ilan ederek,Yeşillerin gerici temel fikrini, sağda veya solda değil önde olmayı, ‚geri dönüştürdü‘. Halbuki solcu ekolojistler 1980’lerin başında, zaman zaman başarılı bir şekilde, bu görüşle mücadele etmişlerdi.

Thunberg, WEF’in önünde böyle konuşarak, ‚elbette ideolojiden tamamen bağımsız olarak‘ kapitalist mantığı içselleştiren teknokratların iktidarına yönelik çağrıları güçlendirmiş oldu. Ama tabi ki bu onlara bir ideoloji olarak değil, doğal bir yasa olarak görünmekteydi. Thunberg ve onun taklitçilerinin sürekli alıntı yaptığı bilim de buna bağlı değerlendirilmeli. Çünkü burada gizlenen bilim ve siyaset arasındaki ilişkidir ve bu da kapitalist ideolojinin bir parçasıdır.

120 yıl önce Bremen sosyal demokrasisindeki solcular dinsel ayinler ve Alman biat ruhuyla kombine edilmiş gerici Prusya okul yasasını protesto için bilime başvurduklarında bilimin iktidarını akıllarının ucundan bile geçirmediler. İşçi hareketinin, özellikle de daha sonra Bremen sol kanat radikallerinin çekirdeğini oluşturan ve Spartaküs Birliği’nden önce SPD’den ayrılma propagandası yapan Bremen sosyal demokrasisinin sol kanadının güçlendirilmesini hedeflediler.

Thunberg ve benzerleri, seçkin bir toplantıda ideolojisiz bilimi savunarak sermaye temsilcilerine aklın ve sağduyunun sesi olarak davranma çağrısı yapmış oldular. Trump, fosilleşmiş kapitalizme milliyetçi bir yüz veriyor, Thunberg ise çevre bilincine bağlı modern, fosilleşmeyen kapitalizmi temsil ediyor. Elbette, her iki kapitalizm biçimi de artı değer ve emek sömürüsüne dayanıyor.

Radikal WEF eleştirisi arka planda kaldı

İşçi hareketinin kapitalizmin üstesinden geleceğini iddia eden herhangi önemli bir örgütünün bulunmadığı, bu nedenle Kassandra rolünü ya da hoş olmayan şekilde ifade edilirse saray soytarılığını üstlenmekten başka çare kalmadığı söylenebilir. Ancak o zaman Thunberg’in WEF’teki varlığının, WEF’in temel eleştirisinin meşruiyetini yitirmesine katkı sunduğunu gözlerden gizlemiş oluruz. Hem de iki defa: Pratik olarak, bu yıl da İsviçre’de forumla diyalog aramayan, kökten eleştiri getiren protestolar vardı. Bu girişimler Thunberg’in varlığı sayesinde daha da marjinalleştirilmeye çalışıldı. İlkesel olarak, gençlerin iklim hareketinin önde gelen bir figürünün foruma katılması, WEF’in temsil ettiği toplumsal yapıya (kapitalizme) yönelik eleştirileri gayri meşru hale getirmeye hizmet etmekte.

Sol kanat iklim aktivistleri nasıl tepki veriyor?

Öte yandan, bu durum, aynı zamanda, iklim hareketinde bir arınma sürecine de yol açabilir. Son birkaç ay içinde sol kanat iklim aktivistleri tarafından açıklamalar da yapıldı zaten, ancak çoğunlukla kesinlikle Thunberg’i eleştirmek ve hareketi bölmek istemediklerini vurguladılar. Bunu yaparken ‚Merkezcilerin‘ 120 yıl önce sosyal demokraside (SPD) temsil ettikleri pozisyonu aldılar. Onlar parti yapılarının burjuvalaşmasını belirli noktalarda eleştirdiler, ancak açık bir çatışmadan, revizyonistlerden kesinlikle ayrılmaktan kaçınmışlardı. Daha önce sözünü ettiğimiz Bremen sol kanat radikalleri, I. Dünya Savaşı’ndan önce SPD’de böyle bir ayrımın kaçınılmaz olduğunu düşünen birkaç solcu gruptan biriydi. En geç Davos’ta Thunberg’in öne çıkan görünümü ile, iklim çevre hareketindeki sol da kendisinin ekolojik makyajlı -bir kapitalizm için incir yaprağı olarak kullanılıp kullanılmadığını sorgulayacaktır. Ve bu süreçte yıllardır ekolojik soruna soldan yaklaşan gruplarla karşılaşacaktır. Bunlar arasından Ekolojik Sol, çevre sendikası veya eko-sosyalizm ağı gibi değişik grupları sadece örnek olarak gösterebilirim.

Çeviren: Semra Çelik