Kutuplaşmaya karşı birlikte mücadele

40 yıl önce 6 Aralık 1980 yılında kurulan Demokratik İşçi Dernekleri Federasyonu (DİDF), bu yıl değişik etkinlikler gerçekleştirecek. Genel Başkan Zeynep Sefariye Ekşi ile 40. yılı ve 21-23 Şubat tarihleri arasında Frankfurt’ta yapılacak 21. Genel Kongre’yi konuştuk.

 

TONGUÇ KARAHAN

DİDF’in kuruluşu üzerinden 40 yıl gibi hayli zaman geçti. Bu süre zarfında Türkiye kökenli göçmenlerin yaşamında da birçok değişim oldu. DİDF olarak bu değişime yanıt verdiğinizi düşünüyor musunuz?

Federasyonumuz kuruluş aşamasından itibaren, Türkiyelilerin yaşam merkezinin Almanya olacağı tespiti üzerinden çalışmalarını, taleplerini, programını belirledi. Kuruluş bildirisinde Türkiye kökenli işçilere yaptığı çağrı, ‚Alman işçi sınıfı bizlerin kardeşidir. Birleşebildiğimiz ölçüde sorunlarımıza çözüm bulabiliriz.‘ federasyonumuzun temel çalışma anlayışı oldu. Ve kurulduğu günden bu yana yerli ve göçmen emekçilerin birleşmesi, ortak mücadelenin güçlenmesi ve emekçiler içerisinde yaratılan ön yargıların yıkılması için mücadele etti.

Geldiğimiz süreçte, tüm zorluklara rağmen ortak yaşam ve entegrasyon konusunda önemli mesafe katedildi. Hayatın bir çok alanında Türkiye kökenli emekçilerle yerli emekçiler daha yakınlaştı. Bu süreci yakından takip ederek sürekli güncellediğimiz‚ ‚yaşam merkezi Almanya olan herkese  vatandaşlık hakkı‘, ‚İş sürelerinin kısaltılması‘, ‚asgari ücretin hayata geçmesi‘, ‚çevre tahribatının durdurulması‘ vb. gibi talepler için yerli emekçilerle birlikte sürdürdüğümüz mücadelenin de entegrasyon ve ortak yaşamın güçlenmesine, yerli ve göçmen işçilerin yakınlaşmasına katkı sunduğunu düşünüyoruz.

Son yıllarda gerek Almanya’da ırkçı-milliyetçi politikaların ağırlaşması gerekse Türkiye’deki yönetimden kaynaklı sorunlar nedeniyle Alman ve Türkiyeli vatandaşlar arasındaki ayrışma-kutuplaşma daha hissedilir hale geldi. Bu bölünmüşlüğü giderme konusunda DİDF ne düşünüyor, neler yapmayı öngörüyor?

Özellikle son yıllarda bu kutuplaşma endişe verici boyutlara ulaştı. Esas nedeni de Alman ve Türk devletleri arasında yaşanan çıkar çatışmalarının dönem dönem derinleşmesi. Erdoğan iktidarı bu  çelişkide, Türkiyeli emekçileri de dayanağı olarak kullanmak için, hedefli bir şekilde kutuplaşmayı körükledi. Bu kutuplaşma işyerlerine kadar yansıdı. Bütün bu çabalara rağmen, işçiler-emekçiler hak alma mücadelelerinde omuz omuza alanlara çıktı. Bunun da gösterdiği gibi, bu kutuplaşmayı kırmanın, işçi ve emekçilerin ortak sorunları ve talepleri için mücadeleye daha fazla Türkiyeli emekçiyi katmakla mümkün olacağını düşünüyoruz. Bugün Türkiyeli emekçilerin sendikal mücadeleye katılımı yüksek olmasına rağmen, sağlık-konut-çevre tahribatı gibi sorunlara karşı ilgi ve duyarlılığı düşük. Kongrelerimizde bunun nedenlerini tartışarak, bu sorunlar ve konular etrafında harekete geçmelerine dönük yeni planlar yaptık. Buna ek olarak, yerli emekçilerle Türkiyeli emekçileri buluşturmak için bir çok derneğimiz tarafından gerçekleştirilen sokak şenliklerini, derneklerimizde Alman emekçilerle kahvaltılar da dahil olmak üzere değişik vesilelerle daha sık bir araya gelmeyi yaygınlaştıracağız.. Ayrıca yerli ve göçmen halk arasındaki önyargıları kırma konusunda kültürel ve sosyal alanda birbirini tanıma ve yakınlaşmaya yönelik çalışmalara daha etkili devam edeceğiz.

Bir başka bölünmüşlük de Türkiye kökenli göçmenler arasında görülüyor. Türk-Kürt veya Alevi-Sünni farklılığını kaşıyan birçok politika ve birçok örgüt olduğunu biliyoruz. Bu konuda neler diyeceksiniz?

Türkiye kökenli işçiler ve emekçilerin önemli bir bölümü Türkiye’de yaşanan gelişmeleri yakından takip ediyor. Türkiye’de demokrasi ve insan haklarına yönelik ihlaller, Kürt halkına yönelik inkar ve baskı politikaları, bölgede devam eden savaş vb. gündemden hiç düşmüyor. Doğal olarak bu gelişmelere Türkiyeli emekçiler de reaksiyon gösteriyor. Bir kesim demokrasi güçleriyle dayanışmayı güçlendirmeye çalışıyor. Hükümet ve onun buradaki uzantıları da bu kutuplaşmayı derinleştirmeye çalışıyor. Son dönemlerde bu kutuplaşmayı körükleyen örgütlerin başında DİTİB gibi, insanların inançları üzerinden ayrımcı politikaları derinleştiren kurumlar önemli bir yer tutmakta. Bunun karşısında demokrasi güçleriyle dayanışma içerisinde olanlar arasında da, yanlış bir anlayışla, dayanışmayı buradaki yaşamdan kopararak, esas olarak Almanya’da yaşayan değişik uluslardan emekçilerin, Türkiye’deki demokrasi güçleriyle dayanışmasını örgütlemeyi hedefleme yerine, Türkiyelilerin kendi aralarında bir araya gelmesi daha ön plana çıkarılıyor.

Sonuçta, AKP hükümetinin ve uzantılarının, Türkiyelileri kutuplaştırma ve içe kapatma politikalarına başka bir cepheden, isteyerek ya da istemeyerek destek veriliyor. İçe kapanma-kutuplaşma doğal olarak yerli emekçilerle birleşmeyi, bu ülkede emekçilerin hak alma mücadelesine katılımı zayıflatıyor.

Federasyonumuz yerli ve göçmen emekçilerin din, dil, ırk farkı gözetmeden birleşmesi, ortak hareket etmesi için çaba sürdürüyor, tüm çalışmalarında bu kutuplaşmayı kırmak için özen gösteriyor.

Bu kongrenizde hangi konular öne çıkacak ve hem yerli halka hem de Türkiye kökenlilere yönelik hangi mesajları öne çıkaracaksınız?

İçinden geçtiğimiz süreç gerçekten emekçilerin sorunlarının derinleştiği ama bir o kadar da safların da daha berraklaştığı, kapitalizmin tahribatının daha geniş kesimler içerisinde dile getirildiği, emperyalist güçlerin savaş hazırlıklarının daha açık görüldüğü, ırkçı hareketlerin yükselişinin devam ettiği bir süreç. Kongremiz bu gelişmelere bağlı olarak şekillendi. 2020-2021 Almanya’daki emekçiler açısından kolay yıllar olmayacak. Şimdiden önümüzdeki dönemde binlerce iş yerinin yok edileceği, çalışma koşullarının ağırlaştırılacağı açıklandı. Kongremizde işten atılmalara karşı, iş sürelerinin kısaltılması, asgari ücret, emeklilik sorunu, dijitalleşmenin iş yaşantısına etkilerinin ele alınacağı ve taleplerimizin netleştirileceği bir blok olacak. Başka bir blok da konut, sağlık ve çevre alanında yaşanan sorunlara yönelik mücadele ve taleplerimizin konuşulacağı bölüm olacak.

NATO’nun bu sene yapacağı tatbikat Avrupa ve Almanya’nın savaş hazırlıklarını ve silahlanmanın geldiği boyutları bir kez daha gösteriyor. Savaşa karşı barışı savunmak ve bu tatbikata karşı barış hareketleriyle neler yapılacağı konusu da kongremizin önemli gündemlerinden birisi olacak. Bir başka gündem ise ‚ırkçılığa ve ayrımcılığa karşı, ortak yaşamı ve emekçilerin birliğini hangi talepler ve çalışmalar üzerinden güçlendirebiliriz‘ olacak. Tabi ki bütün bu konuları, esas olarak ‚Türkiyeli emekçilerin bu sorunlar için sürdürülen mücadeleye katılımını nasıl artırırız‘ sorusuna cevap bulmayı hedefleyen bir perspektifle ele almaya çalışacağız.

Almanya’da sendikalar, barış inisiyatifleri ve sosyal haklar için mücadele eden inisiyatif ve örgütlerle yakın ilişkide bulunan göçmen örgütlerin başında geliyorsunuz. Ama derneklerinizin daha çok Türkiyeli göçmenlere hitap ettiği gözleniyor, bu bir çelişki değil mi; yerli halkla birlikte örgütlenme konusunda daha farklı bir tabloya ihtiyaç yok mu?

Derneklerimizin sadece Türkiyeli emekçilere hitap ettiği tam doğru değil. Mümkün olduğu kadar her konuda Alman emekçilerine de seslenmeye çalışıyoruz. Pek çok merkezi inisiyatifte muhatap bir örgüt olarak görülmemiz önemli. Birlikler üzerinden daha fazla Türkiyeliyi mücadeleye katmak en önemli hedefimiz. Federasyonumuz asıl olarak kendisini günlük hayatta yerli ve göçmen emekçilerin birliğini ve mücadelesini güçlendirecek, iki kesimin önyargısız, kardeşçe buluşmasını kolaylaştıracak bir köprü olarak tanımlamakta. Bu köprünün taşları bugünden sağlam konmalı, bunun için ortak sorunlara karşı kurulan örgütlerde daha fazla yer almalıyız. Derneklerimiz de yerli emekçilerle daha fazla buluştuğumuz, konuştuğumuz, eğlendiğimiz merkezler olmalı.