Mart direnişi ve Ruhr Kızıl Ordusu

Selçuk Kozan

Almanya’da Kasım 1918 Devrimi sonrası, 1920’de faşist güçler tarafından yapılan darbe ve bu darbeye karşı işçi sınıfının yeni bir işçi iktidarı denemesinin 100. yılı nedeniyle Ruhr havzasında yaşananları tekrar hatırlamakta yarar var.

1. Dünya paylaşım savaşı yarattığı sonuçları ağırlaşmıştı. Milyonlarca asker hayatını kaybetmiş, bunun iki katına yakını ise yaralanmıştı. Cephe gerisinde ise yoksulluk, salgın hastalıklar günden güne büyüyor ve her gün binlerce insan hayatını kaybediyordu. İşçiler, emekçiler, savaşın yarattığı koşullara artık tahammül edemiyordu.

3 Kasım 2018’da Kiel’de askerlerin başlattığı isyan ve işçilerin genel grevle desteklediği ayaklanma bütün Almanya’ya yayıldı. Birikmiş bir öfke ve askerlerin başlattığı isyan devrime giden fitili ateşlerken, kenar mahallelerde başlayan ayaklanma kısa sürede Berlin merkezine ve daha sonra bütün Almanya’ya sıçradı. İşçilerin ve askerlerin başlattığı ayaklanma, gerici iktidarı indirme fırsatı yaratmıştı. SPD liderliği ise işçi emekçilerle ittifak kurma yerine, sermaye ile ittifak içine girdi. Kasım Devrimi işçilerin beklentilerine cevap vermemişti. 9 Kasım 1918’de SPD Başkanı Ebert öncülüğünde kurulan hükümet devrim tehlikesine karşı her türlü araca başvurarak saldırmaya başladı. İlk işi komünistler ve sosyalistlere karşı başlayan saldırılardı. 15 Ocak 1919’ta Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht’in katledimesi SPD’nin tutumunu açıkça belli etmekteydi.

Gerici güçler günden güne büyüyen işçi direnişi karşısında rahatsızlık duyuyorlardı. SPD lideri Ebert, devrimin engellenmesi ve her şart altında eski devlet düzeninin korunması konusunda sermaye ile anlaştı. İşçi ayaklanmalarını bastırmak için, imparatorluk ordusuna bağlı ve lağvedilmeyen Freikorps’ı (Gönüllü Birlikleri) devreye sokuldu.

KAPP DARBESİ

13 Mart 1920’de Wolfgang Kapp ve General Walther von Lüttwitz yönetimindeki ordu birlikleri ve Freikorps çeteleri, gamalı haçlı bayrakların altında SPD liderliğindeki hükümete karşı bir darbe gerçekleştirdiler.

Darbeciler Berlin’de önemli noktaları ele geçirirken, SPD liderleri başkenti darbeciler teslim ederek kaçarlar. Bu arada imparatorluk ordusuna bağlı ve lağvedilmeyen paramiliter askerler Freikorps (Gönüllü Birlikleri) geçici hükümeti korumayı reddedip Kapp’ı başbakan ilan ederler. İşçi sınıfına karşı kullandığı ordu Reichwehr, sağa karşı vereceği savaşta hükümetin yanında almayı ret eder. Hükümet zor durumda kalır.

Fakat beklenmedik bir durum gelişir. Ruhr bölgesinde 100 bin maden ve fabrika işçisi darbeyi protesto için greve gider. Ruhr havzasında işçilerle darbeciler arasında çatışmalar başlar.

RUHR KIZIL ORDUSU’NUN KURULUŞU

Ruhr havzasına yayılan grevlerin yanı sıra ilk gösteri Bochum’da gerçekleşir. Bu gösteriye 20 bin kişi katılır. Gittikçe etkili olan grevler artık sokaklarda silahlı çatışmalara dönüşmüştür. İşçiler, antifaşistler, halk faşist saldırıları boşa çıkarmak için hızla örgütlenir. SPD, KPD, USPD, FAUD sendikası ortak bir direnişi örgütler ve Ruhr Kızıl Ordusu’nu kısa sürede kurarlar. İşçiler tarafından örgütlenen ilk etapta 50 bin kişilik (daha sonra 100 bin) Ruhr Kızıl Ordusu darbecilerle çatışmaya girer. Büyük bir direniş sergileyen Ruhr Kızıl Ordusu kısa sürede Ruhr havzasında denetimi ele geçirir. 300 bin maden işçisi tarafından desteklenen Ruhr Kızıl Ordusu bölgeyi tamamen kontrol altına alır.

Devam eden genel grev karşısında zorlanan darbeciler sosyal demokrat sendika lideri Carl Legien’den yardım ister. Uzlaşmacı tutumuyla bilinen Legien beklenmedik bir şekilde işçilere genel grev çağrısı yapar. İşçi sınıfı bu çağrıya uyar ve genel grev ilan edilir. 15 Mart’ta başlayan grev bütün Almanya’ya yayılır. 4 gün sonra darbeciler Berlin’den çekilmek zorunda kalırlar ve Kapp başbakanlığı bırakır, böylece darbe başarısız olur.

İşçilerin kararlı mücadelesi darbeyi önlemişti. Fakat güçlenen işçi hareketi hükümeti rahatsız ediyordu. Özellikle “Bolşevizm” tehlikeliydi ve bu tehlike daha da güçlenmeden ortadan kaldırılmalıydı.

Kızıl Orduya bağlı işçi konseylerinin, hükümetin demokratikleşmesi, eski ordunun ve paramiliter güçlerin lağvedilmesi, siyasi mahkumların serbest bırakılması gibi talepleri vardı. Daha önce “Bielefeld Anlaşması” ile bir takım kararlar alınmıştı. Ancak hükümet bu kararlara uymayıp yalan haber ve açıklamalarla bu kararı askıya alır. 23 ve 24 Mart 1920’de Bielefeld’de gerçekleşen müzakerelerde SPD’li Carl Severing arabulucu rolünü üstlenerek hükümet ile Kızıl Ordu arasında uzlaşma sağlamaya çalışır. Hükümet bu talepleri kabul etmez. SPD bir kez daha ordunun ve devlet aygıtının kapsamlı bir şekilde demokratikleştirilmesi için değerlendirmeyi reddederek, silahların teslim edilmesi ve direnişin bitirilmesini ister.

KPD “böyle onursuz bir uzlaşma yerine, direnerek şerefli bir yenilgiye razıyız der” ve direnişi tercih ederler. İlk saldırı 1 Nisan’da 150 ile 300 arasında değişen maden işçisinin katledilmesiyle başlar. 2 Nisan 1920’de ise daha güçlü bir saldırı için, SPD hükümetinin emri ile Reichswehr ve Freikorps çeteleri ayaklanmayı bastırmak için Ruhr bölgesine girer.

Özellikle Almanya’nın çeşitli bölgelerinde anti-Semitizm ve anti-Bolşevizm fikriyle donanmış bir çok faşisti kendi bünyesinde toplayan Freikorps, gamalı haç gibi faşist semboller taşıyarak acımasızca saldırıya geçer. Kapp Darbesi’nin başarısızlığının intikamını alma fırsatı bulmuşlardır.

Bütün Ruhr bölgesine yayılan savaş günlerce sürer. Ordu birlikleri acımasızca saldırır. Sokaklarda terör estirilir. Gelen gizli emirle tutuklanan direnişçiler orada kurşuna dizilir.

Günlerce süren ve büyük bir direniş sergileyen Ruhr Kızıl Odusu, sayıca ve donanım olarak üstün olan ordu birliklerine daha fazla dayanamaz. Tam bilinmemekle birlikte yaklaşık 3 bin kişi öldürülür. Yenilgiyle sonuçlanan direniş sonrası saldırılar durmaz. Cinayetler tutuklamalar devam eder.

Burjuva hükümeti tarafından ihanete uğrayan ve nihayetinde intikam ordusu tarafından yok edilen Ruhr direnişi, işçi sınıfı tarihinde önemli bir yere sahipken, o gün Freikorps bünyesindeki bir çok faşist, daha sonra Almanya’da faşizmin örgütlenmesinde büyük bir rol oynar.

Bugün Ruhr havzasındaki ayaklanmadan bahsedilirken bazıları Mart ayaklanması, bazıları isyan ve bir kısmı da ‘unutulan devrim’ derken, işçi sınıfının kendi iktidarını kurma yönündeki bu girişimi, Alman işçi sınıfı tarihi açısında derslerle dolu bir dönem olarak hafızalarda yer almaya devam edecektir.