Avrupa Adalet Divanı kararı uygulanmıyor

Sermaye temsilcileri, AB’nin en yüksek mahkemesinin işçilerin lehine verdiği kararı uygulamamak için her türlü yol ve yöntemi deniyor. Günlük ve haftalık çalışma sürelerinin kaydedilmesinin zorunlu olduğu kararını, “20. Yüzyıla geri dönüş” olarak yorumlayan sermaye örgütleri şimdide sözde uzmanlarını ortalığa salarak, çalışma sürelerinin kaydedilmesinin “kişisel bilgileri koruma yasalarına aykırı” olduğu ileri sürüyorlar. Hükümet ise kararın nasıl uygulanabileceğini hala düşünüyor.

 

Avrupa Adalet Divanı (AAD) 14 Mayıs 2019’da aldığı bir kararla (C-55/18), bütün işletme personellerinin çalışma sürelerini “objektif, güvenilir ve kolay ulaşılabilir bir sistemle” kayıt altına almalarına hükmetmişti. AAD kararında ayrıca Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkeleri de bu doğrultuda yasal uygulamalar hazırlamakla yükümlendirmişti.

Kararda çalışanların günlük ve haftalık azami çalışma sınırı ve günlük dinlenme süresinin AB’de temel hak olarak kabul edildiği bildirilirken, çalışma sürelerinin kayıt altına alınması da bu hakkın korunması için vazgeçilmez bir araç olarak belirtilmişti. Kayıt işlemlerinin işçi sağlığı ve ücret güvenliği açısından önemli olduğuna dikkat çekilen kararda, çalışma ve dinlenme sürelerinin kaydedilmemesi durumunda işçilerin haklarını arama çabalarının da zorlaştığı belirtilmişti.

KAYIT SİSTEMİ BİRÇOK ÜLKEDE YOK

Normal çalışma sürelerinin kayıt edildiği genel bir sistem birçok ülkede yok. Almanya’da da işe gelinip giderken kart basma sisteminin olmadığı yerlerde sadece fazla mesai saatleri kaydediliyordu. Kart basılarak işe başlama ve bitirme kaydedilmesine birçok fabrikada 1980’li yılların sonuna doğru kaldırılmaya başlandı. 1990’lı yılların ortasından bugüne kadar ise çalışılan saatlerin kaydedilmesi işlemini yapan işletmelerin sayısı iyice azaldı.

Büyük tekellerde kart basma sistemi genelde işçiler için uygulanıyordu, büro çalışanlarına sözde “imtiyaz” tanındığı için kart basmaları istenmiyordu. Bu adımla güya beyaz ve mavi yakalılar arasında farklı uygulamalara da adım adım son vermeye gidilecekti. Metal ve basım işkollarında 1985’de haftalık çalışma sürelerinin 38,5 saate düşürülmesi uygulamaya başlandığında Almanya’da esnek çalışma modellerinin hızla artmaya başladığı dönem oldu. Sermaye kurumları bu dönem çok sayıda yeni yöntemi denemeye başladılar.

YENİ ÇALIŞMA MODELLERİ…

Kart basma sisteminden vazgeçilmesi sermaye için birçok açıdan daha avantajlı bir uygulama olduğu kısa sürede anlaşıldı. Kaydedilen çalışma sürelerinin denetlenmesi ve arşivlenmesi, izinlerin buna göre hesaplanması vb. bürokratik uygulamalar işletmelerin personel büro işlerinin artmasına neden oluyordu.

En küçük işletmeden binlerce işçinin çalıştığı büyük fabrikalarda bile bir işçinin işe gelip gelmediğini tespit edilmesi için gerçekte kart sistemine gerek yok. Herhangi bir işçi işe gelmediğinde bu vardiya değişiminde hemen anlaşılıyor ve personel büroya bildiriliyor. İşe gelenlerin değil gelmeyenlerin kayıtları yapılıyor.

Esnek çalışma modellerinin yaygınlaşmasıyla birlikte çalışma sürelerinin kayıt işlemleri daha fazla gündem dışı kaldı. Oysa tam da şimdi kayıt işlemlerinin daha titiz yapılması gerekiyordu. Önceleri pilot proje olarak uygulanan bir dizi model (“Vertrauensarbeitszeit“, “Gleitzeit” vb. modeller) işçi ve büro çalışanlarının alıştırılmasından sonra yaygın bir şekilde uygulanır oldu.

Birçok fabrikada artık işçiler kendi aralarında (“Teamlerde”) vardiya planları yapıyorlar, işe gelme ve gitme saatlerini düzenliyorlar. Tüm bunlar “işyerinde demokratikleşme” ve “kişisel çıkarların gözetilmesi” adı altında yapılsa da gerçekte işletmenin idari işlerinin de çalışanların sırtına yıkılmış oluyor.

・CRET GASPININ ヨNワNワ AヌTI

İdari işlemlerin bazı bölümlerinin çalışanların sırtına yıkılması işin bir yanıydı. Diğer yanda ise çalışma sürelerinin kaydedilmesinden geniş çaplı vazgeçilmesi sermaye için ek gelir anlamına geliyordu; Personel büro giderleri azaldığı gibi özellikle günlük fazla mesailerin ve hafta sonu mesailerinin doğru ödenip ödenmediğini kontrol etmek, herhangi bir yanlışlık olduğunda bunu kanıtlamakta işçilere düşüyor.

Bir ay boyunca her iş günü yarım saat ve iki cumartesi günü 6’şar saat fazla mesai yapan bir işçinin bunları kendinin not alması, alacağı fazla mesai parasını ek zamları da gözeterek hesaplaması ve bunu ay sonu bordrosuyla karşılaştırması çok da kolay bir iş olmadığını yapanlar bilir. Bordroda yanlışlık varsa bunu düzeltmenin de haftalarca, hatta aylarca sürebildiği de biliniyor.

Federal Çalışma Bakanlığı tarafından her yıl yayınlanan raporlarda Almanya genelinde kaç çalışıldığı, ne kadar fazla mesai yapıldığı bildiriliyor. Fakat bu raporlardaki yer alan rakamları önemli bir bölümün kayıtlar üzerinden değil matematik yapılarak belirleniyor. Yani “şu kadar işçi şu kadar çalışmıştır” deniliyor.

Her yıl fazla mesailerle ilgili yayınlanan verilerde ücret karşılığı ödenmiş fazla mesai parası üzerinden ücret karşılığı ödenmemiş fazla mesailer tahmin ediliyor.

HÜKÜMET YASA TASLAĞI HAZIRLAMADI

AAD kararı üzerinden neredeyse bir yıl geçmesine karşın AB üyesi ülkelerin çalışma bakanlıkları hala, “nasıl uygulayabiliriz” üzerine düşünüyorlar! “Almanya’da da çalışma süreleri mutlaka bir şekilde kaydedilmeli. Buna ilişkin taslak sunacağız” diye mahkeme kararını yorumlayan Federal Çalışma Bakanı Hubertus Heil, henüz bir yasa taslağı sunmadı.

Ayrıca Heil’den önce, bir önceki Büyük Koalisyon Hükümetinde Çalışma Bakanı olarak görev yapan SPD’li Andrea Nahles ve Katarina Barley, yeni teknolojik gelişmeleri (“Sanayi 4.0”, “dijitalleşme” ve “yapay zeka”) ileri sürerek, çalışma sürelerini belirleyen yasaların uygulanmasını bir süreliğine ara verilebileceği, bunların nasıl uygulanabileceğine ise TİS taraflarının karar vermelerini gündeme getirmişlerdi. Nahles ve Barley özellikle iki vardiya arası 11 saatlik dinlenme süresine uyulması zorunluluğunu 9 saate düşürmeyi öneriyorlardı.

KİŞİSEL BİLGİLERİN KORUNMASI HİKAYESİ

Sendikalar hala SPD’li çalışma bakanlarından ve “sosyal demokratlaşan” CDU’dan medet umarak yasa taslağını beklerken sermaye örgütleri boş durmuyorlar. Bir yanda “dijitalleşme çağı olan 21. Yüzyılda 20. Yüzyılın kart basma gibi ilkel yöntemlerine” dönmek istemediklerini söyleyen BDI, BDA ve DIHK gibi sermaye örgütleri diğer yanda ise yine “demokrasi” adına kamuoyunu yanıltmak için propagandaya başladılar.

Çalışma sürelerinin kişisel kayıt edilmesiyle ilgili yasa taslağı çıkarmadan önce böyle bir adımın bir süredir AB genelinde uygulamada olan “Kişisel Bilgilerin Korunması” yasalarıyla uyumlu olup olmayacağına bakılması gerektiğini ileri süren sermaye yanlısı hukukçular, “Prensip olarak mümkün görünse de böyle bir yasayı aceleye getirmemekte, olumlu ve olumsuz tüm yönlerini araştırmakta fayda var” diyorlar.

Fabrikalarda işçileri kameralarla izleyen, maillerini kontrol eden, bilgisayarları özel programlarla düzenli tarayanların, çalışma sürelerinin düzenli olarak “objektif, güvenilir ve kolay ulaşılabilir bir sistemle” kayıt edilmesi gündeme geldiğinde “kişisel bilgilerin korunması” ve “işçilerin insan haklarını” düşünmeleri pek inandırıcı gelmiyor elbette. Asgari ücrete tabi olan işkollarında çalışma sürelerinin kayıt edilmesi yasası 2015’ten bu yana mevcut olmasına karşın bunun hala uygulanmaması, işçilerin asgari ücretinin bile gasp edildiği gerçeğine bakıldığında sermayenin ve hukukçularının asıl niyetinin ne olduğu da anlaşılıyor.

Sendikalar, bazı işletmelerdeki “örnek” uygulamalara dikkat çekerek sermeye ve hükümetinin vicdanına “bunun mümkün olduğunu görüyorsunuz” diye seslenmek yerine ADD’nin talep ettiği gibi tüm işkollarını kapsayan bir yasal düzenleme için mücadele etmeliler.


CCOO – DEUTSCHE BANK SAE*

Karara konu olan dava, İspanyol Hizmet Emekçileri Sendikaları Federasyonu (CCOO) tarafından İspanya’da faaliyet yürüten Deutsche Bank’a karşı açılmıştı. Sendika, çalışanların yasal olan sürenin üzerinde çalıştırılmasının önüne geçmek için DB’nin çalışma sürelerini kayıt altına almasını istiyordu. DB, Almanya’daki alışagelmiş yöntemlerle çalışma sürelerinin kaydedilmesinin yeterli olmadığı gerekçesiyle davayı kaybetti.

DB, daha önce İspanya Yüksek Mahkemesi’nde kendini, İspanya yasalarında bu konuda umumi geçerliliği olan bir yasanın bulunmadığı yönünde savunmuştu. Ancak AAD şimdi aldığı kararla bu durumu da eleştirdi. Divan, her bir çalışanın günlük çalışma süresinin sistematik bir yöntemle ölçülmediği takdirde ne çalıştığı süreleri ne de mesai sürelerini objektif ve güvenilir bir biçimde belirlemenin mümkün olmadığına kanaat getirdi. Kararda, bu şekilde çalışanların haftalık azami çalışma süreleri ya da dinlenme süreleri gibi haklarını elde etmelerinin olanaksız olduğun belirtildi. Oysa işverenlerin çalışanlarının haftada en fazla 48 saat çalışmalarını ve günde 11 saat dinlenmelerini güvence altına almaları gerekiyor.

* Konuya ilişkin ilk haberi okumak i輅n internetten gazetemizin 土enihayat.de/2019/05/24/avrupa-adalet-divani-isverenler-calisma-suerelerini-kaydetmek-zorunda/・, mahkeme kararı i輅n 田uria.europa.eu/juris/liste.jsf?language=de&num=C-55/18・ sayfalarına bakabilirsiniz