Karantina günleri üzerine dört kitap önerisi

Evde kaldığınız süre içinde okuyabileceğiniz dört kitap önerimiz salgın dönemleriyle ilgili. Saramago’dan Körlük, Camus’dan Veba, Gabriel Marquez’den Kolera Zamanında Aşk ve Atwood’dan Tufan Zamanı’yla iyi okumalar.

Jose Saramago: Körlük

Körlük salgını bütün kente, hatta bütün ülkeye yayılır. Ne yönetim kalır ülkede, ne de düzen; bütün körler karantinaya alınır. Hayal bile edilemeyecek bir kaos, pislik, açlık ve zorbalık hüküm sürmektedir artık. Yaşam durmuştur, insanların tek çabası, ne pahasına olursa olsun hayatta kalmaktır. Roman, kentteki akıl hastanesinde karantinaya alınan, oradan kurtulunca da birbirinden ayrılmayan, biri çocuk yedi kişiye odaklanır. Aralarında, bütün kentte gözleri gören tek kişi olan ve gruptakilere rehberlik eden bir kadın da vardır. Bu yedi kişi, cehenneme dönen bu kentte, hayatta kalabilmek için inanılmaz bir mücadele verir. Saramago’nun müthiş bir gözlem gücüyle betimlediği bu kaotik dünya, insanın karanlık yüzünün simgesi.

Albert Camus: Veba

Veba, yalnızca çağımızın değil, tüm insanlık tarihinin ortak bir sorununa değinir: Felaketin yazgıya dönüşmesi. Camus’nün hiçbir yapıtında böyle acı bir yazgı, böylesine şiirsel bir dille ele alınmamıştır. “Veba”, insanın ve ışığın şiiridir. Bu şiirde renkler alabildiğine koyu, ancak yazarın sesi o denli umut doludur. Beklenmedik bir boyuta ulaşan veba salgını tüm Oranlıları ilkin umutsuzluğa boğar, ardından Doktor Rieux, Tarron ve Grand’ın gösterdikleri dayanışma örneği, başta yetkililer olmak üzere herkese bir güç ve umut kaynağı olur.

Gabriel Garcia Marquez: Kolera Günlerinde Aşk

Kolera ve aşk kelimeleri, romanın başlığında geçen birbiriyle pek alakalı görülmeyen iki farklı durum, biri bulaşıcı bir hastalık.

Öyleki o devirde kolera salgınları binlerce insanın ölümüne neden olmuş, diğeri ise romantik, güzel duygular çağrıştıran bir ruh hali. Aslında aşk, ruhsal olduğu kadar fiziksel bir hastalıktır da aynı zamanda. Florentino, henüz 13 yaşındaki Fermina’yı gördüğü andan itibaren içine düşen aşk ateşiyle ona yazdığı ilk mektubun yanıtını beklerken tıpkı bir kolera hastasının belirtilerini gösterir. Merakından günlerce konuşmaz, yemeden içmeden kesilir, geceleri sabaha dek yatağında döner durur, mektubunun yanıtı uzadıkça kaygısına ishaller, kusmalar karışır, yön duygusunu yitirir, düşüp düşüp bayılır, durumu aşk perişanlığını değil tıpkı kolera yıkımını andırmaktadır. Eve çağrılan doktor karşısında nabzı düşmüş, güçlükle soluk alan, soğuk soğuk terleyen genç adamı görünce telaşa kapılır ama muayenenin sonunda ne ateşi olduğu ne de bir yerinin ağrıdığı anlaşılır. Teşhis koleranınkiyle aynı olan ‘aşk hastalığıdır’ ve sinirleri yatıştırmak için reçetesine ıhlamur yazarak hastasına hava değişikliği önerir. 

Gabriel Garcia Marquez, Kolera Günlerinde Aşk romanında kimi hastalıklı bir hale dönüşen kimi de sevgiye bürünen aşkın iyi ve kötü, birçok yüzünü en çarpıcı ifadelerle anlatır.

Margaret Atwood: Tufan Zamanı

Bilim, din ve doğayı kaynaştıran bir din olan Tanrının Bahçıvanları’nın önderi Adem Bir, uzun süredir küresel bir salgını öngörüyordu. Bu felaket gerçekleşti ve insan yaşamı büyük ölçüde yok oldu. İki kadın kurtuldu: Lüks bir seks kulübünde kapalı kalan genç dansçı Ren ile bir sağlık merkezine sığınan eski Bahçıvan Toby. Ya diğerleri? Ren’in biyo-sanatçı arkadaşı Amanda? Eko-savaşçı üvey babası Zeb? Eski sevgilisi Jimmy? Ya da belalı ÇilePatlarcılar?
Bir de, dünyanın egemeni olan şirketlerin karanlık polis örgütü NaAşRobA.Ş. var…
Adem Bir ve kuşatılmış takipçileri yeniden örgütlenirken, Ren ve Toby de kendilerini bitki ve hayvan yaşamı dahil hiçbir şeyin nereye varacağının bilinemediği, değişen bir dünyada bulacaklar.