Koronavirüs: BÜYÜK FELAKETTE DAYANIŞMA

Koronavirüsü, Avrupa’nın en büyük ve zengin ülkesi Almanya’da sağlık sisteminin ne halde olduğunu gözler önüne serdi. Kar-zarar hesabı üzerine kurulan sağlık isteminin insanlarını yaşamını korumaya yetmediğini gösterdi. Hükümet bu süreçte sağlığa fazla bütçe ayrıma yerine büyük sermaye grupları için kesesinin ağzını açtı. Ve bu önemli dönemde hayatımız için kritik kararları verenler bir avuç azınlık oldu. Halk arasında ise dayanışma güçlendi.

Koronavirüs dünyanın pek çok ülkesinde olduğu gibi Almanya’da da can almaya devam ederken, kapitalist sistemin böylesine büyük bir felaket karşısında hiçbir hazırlığının olmadığını bir kez daha gösterdi. Başta sağlık olmak üzere pek çok alanda insan hayatı değil aşırı kâr hırsıyla izlenen politikalar, virüsün etkisinin sarsıcı olmasına neden oldu.

ACI TABLO

Almanya’da belirtileri ilk olarak ocak ayında görülmeye başlayan koronavirüse karşı önlemlerin ciddi şekilde ele alınmadığı görülüyor. Özellikle virüsün en çok etkili olduğu Kuzey Ren Vestfalya eyaletinde karnaval kutlamalarının iptal edilmemesi de bunu gösteriyor. Çünkü virüsün merkezi haline gelen Heinsbach kasabasında yayılmanın bu dönemde etkili olduğu biliniyor.

Buna rağmen, okulların tatil edilmesi kararının verildiği 13 Mart gününe kadar Almanya, koronavirüsle etkili mücadeleyi gündemine alıp hazırlık yapma yerine sıradan uyarılarla geçiştirebileceğinden yola çıktı. Ve gelinen aşama itibariyle faturanın her açıdan ağır olduğu ve olmaya da devam edeceği anlaşılıyor. 23 Mart Pazartesi itibariyle dünya genelinde koronavirüse yakalanan insan sayısı 350 binin üzerine çıkarken, ölü sayısı ise 15 bini geçmişti. Aynı saatlerde ise Almanya’da virüse yakalananların sayısı 30 bine yaklaşmış , ölenlerin sayısı 115’i bulmuştu. Özellikle mart ayının birinci haftasından itibaren yükselişe geçen koronavirüsün, 14 gün içinde etkisini hissettirdiği göz önüne alındığında, yayılmanın şubatın son haftasında başladığı anlaşılıyor. Ölüm oranları da bu süre zarfında artış gösterdi. Başbakan Angela Merkel ve Robert Koch Enstitüsü, halkın yüzde 60-70’nin koronavirüse yakalanacağını belirtirken, önlemlerin buna göre alınmaması doğal olarak en çok eleştirilen noktaların başında geliyor.

Robert Koch Enstitüsü, Almanya’da koronavirüse yakalananların yaş ortalamasının 45, ölenlerin yaş ortalamasının ise 82 olduğunu açıkladı. Yüzde 57 ile erkekler virüse kadınlardan daha fazla yakalandı.

SAĞLIK SİSTEMİ

Bu süreçte en çok dikkat çeken elbette kapitalist kâr anlayışına göre şekillendirilen sağlık sistemi oldu. Kısa bir süre önce neoliberal görüşlerin savunucusu Bertelsmann Vakfı tarafından yayınlanan bir raporda ülkedeki hastanelerin yarısının kapatılması öneriliyordu. Yani var olanların fazla olduğu ve bu alanda daha fazla tasarruf edilmesi gerektiği çağrısı yapılıyordu. Başka bir deyişle 83 milyonluk Almanya’ya 2 bin kadar hastanenin fazla olduğu öne sürülüyordu. Bazı kentlerde bu anlayışı savunanlar yeterli kâr getirmeyen ya da zarar eden hastanelerin kapatılmasını gündeme almış, bunun planlarını yapmıştı.

Der Spiegel dergisinde yayınlanan verilere göre ise sağlık giderleri sürekli artmakla birlikte, bunun doğru alanlara ayrılmadığına dikkat çekiliyordu. Örneğin sağlık harcamaları 167 milyar eurodan 246 milyar euroya çıkarken, ev doktorları yerine radyoloji ve ortopedi gibi alanlara fazla bütçe ayrıldı.

Yine Almanya gibi zengin bir ülkede bugün asıl olarak ihtiyaç duyulan solunum cihazı olan yoğun bakım yatak sayısının 25 bin civarında olması tabloyu özetliyor. Veriler Almanya’da her 100 bin kişiden 29’una yoğun bakım yatağı düştüğünü ortaya koyuyor. Koronavirüs sırasında bunun yetersizliği fark edildiği için hemen sayının iki katına çıkarılmasına karar verildi.

Benzer bir durum hasta bakıcılığı konusunda da söz konusu. 2014’te 9800 olan hasta bakıcı açığı 2019’da 17 bine çıktı. Her hasta bakıcıya ortalama 13 hasta düşüyor. Sayı diğer ülkelerle kıyaslandığında çok yüksek.

Çöken sağlık sisteminin bundan sonra nasıl olacağı koronavirüsünün gündeme getirdiği en önemli tartışmaların başında gelecek. Sağlığa daha fazla bütçenin ayrılması, daha fazla hastane, sağlık personeli ve güvenli ortamda çalışma koşulları yaratma başlıca talepler ve ihtiyaçlar olarak kendini gösteriyor. Sağlığın kâr amaçlı özel şirketlerin elinden alınarak, bir kamu hizmeti olması gerektiği artık çok daha iyi anlaşılıyor.

KARAR VERİCİ AZINLIK

Koronavirüs sadece sağlık sisteminin ne halde olduğunu değil, aynı zamanda sermayenin “burjuva demokrasisi”ni de bir anda devre dışına itmeye, bir grup azınlığın milyonların kaderi ve geleceği konusunda karar verici olduğunu da gösterdi. Başbakan Angela Merkel’in yanı sıra birkaç bakan ve ağırlığı olan eyalet başbakanlarının sözünün geçerli olduğu bu süreçte yerel parlamentolardan başlayarak, halkın oylarıyla seçilen parlamentolar ya tamamen devre dışı bırakıldı ya da küçültüldü. Bütün yetkiler asıl olarak devlet memurlarının yönettiği “Kriz Yönetimi”ne (Kriesenstab) havale edildi. Hal böyle olunca özellikle muhalefet partilerinin ne söylediği ne önerdiği bu süreçte pek duyulmadı. Durulmak da istenmedi.

Halbuki, günümüz koşullarında, teknik olanaklar daha fazla insanın görüş ve önerisiyle sürece katılmasına imkân sağlıyor. Her fırsatta uyduruk anketlerle kamuoyunu yönlendirmeye çalışanlar, halkın ne düşündüğü ve ne önerdiği konusunu ise hiç gündemlerine almadılar.  Panik, korku ve endişe içinde olan geniş kitlerde ise bu süreçte, “yeter ki, virüsün yayılması durdurulsun” anlayışıyla yapılanların çoğuna destek verildi. Daha önce “Terör mü özgürlük mü?” ikilemini dayatarak pek çok demokratik hak ve özgürlüğü kısıtlayanlar şimdi aynı anlayışla “Sağlık mı özgürlük mü?” ikilemini dayattılar. Söz konusu sağlık olunca, azınlığın aldığı kararlar büyük ölçüde yerine yetirildi. Ama buna rağmen virüsün yayılma hızı kesilemedi.

Özellikle sağ-muhafazakâr kesimlerin sokağa çıkma yasağında ısrar etmesinin arkasında otoriterlik arzusu yatıyor. İnsanların sağlıklarını düşünerek bilinçli ve gönüllü hareket etmeleri yerine yasaklar, cep telefonu üzerinden takip önerileri de bu arzunun bir parçası olarak görülebilir.

Denilebilir ki; koronavirüs kapsamında siyaset alanında yaşananlara bakıldığında adeta ciddi bir “otoriterlik provası” yapıldı. Toplumu virüs korkusuyla disipline etmek ve bunun üzerinden politika geliştirmenin etkilerinin nasıl olacağı gelecekte çok daha belirgin şekilde ortaya çıkacak.

DAYANIŞMA

Genel olarak halkın sağlığından çok halkını disipline etme ve sermayeyi maddi olarak desteklemeye dönüşen “korona önlemleri”nde halka düşen ise kırıntılar oldu. Ancak bu sürecin ortaya çıkardığı en önemli gelişmelerin başında biri de dayanışma oldu.

Her kentte, her semtte, her mahallerde ve sokakta sosyal medya üzerinde kurulan gruplar ya da posta kutularına atılan el ilanları toplumda güçlü bir dayanışmanın olduğunu gösterdi. Sürecin birkaç haftayla sınırlı olmayacağı artık anlaşılmış bulunuyor. Aylara belki de yıllara yayılacak bu süreçte dayanışmanın zorlukların aşılmasında önemli bir rol oynayacağı orada. Bireyciliğin arttığı, sanal dünyanın artık gerçek olduğu propagandasının yapıldığı bir dönemde ortaya çıkan bu dayanışma aynı zamanda sağlıklı yarınların da güvencesi. Kapitalizmin insan hayatına değer vermediği gibi koruyamadığı da her geçen günü biraz daha fark edilecek. (YH)

 


SON ÖNLEM PAKETİNDE NELER VAR?

22 Mart’ta Başbakan Angela Merkel ile eyalet başbakanları arasında yapılan telefon konferansında, koronavirüsün etkisinin yayılmasına karşı bir dizi karar alındı. Bavreya Başbakanı Markus Söder’in ülke genelinde sokağa çıkma yasağının ilan edilmesi yönündeki önerisi kabul görmedi. Özellikle Kuzey Ren Vestfalya Başbakanı Armin Laschet, bunun çözüm olmadığını savundu. Sonuçtu insanlar arasında temasın azaltılması yönünde bir dizi karar alındı. İki hafta boyunca geçerli olacak yeni kararlar paketinde şunlar yer alıyor:

– Birlikte yaşayan aileler hariç, iki kişiden fazla bir araya gelmeler yasak.

– Başkalarıyla temas genel olarak asgariye indirilecek.

– Umumi mekanlarda en az 1,5 m mesafe bırakılacak.

– Lokantalar, restoranlar kapalı kalacak. Sadece dışarıya servis yapılabilecek ve yemekler paket olarak alınabilecek.

– Hizmet sektöründe kuaför, makyaj salonu vb. yerler kapalı olacak. Sadece sağlık hizmeti veren işletmeler açık olacak.

– Denetimler polis ve belediyeye bağlı ekipler tarafından yapılacak, uymayanlara yaptırım uygulayacak.

– İşyerlerinde hijyen kuralları çalışanlar ve ziyaretçiler tarafından kesinlikle uygulanacak.

– İşe gidişler ve açık havada yalnız spor yapılabilecek.