Thüringen kodları: Almanya’nın Neonazilerle imtihanı

5 Şubat’ta sadece Thüringen eyaletinde değil, Almanya genelinde siyasi bir darbe yaşandı. 27 Ekim 2019’da yapılan eyalet parlamentosu seçimlerinde, beş yıldır eyaleti yöneten sol hükümetin (Sol Parti-SPD-Yeşiller) 90 sandalyeli mecliste üç oy farkla salt çoğunluğu kaybetmesi, bundan sonra nasıl yola devam edileceği konusunda ciddi soru işaretlerini de beraberinde getirmişti. Irkçı-faşist Almanya için Alternatif (AfD) partisinin, Sol Parti’den sonra 22 sandalyeyle ikinci güç olması bütün hesapları altüst etmişti.

Bütün tartışma ve pazarlıkların ardından Bodo Ramelow öncülüğünde “azınlık sol hükümeti”nin kurulması için yapılan görüşmeler tamamlandı ve her üç parti de azınlıklık hükümeti konusunda anlaşmaya vardığını kamuoyunda duyurdu. Buna bağlı olarak, hükümetin fiilen işbaşı yapması anlamına gelen başbakanın meclis tarafından seçilmesi için 5 Şubat tarihi işaret edildi.

Eyalet Anayasası’nda göre ilk iki oylamada adaylardan birisinin salt çoğunluk olan 46’dan fazla oy almaması durumunda üçüncü tura geçilmesi gerekiyordu. Salt çoğunluk yerine oy çoğunluğunun gerektirdiği bu turda ilk iki turda yarışan adayların dışında başka adaylar da yarışa katılabilmekteydi.

İlk iki turda Sol Partili Ramelow’un karşısında AfD, Hıristiyan Demokratların (CDU) da oy verebileceğini umduğu bağımsız fahri belediye başkanı Christoph Kindervater’i aday gösterdi. İlk oylamada Ramelow, sol koalisyonun sahip olduğu toplam 42 oydan bir fazla 43 oy alırken, Kindervater 25 oy aldı. 22 milletvekili de çekimser kaldı. İkinci oylamada ise Ramelow 44, Kindervater 22 oy alırken, bu kez 24 milletvekili çekimser kaldı.

Böylece ilk iki turda ne Ramelow ne de Kindervater gerekli salt çoğunluğa ulaşamadı. Bunun üzerine üçüncü tur oylamasına geçildi. Sol Partili Meclis Başkanı Brigit Keller, her iki adayın dışında aday olmak isteyenlerin olup olmadığını sorunca, parlamentoda 5 milletvekili bulunan Hür Demokrat Parti (FDP), meclis grup başkanı Thomas Kemmerich’i aday gösterdi.

Televizyonların canlı yayınladığı oturuma ara verildi. Meclisin en küçük gurubu olan FDP’nin Kemmerich’i aday göstermesinin anlık bir davranış olmadığı ise sonraki günlerde görülecekti. AfD’nin her fırsatta CDU’ya çağrıda bulunarak aday göstermesini istemesine, CDU, bunun bir oyun olduğunu ifade ederek karşı çıkmıştı. Neonazilerin oylarıyla başbakan seçmeme kararı almışlardı. Bu durumda AfD’nin üçüncü turda çıkacak başka bir adaya oy vereceği de belli olmuştu. FDP ve Kemmerich de bunu bilerek hareket etmişti. Basında yer alan bilgiler, oylamadan iki gün önce FDP Genel başkanı Christian Lindner ile görüşerek üçüncü turda aday olacağını söylediği ve Lindner’in de buna yeşil ışık yaktığı yönünde. AfD’nin oylarını alacağını bilen Kemmerich’e, ilk iki turda çekimser kalan CDU’nın toptan oy vermesi konusunda da ön görüşmelerin yapıldığı tahmin ediliyor. Üçüncü tur oylaması sonucu da bunu gösteriyor. Der Spiegel’ın yazdığına göre AfD eyalet başkanı Björn Höcke, kasım ayında her iki partiye bir mektup göndererek, “Birlikte çalışmanın yeni biçiminin bulunması” çağrısında bulundu. Mektupta, “Yeter ki sol bir daha hükümeti kurmasın” anlayışı işleniyordu.

Herkesin nefesini tutarak beklediği üçüncü turda Ramelow 44, Kindervater ve Kemmerich 45 oy alarak başbakanlık koltuğuna oturdu. Böylece AfD’nin sol hükümeti ve başbakanı bir darbeyle düşürme planı CDU ve FDP ile birlikte hayata geçirilmiş oldu.

TABULAR YIKILIYOR, KRAVATLI NEONAZİLER NORMALLEŞTİRİLİYOR

Hristiyan Demokrat ve liberal partilerin Neonazilerle dolaylı işbirliği İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Alman siyasetinde önemli bir kırılmayı ifade ediyor. Her iki partinin, en azındaki bölgedeki yöneticilerinin, çok kararlı şekilde, AfD ile doğudan ya da dolaylı işbirliğine hazır olduğu görüldü. Ortak motivasyonları ise sol düşmanlığı. Hem de Höcke’nin, AfD içinde en radikal kanadı temsil ettiğini bildikleri halde… İstihbarat örgütü tarafından Höcke’nin başını çektiği grubun takibe alındığı, Höcke’nin Hitler’den alıntılar yaparak seçim konuşmaları yaptığı herkes tarafından bilindiği halde, FDP ve CDU’nın eyalet ve federal düzeydeki yöneticilerinin bunda ısrar etmesi, tarihten ders çıkarmadıklarını açık olarak gösteriyor.

AKILLARDA KALAN İKİ GÖRÜNTÜ

Neonazilerin oylarıyla Kemmerich’in başbakanlık koltuğuna oturması ve ardından daha 24 saat geçmeden başbakanlıktan istifa edeceğini ve yeniden seçimlere gidileceğini açıklamasına kadar olan süreçte iki fotoğraf akılarda kaldı. İlki Höcke’nin Kemmerich’i tebrik etmesi. Fotoğraf, mecliste sadece beş milletvekili bulunan FDP ve Kemmerich’in AfD’nin kuklası olduğunun belgesi niteliğinde.

İkinci fotoğraf ise Sol Parti (Die Linke) Eyalet Başkanı Susanne Hennig-Wellsow’un, protokol icabı Kemmerich’i kutlamaya giderken çiçekleri eline verme yerine yere atmasıdır.  Açık bir protesto olan bu davranış daha sonra toplumun geniş kesimlerinden destek gördü.

İki fotoğraf günümüz Almanya’sındaki durumu özetliyor. Liberallerden başlayarak siyasi yelpazenin sağında yer alan sermaye kesimleri, basın ve siyasetçilerin bir bölümü Neonazilerle, faşistlerle işbirliğine açık görünüyor. İktidarda kalmak için sağın desteğini almaktan çekinmiyorlar. Bu yaklaşım, söz konusu kesimlerin tarihten ders çıkarmadığını, kendi siyasi çıkarlarını korumak için bir kez daha Neonazilerle işbirliği yapmaktan geri durmayacaklarını gösteriyor.

Thüringen’de yaşananlar bu isteğin hayata geçirilmesinin sınaması olmuştur. Ancak CDU’nun içinden başlayarak toplumun geniş kesimlerinden gelen tepkiler karşısında şimdilik geri adım atılmış görünüyor. CDU Genel Başkanı Annegret Kramp-Karrenbauer’in (AKK) 10 Şubat günü ani istifası da bu gelişmelerin bir parçası.

Kemmerich’in hemen istifasının arkasında asıl olarak oluşuna geniş tepkiler yatıyor. Keza, Başbakan Angela Merkel’in bugünkü koşullarda Neonazilerle işbirliğine kapıları kapattığı anlaşılıyor. En son Kemmerich’i tebrik eden Federal Hükümet Doğu Almanya Müsteşarı Christian Hirte’yi görevden alması da bu konuda kararlı olduğunu gösteriyor. Gelişmeler CDU ve FDP içinde Neonazilerle, AfD ile gelecekte nasıl bir ilişki kurulacağı konusunda kanatlar arasında bir tartışma ve mücadelenin süreceğine işaret ediyor. AKK’nin istifası ultra muhafazakarları yeniden harekete geçirmiş görünüyor. Bu kesimlerin partiye egemen olması durumunda işbirliğinin hızlanacağı bugünden görülüyor. Neonaziler ise tıpkı geçmişte Weimar Cumhuriyeti’nde olduğu gibi toplumu sağ ve sol diye bölüp, sağı kendi etrafında toplamayı hedefliyor. Ancak 2020’lerin Almanya’sı 1920’lerin Almanya’sı değil. Alman halkı ve emekçileri Nazilerin katliamcı yüzünü 1920’lerden başlayarak 8 Mayıs 1945’e kadar gördü ve yapılanlar öyle kolay unutulacak gibi değil.

Antifaşist bilinci yenileme, Neonazilerin güç toplamasına neden olan sosyal sorunları görerek, Neonazilere karşı her alanda mücadeleyi büyütmek tek gerçek çözüm olarak karşımızda duruyor. (YH)