Hanau: Yine bir kara gün!

Ali Çarman

Katliamdan iki gün sonra Hanau sessiz sedasız, sanki karalar giyinip yasa bürünmüştü. Katliamın başlangıç yeri Heumarkt Meydanı’ndayız. Sokak hala polislerce kapatılmış. İnceleme sürüyor. İnsan sormadan edemiyor: Görevi vatandaşı korumak olan polisler katliam işlenirken nerdeydiler? Katliam sonrası kaç görevli istifa etti? Emniyet müdürü aynı koltukta hala nasıl rahat oturabiliyor?

Saldırıların olduğu duvar dipleri, kapı girişleri, sokaklar mumlar ve çiçeklerle dolmuş. On yaşındaki çocuklar büyük bir saygı ve gözyaşları içinde ellerindeki gülleri usulca yere bırakmaktalar.

Oradan Grimm Kardeşler anıtının bulunduğu alana ilerliyoruz. Belediye binası önündeki alana dikili anıtın dört tarafı mumlar, çiçekler ve küçük notlarla dolmuş. “Birlikteyiz” dövizinin “birlik” bölümü kalp içine alınmış. Defter yapraklarına yazılmış sözlerden ilk elden gözümüze çarpanlar: Irkçılığa karşı ayaktayız, hepimiz insanız, bölünmeye karşı bir olalım, ırkçılar şehrimizden defolsun…

Kürtçe yakılan ağıtlar..

Katliamın işlendiği noktayla ikinci yer arası epeyce uzak. Anmaya yetişebilmek için nerdeyse koşarak ancak 20 dakikada varabildik.

Ve Kürt kadınları, yürek patlatırcasına ağıtlar yakmaktalar. İnsan bu ağıtlara dayanamıyor. Göz yaşlarımızı tutmak mümkün değil..

Kurt-Schumacher alanındaki Arena Cafe’nin önü kalabalık. Hanau Demokratik Kürt Toplum Merkezi imzalı siyah pankartı önünde konuşmalar yapılıyor.

Irkçı terörün katlettiği dokuz kişinin adları tek tek gözyaşları içinde okunuyor.

“Onlar ölmediler yüreklerimize gömüldüler” dercesine fotoğraflarını göğüsleri üzerinde taşımaktalar. Gençlerin yoğunluğu dikkat çekmekte.

Irkçılığa karşı ırkçılıkla mücadele edilemez

Ağrılıların Almanya’da en çok yaşadıkları kent olan Hanau’daki ırkçı katliamda yaşamını kaybedenlerden beş kişi Kürt kökenli. Katledilen Kürt genci Ferhat Unvar’ın babası; “Oğlumun arkası dönükken ateş edilmiş. Bunu kabullenmek çok zor. Oğlumun tek suçu göçmen olmaktı” diyor.

Demokratik kurumlar bu konuda dikkatli ve sorumlu davranırken Türk medyasında çıkan haberlerde katliamın sanki özel olarak Türklere karşı yapıldığı işlenmekte. Daha cenaze törenleri yapılmamış, aileler ve insanlar büyük bir acı içindeyken, ısrarla ‘öldürülenler Türk denilerek’ milliyetçilik körüklenmekte. Katliamı bile istismar etme gafletine düşenler aslında ırkçılara yeni saldırılar için malzemeler vermekteler.

Evladını kaybetmiş bir anne, “ırkçılık başka bir aileyi yakmasın, başka gençlerin canını almasın” diye yakarış için sözler sarfederken, bir yerlerden basılırcasına el altında koca koca bayraklar dağıtmak nasıl izah edilebilir.

İnsanı canavarlaştırıp sokağa bırakan politikalara karşı hep birlik olup mücadele etmezsek içimiz daha çok kanayacak.

Artık hiçbir güç masalların şehrine kara bir leke gibi düşen bu katliamı silemez. İnsanlığı tehdit eden ırkçılığa karşı on yaşındaki Alman çocuğun yazmış olduğu “Hep Biriz” sözleri kulağımıza küpe olmalı ve ona uygun davranmalı.

Belki o vakit ırkçı saldırılar yok olabilir.