Ütopyası işçilerin ve kadınların kurtuluşu olan bir kadın: Flora Tristan

Zahide Yentür

“Wir Frauen” dergisinin ve takviminin redaktörlerinden gazeteci ve doktor Florence Herve, Club Voltaire’de 4. baskısı yapılacak olan kitabı ‚Flora Tristan-Feminist sosyalizm rüyası‘ isimli kitabının tanıtımını yaptı. Kitap tanıtımında Flora Tristan’ın yaşadığı çağın özellikleri, düşünceleri, yaşantısı ve çağdaşlarının onun üzerine düşünceleri konuşuldu.

Kitabın yazarı gazeteci ve kadın hakları savunucusu Florence Herve, 2014 yılında Alman Devlet Başkanı Gauck’un elinden verilen Federal Üstün Hizmetler Madalyası’nı reddetmişti. Ret gerekçesini “Bu madalya ile kadın politikasındaki ve Alman-Fransız ilişkilerini geliştirmek başta olmak üzere uluslararası ilişkilerdeki payım onurlandırılmak isteniyor. Bu konulardaki çalışmalarım her zaman her iki devletin faaliyetleri ile çakışmıştır. Bu nedenle bu madalyayı almıyorum“ diye açıklamıştı.

‚Mavi çoraplı sosyalist ve anarşist‘

Florence Herve, kitabında ele aldığı ütopik sosyalist Flora Tristan gibi demokrasi, sosyal adalet ve eşitlik için mücadeleyi kişisel çıkarlarının önüne koyan bir isim.

Flora Tristan, yaşamı ve mücadelesiyle kadın hareketi tarihinin dikkat çeken isimlerinden biri oldu.

Ressam Paul Gauguin, büyükannesi Flora Tristan hakkında şunları yazmıştı: “Babaannem garip bir kadındı. Sosyalizm tarihine ilişkin örneğin ‚İşçilerin Birliği‘ gibi bir çok şeyi keşfetmişti. Büyük bir ihtimalle yemek pişirmesini bilmiyordu. O sosyalist, anarşist bir mavi çoraplıydı“. Paul Gauguin, büyükannesini tanımamıştı. (Mavi Çoraplılar, 18. ve 19. Yüzyıl’da kadın haklarını savunan kadınları aşağılamak için kullanılan bir deyimdi. 18. Yüzyıl’da İngiltere’de varolan bir erkek klubünün ismiydi)

Clara Zetkin, ütopik sosyalizmin savunucularından Flora Tristan’ın işçi kadınların ve işçilerin kurtuluşu davasına duyduğu tutkudan etkilenmişti. Zetkin, işçi kadın hareketinin ve ütopik sosyalizmin ilk kadın öncülerinden biri olan Flora Tristan’dan yazılarında da bahsetmişti.

Flora Tristan kitaplarında ve konuşmalarında, kadın işçilerin zor yaşam ve çalışma koşulları, göçmen kadın işçilerin örgütlenmesi, sosyal adaletsizlikler, kadın ve çocuklara yönelik cinsel saldırılar, kadına yönelik şiddet, ırkçılık, yoksulluk, işsizlik gibi günümüzde de gündemde olan konuları ele almıştı.

Sermaye birikimi yoksulluk ve sefaleti büyüttü

Flora Tristan 1803 yılında Paris’te doğdu. Dört yaşına kadar Paris’in zengin semtinde küçük bir sarayda yaşadı. Annesi Fransız, babası zengin bir Perulu idi. Anne ve babasının evliliğinin İspanya kralı tarafından tanınmamış olması nedeniyle, babası öldüğünde bütün miras hakkını annesiyle birlikte kaybetti. Anne-kız Paris’in yoksul bir semtinde küçük bir odaya taşındı. Bundan sonraki yaşam, onlar için yoksulluk içinde sürecektir.

O yıllarda sadece Paris’te değil, bütün Avrupa’da yaşam ve çalışma koşulları çok ağırdı. Sanayi devriminin ardından kapitalistler, fabrikalarda eskiden serf konumunda olan köylüleri çalıştırıyordu. Kırsal kesimden şehirlere bir göç hareketi başlamıştı.

Fabrikalarda günlük çalışma süresi 18 saate kadar çıkabiliyordu. Kadın ve çocuklar zor koşullarda, hiç bir güvenceye sahip olmadan karın tokluğuna çalışıyordu. On binlerce işçi fabrikaların çevresinde kurulan ilkel barakalarda iç içe ve sağlıksız koşullarda yaşıyordu. Bilimsel sosyalizmin kurucularından Friedrich Engels, “İngiltere’de İşçi Sınıfının Durumu” isimli eserinde, yeni yükselen sınıfın kapitalistlere sermaye birikimi sağlamak üzere kadınların, çocukların ve erkeklerin en insanlık dışı koşullardan nasıl çalıştırıldığını ve bu koşullarda en fazla 40 sene yaşayıp, öldüğünü en ince ayrıntılarıyla anlatmıştı.

Kadınların ise bu yıllarda ne oy, ne eğitim, ne de tek başına özgürce kendi yaşamı üzerinde karar verme hakkı vardı. Flora Tristan, 15 yaşında tanınmış ressam ve litografi ustası Andre Chazal’in yanında meslek eğitimi yapmaya başladı. 17 yaşına geldiğinde onunla evlendi. Chazal, kumarbazdı ve şiddet eğilimleri çok güçlüydü. Flora Tristan’ın bu evlilikten üç çocuğu oldu. Chazal ile yaşamı cehennem gibiydi. Chazal, kumarda kaybettikçe bunun acısını Flora’dan çıkardı. O yıllarda Fransa’da boşanmak yasaktı. Fransız Devrimi’yle kadınların kazandığı boşanma hakkı, 1816’da yapılan reformlarla geri alınmıştı. Flora Tristan, 1873’de Paris Parlamentosu’na başvurarak “evlilik, iki insan arasında eşitlik temelinde oluşturulabilecek bir birliktir” dedi ancak dilekçesine olumlu bir yanıt alamadı. Chazal’den boşanamadı ama ondan kaçmayı başardı. Chazal, onu Londra’da buldu ve ateşli bir silahla vurdu.

Ütopya 100 yıl sonra gerçek oldu

Kadın ve erkek arasında eşitlik temelinde oluşturulabilecek gönüllü birlik, ancak bilimsel sosyalizmi sömürüsüz bir toplumun kuruluşunda anahtar olarak kullanan Sovyet işçileri ve halkı tarafından 1917 Ekim Devrimi’nden sonra gerçekleşecekti.

Flora Tristan’ın yaşadığı çağda, bilimsel sosyalizm dünyayı ve toplumu değiştirmenin bir aracı olarak yeni şekillenen bir dünya görüşüydü. Sosyalizmin erken kuramı ‚ütopik sosyalizm‘, toplumu vicdan yoluyla değiştirmeyi ummaktaydı. Çağın ütopik sosyalistleri adalet duygusuna ve vicdana sığınarak, toplumsal reformlar yoluyla yoksulluğun, eşitsizliğin ortadan kalkacağını varsaymaktadılar. Bilimsel sosyalizmin kurucuları Karl Marks ve Friedrich Engels ise yoksulluğun ve adaletsizliğin kaynağını bulmaya yöneldiler ve toplumların gelişme yasalarını keşfederek emeğin sömürüsünü ortadan kaldıracak olan sınıfsız toplum görüşünü kuramsallaştırdılar. Haksızlıklara karşı cesurca direnişine rağmen Flora Tristen’i çağdaşları Marksistlerden ayıran bu durum önemli bir noktadır.

Haksızlıklara karşı çıkan cesur bir gazeteci

Londra’da kocasının onu öldürme girişimini savuşturan Flora Tristan, Londra sokaklarında gerçeklerin peşinde koşmaya başladı. Günümüzün tanınmış gazetecilerinden Günter Wallraf gibi o da kılık değiştirerek, erkek kılığına girerek (en çok Türk erkeği kılığına girdiği belirtilir) Londra’nın arka sokaklarında kadınlara yasaklı bölgelerde fuhuş yapmaya zorlanan kadınların köle gibi satılmasını günlüğünde anlattı. Londra Günlükleri, Flora Tristan’ın önemli kitaplarından biridir.

Flora, Londra’dan Peru’ya doğru yola çıktı ve orada yaşayan amcasını buldu. Babasının servetine konan amcası, Peru’da köleleri çalıştırarak büyük bir plantaj kurmuştu. Flora, Peru’ya adım attığı ilk günden itibaren kölelik sistemini eleştirdi. İnsanları köleleştirmeyi tanrının bir emri gibi algılayan ve bunu çok normal bulan Amerikan kıtasının yeni efendilerine sert eleştirilerde bulundu. Amcası, ‚tehlikeli bir ateist‘ diye nitelendirdiği yeğeni Flora’ya küçük bir maaş bağlayarak onu başından savdı. Flora, gerçi hakkı olan mirası alamamıştı ama amcasından gelecek küçük maaşla ömrünün geri kalan kesiminde ekonomik sıkıntılar olmadan gazetecilik ve politika yapma olanağına kavuştu. Bu seyahatinde kaleme aldığı “Peru Gezi Notları” Flora Tristan’ın halen en çok okunan kitaplarındandır.

Peru dönüşü Flora Tristan 1843-1844 yıllarında Güney Fransa’da şehir şehir, fabrika fabrika kadın işçilerin durumunu inceledi. Bir yıllık gezisinde kaleme aldığı gezi notlarında dokumacı kadınların sefaletini dile getirdi. Hatta kendisini mesih gibi gördü ve bu kadınların kurtarılmasının görevini kendisine Tanrı’nın verdiği yazdı. Flora Tristan, kadınların kurtuluşu için şu talepleri ileri sürdü:

Özgür eş seçimi; kadına boşanma hakkı verilmesi; eğitimde fırsat eşitliği; kadının ekonomik bağımsızlığını elde etmesi için eşit işe eşit ücret verilmesi; evlilik dışı çocuklara eşit hakların tanınması.