Savaş, veba ve ölümün zaferi

Selçuk Kozan

İnsanlık tarihinde salgın hastalıklar ve savaşlar milyonlarca cana mal oldu. Bitmeyen savaşların yanında salgın hastalıklar nerdeyse dünya nüfusunun yarısını yok etti. Büyük salgınlar aynı zamanda uzun süren savaşlara denk gelirken, imparatorlukları zayıflatmış, güç dengelerini değiştirmiş ve kültürel olarak da dünyayı yeniden şekillendirmişti.

Antik çağın en önemli veba salgını MÖ. 400’lü Peloponez savaşları sırasında ortaya çıktı. 27 yıl süren bu savaşta, sadece veba salgını nedeniyle Atina nüfusunun dörtte birini yok oldu. MS. 541 yılında ise en büyük salgın Jüstinyen vebası olmuştu. Bu salgında yaklaşık 25 milyon insan hayatını kaybettiği tahmin ediliyor. Doğu Roma İmparatorluğu’nun ve başkent Konstantinopolis’in nüfusunu neredeyse yok eden salgın Sasani İmparatorluğu’na ve Akdeniz genelindeki bütün liman kentlerine yayılmıştı. Ticaretin durduğu, Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Asya gibi coğrafyalarda yerel iktidarlar güç kazanmış, Doğu Roma İmparatorluğu’nun doğu ve batıyı birleştirme çabası bu salgınla birlikte sona ermişti.

Kara ölüm (Veba)

İnsanlık tarihinde en büyük felaketi olarak adlandırılan “Kara Ölüm”, 50 milyon ile 100 milyon arası insanın hayatına mal olmuştur. Salgına „Yersinia pestis“ adı verilen bir bakterinin yol açtığı düşünülmektedir. Açılan yaralar hızla siyaha dönüştüğü için halk hastalığa ‘Kara Ölüm’ adını takmıştı.1347’lerde muhtemelen Moğol imparatorluğu kuruluşundan sonra ordular, göçebeler ticaret gemileri aracılığıyla Orta Asya’dan Avrupa’ya taşındığı söylenir. Bunun dışında iklim değişikleri, göçler gibi bir çok faktör vebanın yayılmasında etkili olur. 1300’lerin ilk yarısında soğuma ya da ters sera etkisi nedeniyle Thames nehri ve Baltık denizi birkaç kez donar. Alplerdeki otlaklar buzullarla kaplanır. Tarım yapılamaz duruma gelir. Bu dönem aynı zamanda “Küçük Buzul Çağı “ olarak adlandırılır. Kıtlık başlar. Zengin ve yoksullar arasında var olan uçurum daha da büyür. Yoksulların yetersiz beslenmesi ve aşırı kötü şatlar vebanın daha fazla insanı öldürmesinde önemli etkenlerden biri olur. İtalya’da başlayan ve tüm Avrupa’ya yayılan salgın her gün binlerce insanı öldürür. Limanlar, şehre giriş çıkışlar kapatılsa da, veba günden gün daha fazla can almaya devam eder. İnsanlar yollarda, evlerde ölür, sokaklar evler cesetlerle dolar. Cesetler toplu bir şekilde açılan çukurlara rastgele gömülürken bu işi yapacak insan bile bulunmaz. Vebayı önleyecek hiçbir çözüm maalesef bulunamıyordu. Hızla yayılan veba karşısında çaresizlik içinde insanlar ölümünü bekliyordu. Herkes birbirinden kaçıyor ve tek başına sığınacak alanlar arıyordu.

İtalyan şair Giovanni Boccaccio o günlere ilişkin şunları yazar: “ aileler birbirlerine yabancı gibi bakıyorlardı. Babalar oğullarını, anneler bebeklerini terk ediyor, hizmetçiler hanımlarından kaçıyor, noterler ölülerin son arzularını kaydetmekten vazgeçiyor, doktorlar, rahipler ve rahibeler hasta ziyaretlerine gitmiyorlardı. Kimse Hristiyan usullerine göre gömülmüyordu, evler birer mezarlığa dönüşmüştü”.

Veba ve Yahudi katliamları

1349’a kadar olan dönem, Yahudiler ve Hıristiyanlar arasındaki gerginlik sürerken Avrupalı Hıristiyan cemaatler, vebanın sebebi olarak Yahudileri işaret eder.

Düşmanca suçlar ve ritüel ölüm efsaneleri anlatılıyordu. Hıristiyanlar Yahudileri kendi topraklarında kabul ettikleri için, tanrı tarafından cezalandırılıyordu. Bunun üzerine Yahudilere yönelik inanılmaz katliamlar gerçekleşir ve tarihe en büyük Yahudi kırımı olarak geçer.1348’de ilk Fransa’nın Strasbourg şehrinde 100 bin Yahudi öldürülür. Almanya Mainz’de 12 bin Yahudi ve İsviçre’nin birçok şehrinde olmak üzere 1351 yılına kadar binlerce Yahudi katledilir. Kalan Yahudiler ise Polonya ve Rusya’ya kaçarlar. Orta Avrupa’da nerdeyse Yahudi kalmaz.

Avrupa feodalizminin bunalımı, açlık , “Kara Ölüm” (veba), Flamanya, Fransa, İngiltere, Galler ve kuzey İtalya’da ayaklanmalar . İngiltere ve Fransa arasında süren “Yüz Yıl Savaşları” derken bir kaos dönemi yaşanıyordu. 1347 yılında ise kriz tüm kıtayı sarmıştı. Kara ölüm diye adlandırdıkları vebanın durdurulmaz zaferi bütün Avrupa’yı sarıyordu.

Salgın hastalıklar, bitmeyen savaşlar ve kıtlık Avrupa’yı derinden sarsarken, Avrupa yeni bir sürece giriyordu.

Veba sosyal ve ahlaki değerleri yok etti. Hayat artık eskisi gibi değildi. Her şey hızla değişiyordu. Veba salgını alınan yeni önlemlerle biraz olsun azalmıştı. Daha çok farelerden bulaşan vebaya karşı ahşap evler yerine taş evler yapıldı. İnsanların toplu olarak bir araya geldiği ayinler, toplantılar ve karnavallar yasaklandı. Sokaklar temizlendi ve karantina uygulamaları sertleştirildi. Çeşitli tedavi yöntemlerinde bazı gelişmeler sağlansa da Avrupa nüfusunun yarısının ölmesinin önüne geçilememiştir.

Köylü ayaklanmaları

Vebanın bıraktığı tahribat, yoksullukla boğuşan halk, kralların sürekli isteklerinin artması halkı canından bezdirir. Büyük köylü ayaklanmaları başlar. 1358’ de Fransa’da başlayan köylü ayaklanması 30 bin insanın ölümüne yol açarken, 1381’de ise İngiltere’ de gerçekleşen ayaklanma kısa süreliğine de olsa Londra’nın ele geçirilmesiyle sonuçlanır. 14. 15. yüzyılda başlayan köylü isyanları Avrupa’nın birçok bölgesine yayılır ve toplumsal olarak değişime de sebep olur. Devam eden savaşlar, vebanın yayılmasıyla güçsüz duruma düşen ordular, güçlerini günden güne kaybederler. Savaşamaz durumu gelen krallıklar dönem dönem zorunlu olarak barış çağrıları yaparlar. Veba insanları öldürmekle kalmadı, bir dönemin hukuki, sosyal, kültürel oluşumunu ve tüm toplumsal alışkanlıkları bir bir yok etmişti.

Demografik yapının değişimi, özellikle etkili olan Katolik Kilise öğretilerinin eleştirilmesi ve önemlisi feodalitenin sorgulanamaz gücünün sorgulanmasına ve Rönesans’a giden yolu açmıştır.

Kara ölüm vebası, ardından kolera, durmayan salgınlar ve savaşlar dünyada büyük felaketlere yol açıyordu. 1. Dünya savaşının sonu 1918 – 1920 arası İspanyol gribi sonucu 50 milyon insanın hayatını kaybetmesiyle dünya yeni bir salgının yarattığı kaosu bir kez daha yaşamıştı. Dünya tüm bu felaketleri unuttu mu? Belli ki dünya bu tür salgınlara maruz klacak. Günümüzde dünyanın en yoksul ülkelerinde halen salgınlar nedeniyle binlerce insan ölmeye devam ediyor. Bu gün ise korona salgınıyla mücadele etmeye çalışan dünya, gelişmiş bilime rağmen önleyemediği bir salgınla karşı karşıya. Evet salgınlar doğal felaketler. Fakat bu denli salgınlar tahmin edilmesine rağmen neden önlemler yetersiz? Şu ana kadar virüsün yaygın olduğu birkaç Avrupa ülkesinde sağlık sistemleri çökmüş durumda. Bu durumda en çok etkilenenler çalışmak zorunda olan işçiler sağlık sisteminden en az yararlanacak olanlar yoksullardır. Görünen o ki salgın sonrası dünya eskisi gibi olmayacak. Sağlık sistemin yetersizliği, işsizlik, doğanın tahribatı, yoksulluk ve ekonomik olarak ciddi bir çöküntü içine giren ülkelerin içinde bulundukları durum yeni bir şekillenmeyi de beraberinde getirecektir. Bu şekillenme yoksul halklar açısından yeni bir sorgulama yeni bir toplumsal hareketi mi yaratacak, yoksa var olan kazanımlarını kaybedecek mi? Önümüzdeki dönem gelişmeler kapitalist dünyanın şekillenmesinin nereye evirileceğini gösterecek.

%d Bloggern gefällt das: