Çelişkiler ertelenir mi?

Alman Sendikalar Birliği (DGB) Başkanı Reiner Hoffmann

BDA ve DGB yayınladıkları ortak bildirgede, “sosyal ortaklar olarak” korona krizi döneminde “toplum yararına sorumluluk içinde” birlikte çalışacaklarını ilan ettiler. Ortak bildirgenin ilk paragrafının sonunda, “Çatışmalar ve çıkar çelişkileri kalır, ancak özel durumlarda arkaya konurlar” deniliyor. Tüm dünyayı etkisi altına alan “koronavirüs” emekçilerin ve sermayenin “ortak” düşmanı mı? Vatandaşlar ağız maskesi bile bulamazken tam teçhizatlı özel hastaneler sermaye sınıfının emrinde!

Serdar Derventli

Alman Sendikalar Birliği (DGB) ve Alman İşverenleri Birliği (BDA), 13 Mart 2020’de yayınladıkları bir bildirgeyle Koronavirüsü salgını döneminde “ortak sorumluluklarını” (bkz.: www.dgb.de) öne çıkardılar. DGB Başkanı Reiner Hoffmann ve BDA Başkanı Ingo Kremer, “sosyal ortaklar için, korona krizinde ortak sorumluluğun farklılıklardan daha önemli olduğunu” vurguladılar.

Hoffmann ve Kremer’in, “farklılıklar” (“Differenzen”) diye ifade ettikleri ve ‘özel dönemlerde’ bir kenara itilebileceğini ileri sürdükleri şey emek ve sermaye arasındaki uzlaşmaz çelişkilerdir. Ortak bildirgenin ilk paragrafının sonunda, “Çatışmalar ve çıkar çelişkileri kalır, ancak özel durumlarda arkaya konurlar” diyerek sanki başka dönemlerde, çıkar çelişkileri üzerinden çatışıyorlarmış gibi tutum almayı da ihmal etmiyorlar.

Şüphesiz ki şurası doğru; DGB yönetiminin aldığı tutumdan bağımsız olarak emek ve sermaye sürekli bir uzlaşmaz çelişkiler üzerinden çatışma halindedir. Söylenmek istenen şudur: Bu içinde bulunduğumuz “özel durum” geride bırakıldığında da DGB (ve ona üye sendikaların) tutumunda bir değişiklik olmayacak.

“SON BÜYÜK SINANMA”

DGB ve BDA bildirgesinde 2008/09 krizi, “sosyal ortaklığın son büyük sınanması” olarak gösterilip bunun bir önceki “özel durum” olduğu ileri sürülüyor. Bu gerçek mi; iki kriz arasında DGB, sınıf mücadelesi mi verdi? DGB ve ona bağlı sendikaların yönetimlerinin sözü edilen süre zarfındaki sınıf işbirlikçisi tutumlarını ortaya koymak için kronolojik liste yapmaya kalksak bu gazetenin sayfaları bile yetmezdi.

Almanya’da DGB (ve ona üye sendikalar) kurulduğu günden bu yana sermaye ile “kale barışı” (“Burgfrieden”) içinde yaşamaya çalışıyor ve tabanın baskısı olmadan bundan bir adım bile geri atmadı. Kısaca söylemek gerekirse; DGB’nin (ve ona üye sendikaların) sınıf işbirlikçi tutumları çok kez sınandı ve işçiler sendika yönetimine hakim oluncaya kadar da bu durum değişmeyecek.

KORONAVİRÜS ORTAK DÜŞMAN MI?

Alman literatüründe “kale barışı” tanımlaması rakip taraflar arası çatışmanın “ortak düşman” karşısında geçici olarak ertelenmesini ifade etmek için kullanılıyor. Peki tüm dünyayı etkisi altına alan “koronavirüs” emekçilerin ve sermayenin ortak düşmanı mı? Tabi şimdi, “virüs, sınıf farkı gözetmeden, önüne kim çıkarsa vuruyor” denebilir. Ama ne var ki, dünyanın birçok ülkesinde hastanelerin yoğun bakım ünitelerinde yeterli sayıda yatak, solunum destek cihazı olmadığı için ölüme terk edilenler emekçi sınıfından olanlar oluyor. Tam teçhizatlı özel hastaneler ise sermaye sınıfının emrindeler. Almanya gibi, “dünyanın en iyi sağlık sistemine” sahip olduğu ileri sürülen bir ülkede, emekçilerin bırakın koronavirüsü testi yaptırma olanağını eczaneden basit bir ağız maskesi alma şansları dahi yok.

Bir yanda insanlara para cezası kesme tehdidiyle evde kalarak “sosyal mesafe” koymaya zorlayan sermeyenin devleti, diğer taraftan milyonlarca emekçiyi fabrikalarda dip dibe çalışmaya zorluyor. Fakat ne sermaye sahiplerini ve ne de onların fabrikalardaki (ve hala çalışmakta olan tüm kamu ve özel işletmelerde) yöneticilerini görmüyoruz. Marketlerde dezenfekte mamulleri, tuvalet kağıdı ve birkaç paket makarna için itişip kakışma sahnelerinde de bu sınıfın unsurları görülmüyor.

Opel gibi bir tekelin hastanelere 50 bin adet ağız maskesi bağışladığı gazetelere haber olurken aynı tekelin işçilerine çalıştıkları yeri dezenfekte (!) etmek için cam silmek için kullanılan sıvıyı verdiğini ise kimse haber yapmıyor.

PAKET, DAHA FAZLA PAKET!

BDA ve DGB’nin ortak bildirgesinde, “Büyük koalisyon ilk adımda, sosyal ortakların önerisi üzerine, kısa çalışma parası alınmasını çok daha kolay hale getirdi… Bu adım, şirketlerdeki istihdamı dengelemekte ve şirketlerin likiditesinin dengelenmesine yardımcı olmaktadır” deniliyor ve “şirketlere kısa vadeli ve karmaşık olmayan fonların” sağlanması talep ediliyor. “Büyük koalisyon” hükümeti 10 gün sonra 756 milyar euro hacminde bir paketi sermayenin emrine sundu!

Birkaç ay önce, 18 Kasım 2019’da DGB ve bu kez Alman Sanayicileri Birliği (BDI) ile birlikte, devletin önümüzdeki 10 yıl içinde 450 milyar euro (her yıl 45 milyar euro) hacminde yatırım yapmasını talep etmişti. BDI Başkanı Dieter Kempf, “Öncelik durgunluk belirtileriyle mücadele etmek değil, zayıf büyümenin nedenlerini hedef almaktır” derken Hoffmann ise sosyal ortağını şöyle tamamlamıştı: “Yalnızca kapsamlı, uzun vadeli bir kamu yatırım programı ekonominin geleceğini ve dolayısıyla yarının iyi işlerini garanti ediyor.”

Sadece DGB değil çatı örgütüne üye IG Metall, IG BCE, IG BAU ve GdP de devletten kendi örgütlenme alanlarıyla ilgili özel teşvik ve yatırım programları talep ediyorlar. Bu konuda en aktif olan IG Metall’in son birkaç yıldır özellikle silah sanayisine savaş gemisi, insansız hava aracı, Eurofighter siparişi verilmesini talep ederek işi ifrata vardırdığını belirtmekte fayda var. Kamu alanına daha fazla yatırım talep eden Ver.di ve GEW sendikalarını bir yana bırakırsak devletten sermaye için somut yatırım talep etmeyen şimdilik sadece NGG sendikası kaldı.

SINIF MÜCADELESİNİN İÇİNDEYİZ!

DGB Başkanı Hoffmann’ın imzaladığı bildirgeleri okuyunca ister istemez sosyalist yazar ve şair Kurt Tucholsky’nin, 1931 sonunda yazdığı “Hain” başlıklı yazısı insanın aklına geliyor. Bir paragrafını aktarmak istiyorum: “Bu çok sessiz başlar, algılanmadan. Tüm işçi liderlerini deviren cümleye kadar, bu rezil, küçük cümle: “Size hitap ediyorum, sevgili Brennecke, çünkü birlikte çalışabileceğimiz tek kişi sizsiniz. Farklı kamplardayız – ama siz objektif bir adamsınız ve öyle kalıyorsunuz.” Orada ihanetin küçük, sarı çiçeği başını çimlerin dışına çıkarıyor – burada, bu noktada ve bu saatte ihanet başlıyor.” (Metnin tamamını Almanca okumak isteyenler www.textlog.de/tucholsky-die-verraeter.html sayfasına bakabilirler.)

Dün olduğu gibi bugünde sermayedarlar sadece sendikaların tepelerindeki “objektif adamlarla” değil fabrikalardaki “objektif adamlarla” da (işyeri temsilciliği başkanları) “sosyal ortaklık” kuruyorlar (Lenin bunları “işçi aristokratları” olarak tanımlamıştı) ve “farklılıkları” ertelemeye çalışıyorlar. Her ne kadar DGB yönetimi ve sosyal ortakları (BDA, BDI), çıkar çelişkilerini bugün en arkaya koyduklarını söyleseler de böyle bir şey ne doğru ne de mümkün! Emek ve sermaye sınıfı arasında “sosyal ortaklık” veya “sosyal barış” olamayacağı gibi ortak düşman da olamaz. Dün olduğu gibi bugün de sınıf savaşının içindeyiz ve bugün bu savaş daha vahşi bir hal alıyor.