Temel haklar koronaya kurban mı olsun?

YÜCEL ÖZDEMİR

Koronavirüs nedeniyle siyasi açıdan bugüne kadar ortaya çıkan en belirgin özelliklerin başında, tek tek ülkelerde karar verici güçlerin sayısında bir azalma, temel hak ve özgürlerde kısıtlamalar geliyor. Pek çok ülkede parlamentolar fiilen işlevini yitirmiş durumda.

Örneğin, Avrupa’da en büyük parlamentosuna sahip Almanya’da geçen hafta yapılan oturumu koronavirüs nedeniyle çok sayıdaki milletvekili odasından tartışmaları izlemek zorunda kaldı. İçinden geçtiğimiz olağanüstü koşullar daha önce öngörülemediği için bu türden durumlarda parlamentonun hangi formda nasıl bir araya gelmesi de Anayasa’ya yazılmamış.

Mevcut Anayasa’da en kötü senaryo olarak, dışarıdan yapılacak bir askeri saldırı durumuna nasıl davranılacağı yer alıyor. Savaş durumda parlamentonun yüzde 25’i bir araya gelerek karar verebilecek. Savaş dışındaki bütün hallerde “başbakan çoğunluğu” olarak da adlandırılan salt çoğunluk şartı konulmuş. Bugün 709 sandalyeli mecliste en az 355 vekilin katıldığı oturumlarda karar alınabiliyor. Nitekim koroanavirüs konusunda hükümetin hazırladığı paketin onaylanması için dağınık oturuma 527 milletvekili katılırken, 182 milletvekili katılmamayı tercih etti.

Bundan sonraki oturumlara ise konulara sadece bağlı ilgili “uzman milletvekilleri” katılacak. Öyle görünüyor ki, bu bir deneme. Bundan sonra Almanya’da parlamentonun rolü zayıflamaya devam edecek.

Zira koronavirüsten kendisine göre bir sonuç çıkaran Almanya, şimdiden daha küçük parlamentoyla karar almanın yolunu açmaya hazırlanıyor. Parlamenterlerin yüzde 25’nin hazır bulunması yeterli görülüyor. Süddeutsche Zeitung’da yer alan habere göre değişiklik önerisi Meclis Başkanı Wolfgang Schaeuble tarafından yapılmış bile…

Böylece 355 yerine 178 milletvekilinin 83 milyonluk Almanya için karar vermesinin önü açılacak. Hayata geçirilip geçirilmeyeceğinden bağımsız olarak, sermayenin korona günlerini karar vericilerin sayısını azaltmak için kullanmak istediği anlaşılıyor.

Görünürde demokrasiye, halkın temsil gücüne, çoğulculuğa önem veren Almanya’da küçülme yönünde Anayasa’da değişiklik planlanırken, “tek adam”ların sözünün geçtiği ülkelerde durum daha vahim.

Macaristan’da hafta başında alınan karar durumu özetliyor. Aşırı sağcı, milliyetçi Viktor Orban’ın yönettiği ülkede pazartesi günü Olağanüstü Hal Yasası kabul edildi. Yasa Orban’a tek başına koronavirüse karşı istediği gibi hareket etme yetkisini vermekle kalmıyor, aynı zamanda parlamento kontrolü olmadan ülkeyi süresiz yönetme yetkisi de veriyor. Zira yasanın bir süresi yok. Tam anlamıyla Orban “tek adam” ilan ediliyor. Tıpkı, 24 Mart 1933’de bütün yetkiyi Hitler’e veren “Yetki Yasası (Ermächtigungsgesetz) gibi…

Üstelik bu değişiklik, meclisin üçte ikisine sahip ve istediği her yasayı çıkarabilecek durumda olan bir lider ve partisi tarafından yapıldı. Demek ki, maksat yasa çıkarma değil, tek adama dayalı bir rejim kurmakmış.

Yetkiyi alan Hitler’in muhaliflerin imhasından başlayarak nasıl faşist bir rejim inşa ettiği biliniyor. Macaristan uzun zamandan biri demokratik hak ve özgürlüklerin, azınlık haklarının, basın özgürlüğünün ayaklar altına alındığı bir ülke. Şimdi, faşist diktatörlüğe bir adım daha yaklaşmış oldu. Çünkü, yetkiyi alan Orban sadece demokratik hakları ortadan kaldırmayacak, aynı zamanda seçimlerin, referandumların yapılıp yapılmayacağına tek başına karar verecek. Koronayla mücadeleyi zayıflattığına karar verilenlere beş yıla kadar hapis cezası verilebilecek. Dolayısıyla, Orban’ın vereceği kararları eleştirmek de suç haline getirildi. Hem de korona sayesinde.

AB, BM gibi korumlar sözde Orban’ı attığı adım konusunda uyararak vazgeçmesini istiyorlar. Ancak, bu türden sözde uyarıların bir değerinin kalmadığı ortada.

Benzer gerici bir yönetimin işbaşında olduğu Polonya’da da korona döneminde yangından mal kaçırır gibi otoriterlik süreci pekiştirildi. Çoğu milletvekilinin evinden internet üzerinde katıldığı oylamayla, Seçim Yasası’nda yapılan bir değişiklikle 10 Mayıs’taki cumhurbaşkanlığı seçimlerde 60 yaş ütündekiler ve karantinada olanlara sadece mektupla oy kullanma önü açıldı. Yurtdışında yaşayan ve sağcı Hak ve Hukuk Partisi’ne (PiS) karşı olan genç Polonyalıların mektupla oy kullanması ise yasaklandı. Daha çok yaşlı seçmenlerden oy alan PiS, şimdiden galibiyeti garantilemiş görünüyor.

Korona nedeniyle seçim kampanyasının yasaklandığı ülkede bir tek PiS’in adayı Duda Andrzej’a kampanya serbest. Hal öyle olunca koronadan sonra Polonya’nın daha da otoriterleşeceği açık.

Her üç ülkede olanlara bir de pek çok ülkede gösteri, yürüyüş, toplanma haklarına koronayla mücadeleye feda edildiğini eklememiz gerekiyor. Kişisel özel yaşamın devlet tarafından takip edilmesinin önü de korona sayesinde sınırsız şekilde açılıyor. Örneğin Almanya’da cep telefonlarına yüklenecek bir App ile kimin ne zaman nerede ve kimle birlikte olduğu kolaylıkla tespit edilebilecek. Koronayla mücadele adına yapılan bu önerinin kalıcılaşmayacağının garantisi ise yok.

Özetle, gericiler koronavirüsle mücadeleden çok süreci fırsata çevirerek iktidarlarını pekiştirmenin derdinde…