YURTDIŞINDAKİLERE EMEKLİLİK TUZAĞI

Türkiye’de emekli olmak için Sosyal Sigortalar Kurumu’na prim ödeyenleri büyük bir skandal bekliyor. Ocak ortasından itibaren basında çıkan haberler ve uzmanların açıklamalarına bakılırsa yurtdışında yaşayıp da Türkiye’de emekli olmak için prim yatıran yaklaşık 700 bin insan yatırdığı primlerin karşılığında emeklilik maaşı alması incelemeye alındı. İnceleme sonunda “emekliliği hak etmeyenler“ bugüne kadar aldığı emekli maaşını, 10 yıl geriye dönük faiziyle birlikte geriye ödemek zorunda bırakılacak. Bu durumda yüzbinlerce insanı büyük maddi sıkıntılar bekliyor.

Yurtdışında yaşayıp da Türkiye’de dövizle emekli olanların cephesinden bakıldığında ortada skandala yol açacak bir durum yok. Zira çeşitli dönemlerde, özellikle hükümet yanlısı basın tarafından “büyük müjde” diye sunulan yasal değişikliklere uyarak primlerini ödediler ve emekli aylıklarını almaya hak kazandılar. Bugün bile internet ortamında “Gurbetçiye müjde”, “Emeklilikte ikamet koşulu kalktı”, “Gurbetçilere ikinci emeklilik fırsatı”, “Gurbetçiye yeni emeklilik müjdesi” başlıklarıyla verilen haberlerde, Türkiye’de emekli olmanın kolaylıkları ve avantajları ayrıntılı olarak anlatılıyor.

Belirlenen şartlar çerçevesinde emeklilik primlerini yatıranların bir bölümünün aracı şirketler tarafından gerçekte olmayan firmalar üzerinden çalışmış gibi gösterildiği ya da bir bölümünün yurtdışında olduğu halde Türkiye’de bilfiil bulunmadığı gerekçesiyle emekliliklerinin iptal edileceği ifade ediliyor. Ancak, yazılanlara ve söylenenlere bakılırsa gerçeğe denk düşmeyen beyanlarda bulunanların sayısı çok az. Çoğunluk ise yasalar çerçevesinde şartları yerine getirenlerden oluşuyor. Bu nedenle kimi basın yayın organlarında dövizle emeklilik için başvuranların büyük çoğunluğunu “sahtekâr” gibi göstermek gerçeği yansıtmıyor. Dövizle emeklilik konusunda yaşanan bu durum, bir çok kez tecrübe edildiği üzere yurtdışında yaşayan Türkiye kökenlilerin bir kez daha büyük bir mağduriyetle yüzyüze olduğunu gösteriyor.

DÜNDEN BUGÜNE “DÖVİZ MAKİNESİ” POLİTİKASI

Türkiye’den Almanya’da emek göçünün başladığı 1960’lı yıllardan beri devletin başlıca politikalarından birisi, işçilerin birikimlerini Türkiye’ye çekerek döviz ihtiyacını karşılamaktı. İlk yıllarda özel bir politikanın geliştirilmesine gerek yoktu, çünkü işçiler kazandıklarının neredeyse tümünü Türkiye’deki çocuklarına, ailelerine, akrabalarına gönderiyordu. Ancak, 1970’li yıllardan itibaren aile birleşimi ve kalıcılaşma eğilimlerinin baş göstermesiyle gönderilen dövizler azalınca, bu kez dövizleri Türkiye’ye çekmek için değişik şirketler ve kooperatifler Türkiye’ye yatırım adı altında işçilerden para toplamaya başladılar. Birçok kentte toplanan bu paralarla kurulan fabrikalar ve işletmelerin çoğu daha sonra ya iflas ya da birilerini zengin etti. 1980’li yıllarda esen neoliberal politikalar sonucunda ortaya çıkan ve yüksek faiz vaade eden bankerler ile Merkez Bankası devreye konuldu. Özellikle bankerlerin verdiği yüksek faiz vaatlerinin gerçek olmadığı kısa sürede ortaya çıktı. 2000’li yılların başında yaşanan Merkez Bankası skandalında ise Türkiye’nin Almanya’da yaşayanlarla ilgili bilgileri Alman devletine teslim ettiği ortaya çıktı. Bu nedenle Türkiye’deki faiz gelirlerini bildirmeyenler mağdur oldu. Maliyenin peşine düştüğü bu insanlar aldıkları sosyal yardımları geri ödemek zorunda kalırken, kriminal insanlar olarak damgalandılar.

YEŞİL SERMAYE VE DENİZ FENERİ’Nİ AKLADILAR

2000’li yıllarda ortaya çıkan ve kâr ortaklığı vaat eden İslami holdinglerin de yaklaşık bir milyon insanı dolandırdığı daha sonra ortaya çıktı. Bugünkü iktidar partisiyle yakın ilişki içerisinde olan İslami holdinglere parasını kaptıranların büyük bir kısmı paralarını geri alamadı. Kimi zaman sokakta kimi zaman mahkeme salonlarında hak mücadelesi yürüten “Yeşil sermaye” mağdurlarının, halen ayakta olan şirketlerden parası alması da kısa bir süre önce TBMM tarafından çıkarılan bir yasayla rafa kaldırıldı.

Bütün bunlara bir de Deniz Feneri skandalını eklemek gerekiyor. 2000’li yıllarda Avrupa ülkelerinde yaşayan onbinlerce insandan “yoksullara yadım” adı altında yaklaşık 45 milyon Euro toplayan Deniz Feneri’nin bu paraların büyük bir bölümünü amacına aykırı kullandığı, bugünkü hükümetle yakınlığı olan televizyon kanallarına aktardığı Alman mahkemeleri tarafından kanıtlanmıştı. Asıl sorumlularının Türkiye’de olduğunun işaret ettiği davanın Türkiye ayağında ise bir sonuç çıkmamıştı. Tersine Deniz Feneri ödüllendirilerek adeta bir devlet kuruluşu haline getirildi ve faaliyetlerine halen de devam ediyor.

PLANLI BİR EMEKLİLİK TUZAĞI MI KURULDU?

Bütün bu olup bitenler iktidardaki partilerden bağımsız olarak, Türkiye devletinin yurtdışında yaşayan Türkiye kökenli göçmenleri ekonomik olarak sömürme, birikimlerine el koyma üzerinden bir döviz elde etme planına sahip olduğunu gösteriyor. İktidara geldiğinde göçmenlere yaklaşım konusunda diğer partilerden farklı olduğunu, verdiği oy hakkı, dövizle askerlik miktarını düşürme, kimi bürokratik işlemlerde kolaylaştırmalarla kanıtlamaya çalışan AKP’nin özünde diğer partilerden farklı olmadığı son emeklilik skandalıyla bir kez daha görüldü.

Yıllarca Türkiye’de emekli olmayı kolaylaştıran, hatta hiç çalışmayan ev kadınlarına da bu yolu açan hükümetin asıl maksadının vatandaşa hizmet değil, ülkede daha fazla döviz getirmek olduğu o dönemde biliniyordu. Sıcak paranın yarattığı ortamda kendisini bir süre çeviren dövizle emeklilik sistemi hem ülke ekonomisindeki durum hem de dövizle emekli olanların sayısındaki gerileme sonucu tıkanma sürecine girdi. Bunun üzerine de öncelikli olarak halen “gurbetçi” olarak tanımlanan yurtdışında yaşayan Türkiye kökenlilerin alın terlerine, kazanımlarına el koyma planı devreye konuldu. Yıllardır emeklilik maaşı alanların emekliliklerinin iptal edilmesi için gerekçeler uydurulmaya başlandı. Hükümet ve bürokratlar tarafından “yeter ki döviz gelsin” anlayışıyla göz yumulan durumlar, şimdi büyük bir sorun olarak karşılarına çıkarıldı.

Bunun hukuki değil siyasi bir karar olduğu açıktır. Kaldı ki, 1 Ağustos 2019’da yürürlüğe giren yeni düzenlemeyle yurtdışından emekli olmak adeta imkânsız hale getirilirken, emekli olanlara da bir mesaj veriliyordu. Olanlar hükümetin uzun zamandan bir plan üzerinde çalıştığı ve adım adım emeklilik hakkını ortadan kaldırma planı yaptığını gösteriyor. Bu durum doğal olarak hükümetin döviz getirme adına yaptığı düzenlemelerin sonunda yüzbinlerce insanı mağdur etmeyi bilinçli olarak planlayıp planlamadığı sorusunu getiriyor.

Yaklaşık 60 yıllık göç tarihi, Türkiye’de işbaşına gelen bütün hükümetler gibi AKP’nin de “işçi dövizi” konusunda diğerlerinden farklı olmadığını gösteriyor. Almanya başta olmak üzere Avrupa ülkelerinde zor ve ağır koşullarda çalışan işçilerin alın terlerine, birikimlerine el koymaktan çekinmediler.

Yaşlılıkta yoksulluk çekmemek için Türkiye’de yapılan “ikinci emeklilik” aynı zamanda Almanya’da emekli aylıklarının düşük olmasından kaynaklanıyor. Ancak ne var ki, yaşlılıkta insanca bir yaşam güvencesi için asıl çıkar yol, yaşanılan ülkede yerli emekçilerle birlikte mücadele etmekten geçiyor. Nitekim düşük ücretli işler azaldıkça, emekli maaşları arttıkça, Almanya’daki Türkiye kökenliler başka bir yerde ikinci emekliliğe ihtiyaç duymayacaklar; ne zaman hangi uygulamanın yürürlüğe gireceğinin belirsiz olduğu ve sayısız kez vatandaşı mağdur eden politikalara imza atan Türkiye hükümetlerine bel bağlamak çözüm değil mağduriyet getiriyor. (YH)


DİDF: Dövizle emeklilik skandalının sorumlusu hükümettir

Demokratik İşçi Dernekleri Federasyonu (DİDF) Yönetim Kurulu yaptığı yazılı açıklamada emeklilik skandalının sorumlusunun AKP hükümeti olduğuna dikkat çekti. Yapılan açıklamada, “Yurt dışında yaşayan emekçilerin yıllarca biriktirdikleri tasarruflarını toplamak için emeklilik vaadini ortaya atan AKP, sigorta primlerini ödeyerek emekli olmaya hak kazanan ve yılladır maaş alan vatandaşları mağdur edecek bir uygulama hazırlığı içine girmiş bulunuyor. Buna gerekçe olarak da emekli olan kişilerin bilfiil Türkiye’de çalışmadıkları gösteriliyor. Ancak para toplanırken bu durumu bilen hükümetin, topladığı paraların üzerine yatmak için bu gerekçeyi öne sürmesi, açık bir aldatmaca ve dolandırıcılıktır.

Açıktır ki; bu büyük skandalın asıl sorumlusu daha fazla döviz getirme peşinde olan hükümettir. Bu nedenle insanları şartları yerine getirmedikleri gerekçesiyle ’sahtekar‘ ilan etmek insafsızlıktır.

Aslolan herkesin yaşadığı ülkede insanca yaşama ve emekli olma koşullarına sahip olmasıdır. Yaşlılıkta yoksulluğun değil, insanca bir yaşamın sağlanabilmesi için Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinde emeklilik koşullarının, ikinci bir emekliliğe ihtiyaç duyulmayacak şekilde düzeltilmesi kaçınılmaz bir hal almıştır. Düşük ücretli işlerde çalışan ya da az maaşla geçinen insanların emekliliğinin güvence altına alınması asıl olarak çalıştıkları ülkelerin görevidir. Bu nedenle yaşlılıkta yoksulluğa çözüm, Türkiye’de emeklilik değil, yaşadığımız ülkelerde bu hakların kazanılması için birlikte mücadele ile sağlanabilir.” denildi.