Latin Amerika ve Almanya’nın vicdanı iki yazar

13 Nisan 2015 günü iki yazar, Uruguaylı Eduardo Galeano ile Almanyalı Günter Grass, hayata veda etti. Yazar John Berger’ın Galeano için dediği gibi, ‚Onlar yalanların, kayıtsızlığın, unutkanlığın düşmanlarıydılar‘.

Semra Çelik

Galeano ile Grass, kendi ülkelerinin ötesinde, yazılarıyla, düşünceleriyle, “geçmişle yüzleşme” konusunda önemli rol oynamışlardı; hele Galeano, Latin Amerika’nın vicdanı olarak anıldı.

Grass ise İkinci Dünya Savaşı ve sonrası Almanya’sını konu alan romanlarıyla ülkeyi kendi şeytanlarıyla yüzleştiren bir romancı olarak tanındı.

Özellikle Galeano, emperyalist kapitalizmin dünyayı nasıl yağmaladığını, insan karakterlerini nasıl bozduğunu, ahlâk ilkelerini nasıl yerle bir ettiğini bütün dünyaya açıklamıştı.

Günter Grass, gerçek bir aydının en önemli özelliklerine sahipti; O’nu tanımlayan ‘Teneke Trampet’iydi…

Grass, ‘Teneke Trampet’le, Nazi döneminde yetişmiş ve savaşı yaşamış Alman kuşağının edebiyattaki sözcüsü olurken; bu romanın kural tanımaz düş dünyasının ardındaki ahlaksal ciddiyet nedeniyle “kuşağının vicdanı” olarak görüldü.

Eduardo Galeano ise Uruguay’da 1939’dan diktatörlük tarafından kapatıldığı 1974’e kadar Neruda’dan Paz’a, Che Guevara’dan Salvador Allende’ye, Goytisolo’dan Sartre’a sayısız ismin yazdığı dillere destan haftalık gazete Marcha’nın okulundan yetişmişti. Gazeteciliğin etkili bir edebiyat türü olduğunu savunan yazarlardandı. Türkçe’de yayınlanan ‚Biz Hayır Diyoruz‘ seçkilerinden bir alıntı onun gazeteciliği, yazarlığı, insan sevgisini uluslararası dayanışma ve boyun eğmemeyi nasıl ele aldığını, hele de korona günlerinde, gösteren bir örnektir:

Biz de ‚hayır‘ diyoruz.

Paranın ve ölümün övülmesine ‚hayır‘ diyoruz. En çok malı olanın en değerli olduğu, mallara ve insanlara fiyat biçen bir sisteme ‚hayır‘ diyoruz. Silahlara her dakika iki milyon dolar harcayan ve her dakika otuz çocuğu açlıktan ya da iyileştirilebilir hastalıklardan öldüren bir dünyaya ‚hayır‘ diyoruz. Eşyaları korurken insanları yok eden nötron bombası çağımızın mükemmel bir sembolü. Gecenin yıldızlarını askeri hedeflere çeviren katil sistem için insanoğlu bir üretim ve tüketim faktöründen, bir kullanım aracından başka bir şey değil; zaman yalnızca ekonomik kaynak ve bütün gezegen suyu son damlasına kadar emilecek bir rant kaynağı. Zenginliği çoğaltmak için yoksulluklar çoğaltılıyor ve diğerlerinin yoksulluğunu çizginin dışında tutmak, bu çok azın zenginliğini gözetmek için silahlar kat kat artıyor, bu arada yalnızlık da kat kat artıyor: Bize ne yiyecek ne de sevecek bir şey veren, çoğunluğu yiyecek açlığına ve çok daha fazla kişiyi de kucaklaşma açlığına mahkûm eden bu siteme‘hayır‘ diyoruz.”