Küresel virüsle küresel kriz gizleniyor

YÜCEL ÖZDEMİR

 

Kononavirüse benzer bir senaryonun tam 8 yıl önce yazıldığı Almanya’da, koronavirüs salgınından çıkış konusunda çok somut bir öngörü yok. Sadece, bugünlerin henüz “iyi günler” olduğunu söylememiz gerekiyor. Çünkü söylenenler ve yazılanlara bakılırsa daha sürecin ilk evresindeyiz ve zirveyi önümüzdeki aylarda görmemiz kuvvetle muhtemel.

Ayrıca mesele sadece virüs değil; ekonomideki gelişmelerle de yakından bağlantılı. Bunu Almanya’nın aldığı tedbirlerden anlamak mümkün. Federal cumhuriyet tarihinin en büyük destek paketi hafta içinde ilan edildi. Toplam 750 milyar avroluk paketin aslan payının tekellere gideceği gizlenmiyor. Kısa çalışmaya gönderilen işçiler, işsizler ve yoksullar için durumun daha da kötüleşeceğini söylemek için kâhin olmaya gerek yok. Çünkü önümüzdeki süreçte iflasların, işten atmaların olacağına dair pek çok veri bulunuyor.

Her ne kadar bu koronavirüsle açıklanmaya çalışılsa da asıl nedeni koronavirüs değil. Zira son bir-iki yıldır ekonomide olup bitenlere bakıldığında yeni bir krizin kapıya dayandığı değişik şekillerde ifade ediliyordu. Şimdi kapitalist devletler muhtemel bir kriz için hazırlanıp çekmecede tuttukları “kurtarma planlarını”, koronavirüsün ekonomideki sarsıntısını önleme adıyla süsleyerek pazarlıyorlar. Hal böyle olunca can derdine düşen geniş halk kesimleri, onların ödediği vergilerden oluşan milyarlarca avroluk fonlardan işleri zaten kesat giden tekellerin kurtarıldığı gerçeğini ya göremiyor ya da ilgilenmiyor.

Dolayısıyla bugün pek çok kapitalist devlet tarafından koronavirüs nedeniyle ilan edilen devasa kurtarma paketleri, asıl olarak ekonomide baş gösteren daralmanın yeni bir küresel krizi tetiklemesini engelleme gayretinden başka bir şey değil. Alman İstatistik Dairesi’nin verilere göre 2007-2008 krizinin etkilerinin sürdüğü 2010’da dünya çapında reel yurtiçi gayrisafi milli hasılada büyüme yüzde 5,7 iken, 2019’da bu yüzde 3 ile son on yılın en düşük oranına vardı. 2020 için öngörülen yüzde 3,4’lük büyümenin bugünkü koşullarda gerçekleşmesi ise mümkün değil. Radikal bir küçülme bekleniyor.

Alman Ekonomi Enstitüsü (ifo), Almanya için bu küçülmenin en iyi ihtimalle yüzde 7,2-11,2; en kötü ihtimalle yüzde 20 olacağına dair senaryo hazırladı. Hükümetin 750 milyar avroluk paketi en kötü ihtimali içeriyor.

Geride bıraktığımız yılda tek tek ülkelerin ekonomilerindeki büyüme oranlarına bakıldığında da krizin kapıda olduğu görülebiliyor. Örneğin geçen yıl toplamda ancak 1,4 büyüme sağlayan AB’de 2020 ve 2021’de büyümenin olması beklenmiyordu. Almanya, bu yıla resesyonla (durgunluk) girmiş, büyüme oranı (0,4) sıfıra yaklaşmıştı. Fransa’da büyüme oranı 1,3’te kalmıştı. Keza dünyanın en büyük ekonomilerine sahip ABD (1,9), Çin (6,1), Japonya’da (0,9) da büyüme oranları önceki yıllara göre küçülmüştü. En dikkat çekici olan ise, korona yokken, 2020 ve 2021’e dair yapılan projeksiyonlarda küçülmenin devam edeceği idi. (Kaynak: http://wko.at/statistik/jahrbuch/worldgdp.pdf) Aynı kaynakta Türkiye’nin 2019’daki büyüme oranı yüzde 0,3 olarak görünüyor.

Büyük kapitalist-emperyalist devletlerin ekonomilerindeki küçülme elbette soyut değil. Gerçek hayatta karşılığı var. Özellikle otomobil sektöründe ciddi belirtiler ortaya çıkmıştı. Pek çok tekel bir taraftan işçi çıkarmayı gündemine alırken, diğer taraftan e-otomobil rekabetinde üste kalmak için yeniden yapılanma kararı almıştı.

2017 yılına kadar yükselişte olan dünya otomobil piyasası 2018’den itibaren gerilemeye başladı. Avrupa’da otomobil satışları aynı yılın ilk iki ayında yüzde 7,4 geriledi. Almanya’da gerileme ilk iki ayda yüzde 11’in üzerinde oldu. Almanya’da otomobil üretimi 2019’de bir önceki yılın aynı dönemine göre 9 geriledi. Bu yıl oranın daha da büyümesi bekleniyor. Dünyanın en büyük otomobil pazarı Çin’de geçtiğimiz ocak ayında üretim bir önceki aya oranla yüzde 34 (1,44 milyon araç), satışlar yüzde 75 düştü. (Veriler: yenihayat.de)

Sadece Almanya ve Çin’deki otomobil sektöründe yaşanan genel olarak tabloyu özetliyor. Otomobil sektöründeki daralma elbette sadece bu sektörle sınırlı kalmıyor. Bağlantılı bütün sektörleri içine alarak genişliyor.

Koronavirüs etkisini göstermeden bu şekilde kriz emarelerinin görüldüğü dünya kapitalist ekonomisini idare edenler, şimdi virüsün arkasına saklanarak, yeni ve daha sarsıcı bir krizin yaşandığını geniş halk kesimlerinden gizleme, perdeleme çabası içindeler. Sorunun kapitalist üretimde değil, virüsün yarattığı sarsında olduğu propaganda ediliyor. Der Spiegel dergisinin bu haftaki başyazısında Michael Sauga bu durumu açık olarak ifade ediliyor: “Mali krizden farklı olarak korona sefaleti ekonomideki olumsuz gelişmeye dayanmıyor. Süreci özel kılan da bu” (21.03.2020)

Halbuki, süreci özel kılan ekonomik krizi virüsle gizleme imkanlarının daha fazla olmasıdır. Böylece yeni bir sosyal hareket ortaya çıkmadan krizden çıkmak istiyorlar. Ancak zor görünüyor…