Avrupa: Koronavirüsten ‘korona kriz’e

YÜCEL ÖZDEMİR

İlk olarak Vuhanlı Doktor Li Wenliang tarafından tanısı konulan koronavirüs sadece Çin’i değil, Avrupa’yı da sarsıyor. Asya’nın dışında şu ana kadar en çok etkilenen ülke, Avrupa’nın dördüncü büyük ekonomisine sahip İtalya oldu. Geçen hafta 16 milyon insanın yaşadığı Kuzey İtalya bölgesine getirilen giriş-çıkış yasağı bu hafta ülke geneline yayıldı.

28 Ocak’ta Çin’den gelen iki turistten ülkeye yayılan virüsün ülke geneline neden bu denli yayıldığı sorusunun yanıtı Alman basınında da tartışılıyor. Alman Robert Koch Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Lothar Weiler, bir soru üzerine “İtalya’daki sağlık sisteminin hazırlıksız yakalanmasını” yayılmanın başlıca nedeni olarak gösterdi.

Kuzey İtalya’ya giden Der Spiegel muhabirleri bölgede durumun gerçekten feci olduğunu bildiriyorlar: “Hastaneler tıka basa dolu. Doktorlar ve hemşireler hastadan hastaya koşuyor. Durum iki üç hafta daha sürerse sistemin bunu kaldırması mümkün olmayacak.” Pavia’daki San Matteo Hastanesinin Başhekimi Rafeale Bruno durumu şu şekilde özetliyor: “Korona, tsunami gibi üzerimize geldi.” (spiegel.de, 11.03.2020)

Doğrusunu sorarsanız hangi ülkenin sağlık sistemi, tanısı belli olmayan, kitlesel bir hastalığa yol açacak bir virüse karşı hazırlıklı ki… Bu nedenle “tsunami”nin bütün ülkelerin başına geldiğini söylemek mümkün.

İki büyük dünya savaşı yaşamış, bu nedenle en kötü senaryoya hazırlıklı olma alışkanlığının olduğu Almanya’da da panik havası sürüyor. Dezenfektasyon ilacı, un, sabun sıkıntısı kendisini hissettirmeye başladı. Sürekli uyulacak kurallar ve yapılması gerekenler sıralanıyor. Başbakan Merkel, sağlık bakanıyla birlikte düzenlediği basın toplantısında “Durum ciddi” derken, nüfusun yüzde 60-70’inin koronavirüse yakalanma olasılığıyla karşı karşıya olduğunu dile getirerek, zor günlere hazırlıklı olunması gerektiğinin mesajını verdi.

Vatandaşlar temkinli. Ancak hükümet ve sermaye her zamanki gibi krizi fırsata çevirmenin peşinde. AB Komisyonu, koronadan etkilenen sektörlere destek amacıyla 25 milyar avroluk bir fon ayırdı. Almanya da benzer bir fonu bugün açıklayacak. Başbakanlık Dairesinde Merkel başkanlığında yapılacak “kriz toplantısı”nda koronavirüsten etkilenen ve etkilenecek sektörlerin desteklenmesine karar verilecek. Sermaye örgütlerinin yanı sıra sendika temsilcileri de toplantıya davet edildi. Onlara da muhtemelen bu süreçte anlayışlı davranmaları, önemli olanın sağlık olduğu söylenecek. Feragat yapmaya dünden hazır sendikaların da hükümetin sermayeyi destekleme planına onay vermesi bekleniyor. Hükümet geçen hafta, koronavirüs nedeniyle çalışanlarını kısa çalışmaya gönderen işletmelere yardım yapmayı jet hızıyla kabul etmişti.

Kononavirüsün 2008’deki krize benzer bir süreci tetikleyebileceği de şimdiden ifade ediliyor. Hükümet de o zamandan kalma tecrübeleri güncelliyor. Bunların başında şirketlerin ve bankaların kurulacak fonlarla desteklenmesi geliyor. Almanya gibi kasaların dolu olduğu bir ülkede firmaların devletin kasasından fonlanması sorun değil. “Handelsblatt” gazetesinin yazdığına göre G7 ülkeleri ekonomideki daralma riskine karşı “acil plan” üzerinde çalışıyor.

Keza siyasiler, pazartesi günü dünya genelinde 2008’den bu yana en düşük seviyeye varan borsa hisselerini yükseltmek için spekülatörlere moral aşılıyor. Ancak, borsadaki çöküş can derdindeki vatandaşların umurunda değil.

Sağlık sektörünü kâr ve borsa anlayışıyla idare etmeye alışkın bütün neoliberal anlayışlar, bugün koronavirüs nedeniyle yaşananlara gerekçe olarak “hazırlıksız” yakalanmayı gösteriyorlar. Dolayısıyla suçlarını ve sorumluluklarını hafifletmenin gayreti içindeler. İnsanlık var oldukça bu türden büyük yaygın hastalık ve felaketlerin her an yaşanabileceğini hesaba katarak ona göre bir planlama yapma ise onların zihniyetinde yok.

Ne var ki insanlık tarihi koronavirüsün ilk ölümcül virüs olmadığını gösteriyor. 1330’larda ortaya çıkan ve etkisi 20 yıl süren ‘kara veba’ nedeniyle dünya genelinde 75 ila 200 milyon arasında insan hayatını kaybetti. İngiltere’de her on kişiden dördü, Floransa’da her iki kişiden biri öldü. Mart 1520’lerde İspanyol askerlerinin Küba’dan Meksika’ya götürdüğü Afrikalı köle Francisco de Eguia’nın yaydığı çiçek virüsü ülke nüfusunu kırdı geçirdi. Aralık ayına kadar 8 milyon insan öldü. Maya ve Aztek krallıkları hastalıktan kırıldı. Ocak 1918’de başlayan “İspanyol gribi”nin ise 50-100 milyon insanın canına mal olduğu tahmin ediliyor. Sonraki virüslerin etkisi daha sınırlı oldu.

Bu nedenle silahlanmaya, borsaya, savaşa değil, her an büyük bir felaket olacakmış gibi sağlığa, bilime bütçe ayırmak tek seçenek olarak görünüyor. Koronavirüs bir kez daha sağlık sektörünü özelleştirme ve kârın esas amaç haline getirilmesinin asıl büyük felaket olduğunu gösteriyor. Bu nedenle özelleştirilen sağlık hizmetlerinin ve hastanelerin kamulaştırılması, sağlığa daha fazla bütçenin ayrılması, hastane ve sağlık çalışanı sayısının artırılması, herkesin sağlık hizmetlerinden parasız yararlanması, sağlığa daha fazla bütçe ayrılması büyük önem taşıyor.

Unutulmamalı ki, geçmişte olduğu gibi bugün de kitlesel ölümlere yol açacak virüsler en fazla yoksul emekçileri mağdur edecek, sermaye sahiplerini, iyi hallileri ve borsa spekülatörlerini değil…

Kitlesel ölümlere yol açan virüslerin ortaya çıkması “doğa kuralı” olabilir, ancak buna hazırlıklı olup önlem almamanın, günümüz teknolojik ve bilimsel gelişmeleriyle yanıt verememenin, sürekli sudan gerekçeler öne sürmenin doğal bir durum gibi sunulması kabul edilmemeli.