Yorgun bir toplum için zorunlu mola

Heribert Prantl/Süddeutsche Zeitung

Dün düşünülemez olan şeylerin çoktan güncelleştiği günlerdeyiz. Şu anda okullar kapalı, anaokulları kapalı, tiyatrolar kapalı, kiliseler kapalı, müzeler kapalı, oteller kapalı, dükkanlar kapalı, lokantalar kapalı; sınırlar kapalı. İki veya üç gün için değil, haftalarca; belki kim bilir daha da uzun süre. Uçaklar artık uçmuyor. Trenlerin ne kadar gideceğini kimse bilmiyor. Otobüsler ne olacak? Metrolar ne olacak? Belki benzin istasyonları da kapanacak. Bu durum mobiliteyi hızlı ve etkili bir şekilde durduracak.

Güvenli olan artık güvenilir değil

Güvenilir olduğuna inanılan artık güvenilir değil. Anlamsız olan, alternatif olmadığı için anlamlı görülüyor, mantıklı olmayan alternatif olmadığı için mantıklı hatta zorunlu olarak kabul ediliyor. Korona ve ondan duyulan korku savaşın yapamayacağı şeyi yapabildi: Kiliseler kapalı, düğünler, vaftizler iptal ediliyor. İnsanlar ölmeye devam ediyor, ancak cenaze törenleri sadece küçük gruplar arasında gerçekleşiyor.

Olağanüstü duruma kim karar veriyor?

Olağanüstü durum artık kenarda köşede değil, ortada. Politikacılar Alman ordusunu iç güvenlikte konuşlandırmaktan bahsediyor. Hastalara bakmak için mi? Yasakları ve sokağa çıkma sınırlamalarını kontrol etmek için mi? Güç göstermek için mi? Korkuyla birşeyler yapılması isteniyor. Hayır, sadece bir şey değil, her şey yapılmalı: Baskı, önleme, hepsi birarada ve mümkün olduğunca çok. Korku, korkuyu hafifletmeyi vaat eden her şeye bağımlılık yapar. Virolojik-gazetecilik-politik güç gösterme döngüsü var ki, nerede başladığını, nerede biteceğini ve demokrasiyi nereye götüreceğini bilemezsiniz. Demokrasi ne zaman virologlara göre belirlenir hale gelir? Carl Schmitt’in demokrasiyi yok ettiği için şimdilerde de taraftarları olan sözünde olduğu gibi “Olağanüstü duruma karar veren egemen olandır” Şu anda egemen olan halk, tüm tedbirlerle hemfikir. Gerekli olanın yapılmakta olduğu için neredeyse şükran var. Hissettiğimiz ortak duygu: “Eskiyi koruyoruz!”

Dikkatli demokratlar ve iyi virologlar

Ya aidiyet duygusu zamanla parçalanırsa? O zaman daha fazla kontrole mi ihtiyacımız olacak? Daha fazla gözetlemeye? Daha fazla polise? Ne kadar süreceği hiç kimse tarafından bilinmeyen kriz ne kadar uzun sürerse o süre içinde uyanık demokratlara ve iyi virologlara ihtiyacımız var. Toplum ve demokrasi için zorunlu olan toplumsal temastan vazgeçmemiz gerekiyor. Özellikle de Korona’dan en fazla etkilenen insanlardan. Uzmanlar, enfeksiyonları önlemede bu şekilde etkili olunabileceğini vaat ediyorlar. Ancak, temel hak ve özgürlüklerin kaldırılması ve sosyal temasın askıya alınması durumunda toplumun ne hale geleceğini de sorgulamamız gerekmiyor mu? Korona krizinde kabullendiklerimiz, gerçek veya varsayılan olağanüstü durumlarda davranış planımız haline gelecek mi? O zaman bilinsin ki eskisinden çok kötü duruma düşeceğiz.

Eczacılar polisi aramalı

İstenilen kadar ‘paniğe gerek yok’ densin eczacılar, daha fazla dezenfektan olmadığı için ayaklanan müşterileri yola getirmek için polis çağıracaklar. Marketlerde sadece makarna değil çikolata da satılıyor; geçen gün alışveriş kuyruğundayken önümdeki kişinin alışveriş sepetinde yetmiş kutu çikolata vardı. Bu tür panik insanı gülümsetiyor ama ağlatan panik de var. Huzurevindeki yaşlılar, hastalıktan korunmaları için, artık ziyaret edilemiyor. Belki de hayatlarının son haftalarını yaşıyorlar. Belki şimdi yalnızlık, keder ve üzüntüden ölüyorlar. Ama keder ve üzüntü bulaşıcı değil.

Virüs bu konudaki tartışmaya da bulaştı. Korona bulaşıcı ve korkusu da. Ş

imdi küresel bir deneyim içindeyiz: Toplum artık işlemez hale geldiğinde nasıl işletilir? Hayalet gibi. Boş sokakların ve dükkanların görüntüsü de hayalettir. Ancak neredeyse herkes, virolojik-politik-gazetecilik de, titizliğin iyi olduğunu düşünüyor ve bunu iyi bulmayanlar sadece küçük bir grupta düşüncelerini açıklayabiliyorlar. Virüs bununla ilgili tartışmayı da enfekte etti. Almanya’da uzun zamandır sesi pek duyulmayan işçi hareketinin sihirli sözcüğü her derde deva: Dayanışma! Ama şimdi bunu virologlar söylüyor ve tüm çarklar duruyor. Koronanın hayatı durdurması, birçok kişinin sıfırlama düğmesine olan özlemini ve yalnız bırakılma ihtiyacını tatmin edebilir. Diğer yandan bazı insanlar kontrol önlemleri hakkında bu kadar ileri gidilmemesi gerektiğini söylüyorlar. Sonuçta ortalık sessiz, yapmamız gereken şeyleri yapmak zorunda değiliz ve dayanışmaya ayıracak zamanımız var. Korona aşırı sinirli, bunalmış, bitkin bir topluma zorla mola verdiriyor. Zorunlu mola sona erdiğinde toplum olumlu ders çıkarmış olacak mı?

Çeviren: Semra Çelik