AB’NİN BARBAR YÜZÜ

Türkiye hükümetinin uluslararası hukuk ve insan haklarına aykırı şekilde mültecileri AB’ye karşı şantaj olarak sınıra sürmesine Avrupa’nın yanıtı da aynı oldu. Yunanistan, AB’nin tam desteğiyle temel sığınma hakkını yeni gelen sığınmacılar için bir aylığına askıya alırken, Türkiye-Yunanistan sınırında askeri önlemler yoğunlaştırıldı. Binlerce mültecinin yaşadığı insanlık dramı ne Avrupa ne de Türkiye egemenlerinin umurunda. Bu insanlık dışı politikaya karşı pek çok kentte yapılan gösterilere ise binlerce iki katıldı ve kapıların açılmasını talep etti.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 27 Şubat günü Avrupa’ya gitmek isteyen mültecilere sınır kapılarını açtıklarını ilan etmesinden bu yana Türkiye-Yunanistan sınırında büyük bir insanlık dramı yaşanıyor. Türkiye İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya göre 140 binden fazla mültecinin Türkiye’yi terk ettiği, Yunan yetkilerinin rakamlarına göre ise 13 bin mültecinin giriş yaptığı iki ülke arasındaki tampon bölgedeki belirsizlik, aradan iki hafta geçtiği halde sürüyor.

Başta Afganistan, Irak, İran, Suriye, Libya gibi savaş ve yoksulluğun hâkim olduğu ülkelerden gelen sığınmacıların yüzüne kapatılan kapıların arkasında yaşanan dram ne Avrupa ne de Türkiye egemen sınıflarının derdinde.

Erdoğan’ın sığınmacıları kendi siyasi ve ekonomik çıkarları için Avrupa’ya karşı şantaj olarak kullanması elbette yeni değil. Yıllardır Avrupa’dan daha fazla maddi ve siyasi destek elde etmek için elindeki sığınmacı kozunu kullanan Erdoğan’ın yoksul insanların sırtından kirli bir pazarlık ve politika sürdürdüğü bir kez daha görüldü. Özellikle Suriye’de izlenen yanlış politikalar sonucunda Türk askerlerinin hayatını kaybetmesinin faturası da adeta sığınmacılara kesiliyor.

AVRUPA’NIN YAPTIĞI ERDOĞAN’DAN FARKLI DEĞİL

Erdoğan’ın uluslararası hukuka, insan haklarına ve imzalanan uluslararası sözleşmelere aykırı davrandığını ifade eden Avrupa ülkelerinin takındığı tutum Erdoğan’dan pek de farklı olmadı. Yunanistan, AB’nin tam desteğiyle temel bir insan hakkı olarak kabul edilen sığınma hakkını, yeni gelen sığınmacılar için bir ay boyunca askıya aldığını açıkladı. En dramatik olanı ise hiçbir AB ülkesinin buna itiraz etmemesiydi. Her fırsatta “Avrupa değerlerinden”, “insan haklarından”, “hümanizmden” söz eden Avrupa ülkelerinin yöneticileri, Erdoğan’ın tehdit ve şantajı karşısında attıkları ilk adım sığınma hakkının rafa kaldırılması oldu.

ERDOĞAN’A TAVİZ VERMEMENİN YOLU SIĞINMACI ALMAMAK MI?

Erdoğan’ın sığınmacıları kendi siyasi ve ekonomik çıkarları için suiistimal etmesine Avrupa’dan gösterilen tepkilerin çoğu “boyun eğmeme”, “diz çökmeme” şeklinde oldu. Bundan kastedilen ise Yunanistan’dan başlayarak sınırların kapatılması, sığınmacıların bloke edilmesinden başka bir şey değil. Üstelik bunun gerçekleşmesi için AB, sınır güvenlik polisi Frontex’in Yunanistan’daki gücünü artırırken, Yunanistan’a girişleri engellemesi için 350 milyon Euro’su hemen olmak üzere 700 milyon Euro destek verilmesi kararlaştırıldı.

AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in başında olduğu heyetin Türk-Yunan sınırına giderek sınır kontrollerini yerinde denetlemesi bu desteğin zirvesi oldu. Açıktır ki, AB, von der Leyen’in ifadesiyle Yunanistan’a “Avrupa’nın kalkanı” görevi vermiştir ve işbaşındaki muhafazakâr hükümet de bunu eksiksiz şekilde yerine getiriyor. Yunanistan’ın kendi sınırlar kapıları üzerinde söz söyleme hakkı elinden alınmış, nasıl davranacağı Brüksel’den, Berlin’den belirlenir hale gelmiştir. Denilebilir ki, Trump’un ABD-Meksika sınırına inşa etmeyi planladığı duvarın bir benzerinin Türkiye-Yunanistan sınırına AB tarafından örüldüğü son iki hafta içinde yaşananlar bir kez daha anlaşılıyor.

AB’nin sınırlarının adeta “cephe savaşı” yürütülüyormuşçasına savunulmasında Almanya’nın belirleyici bir rol oynadığı da biliniyor. Zira, Başbakan Angela Merkel ve hükümet üyeleri de yaptıkları açıklamalarda Erdoğan’ın şantajı karşısında geri adım atılmaması gerektiğini sıkça ifade ettiler. Ve 2015’tekine benzer bir durumun asla yaşanmayacağının sözünü verdiler.

Diğer taraftan görünen o ki AB, Erdoğan karşısında “diz çökmeyi”, “geri adım” atmayı mültecilerle sınırlandırırken, Türkiye ile ekonomik, diplomatik, askeri ve silah satışını ise aksatmadan sürdürme iki yüzlülüğü içinde bulunuyor.

DAYANIŞMA ÖLMEDİ, YAŞIYOR

Avrupa sermayesi, gerici basını ve partileri hep bir ağızdan mültecilere bu kez “Hoş geldiniz” denmemesi gerektiğini propaganda etmesine rağmen, başta Almanya ve Yunanistan olmak üzere Avrupa’nın değişik ülkelerinde binlerce insanın katıldığı dayanışma eylemleri yapıldı.

Eylemlerde mültecilere karşı düşmanca politikalara son verilmesi, insanların yerlerini-yurtlarını terk etmesine neden olan savaş politikalarının sorgulanması çağrısı yapıldı. Özellikle zor durumdaki kadın ve çocuklara kapıların açılması ve Avrupa ülkeleri arasında paylaşılması istendi.

Ancak, hükümetler sokakta yükselen bu sese kulaklarını tıkamaya, eylemleri görmemeye devam ediyor. Mültecilere insani açıdan yardım edilmesi gerektiğini dile getiren sol-liberal çevrelerin çoğu da sığınmacılara bulundukları ülkelerde yardım elinin uzatılması gerektiğini söyledi.

Alman hükümeti ise sosyal medya hesapları üzerinden Arapça ve Farsça yayınladığı mesajlarda mültecilere “Neredeyseniz, orada kalın” çağrısı yaptı.

Gelişmeler, Avrupa’nın savaştan, şiddetten, yoksulluktan kaçan insanlara karşı eskisine göre daha sert bir politika izlediğini ve sınırlarından uzak tutmak için yoğun bir çaba içerisinde olacağını gösteriyor. Bu temelde mülteci akınını önlemek adına Erdoğan ile kirli pazarlıkların devam etmesi muhtemel görünüyor. (YH)