Virüs AB’nin kimyasını bozdu

YÜCEL ÖZDEMİR

İngiltere’nin ayrılmasıyla sendelenen AB’nin kimyasını bu kez koronavirüs bozmuş görünüyor. İtalya ve İspanya’nın yardım çağrılarına bugüne kadar bir yanıt verilebilmiş değil. Dün yapılan AB liderleri “Videokonferans Zirvesi”nden de ciddi bir sonucun çıkması beklenmiyordu. Kuzey İtalya’daki belediye başkanları, AP üyesi milletvekilleri ve eski bakanlar tarafından bu ayın başında Frankfurter Allgemeine Zeitung’a verilen “Sevgili Alman Dostlarımız” başlıklı ilan da sonuç getirmemişti.

Koronavirüs vaka sayısı 200 bine dayanmış, 25 binden fazla insanını kaybetmiş İtalya’da şu sıralar Alman karşıtlığı zirve yapmış duruma. 72 yaşındaki komedyen Tullio Solenghi’nin sosyal medyada paylaştığı kısa film, milyonlarca kez izlendi. AB ve Almanya’ya “soğuk kalpli” diyen sanatçı Almanya’ya Hitler dönemini hatırlatıyor. Belediye başkanları da İkinci Dünya Savaşı yıllarını hatırlatmış, sonra da Londra Anlaşmasıyla Almanya’nın borçlarının yarısının silindiğine gönderme yapmıştı.

Çağrılara olumlu yanıt vermeyen Almanya’ya karşı tepki, düşmanlık seviyesinde ulaştı. Özellikle aşırı sağcıların bunu önümüzdeki dönemde kullanacağı anlaşılıyor. Benzer bir durum İspanya için de geçerli.

Koronavirüsün etkisiyle her iki ülkenin ekonomisi yerlerde sürünüyor. Üretim asgari düzeyde devam ediyor. Bu nedenle, “korona döneminden” İspanya ve İtalya’nın zayıflayarak çıkacağı bugünden görülüyor.

2008 ve 2011’deki krizlerde aşırı borçlanma nedeniyle AB tarafından dayatılan pek çok “tasarruf planını” uygulayarak sağlıktan eğitime kadar pek çok alanda kısıtlamalar yapan her iki ülke, yeniden büyük bir borç kriziyle karşı karşıya. Almanya’nın başını çektiği Avusturya, Hollanda ve Finlandiya’nın da aralarında bulunduğu ülkeler bu zor dönemde mali olarak İtalya ve İspanya’ya yardım elini uzatmasına karşı.

AB’nin ekonomisi Brüksel’den yönetilmeye başlandığı, aynı kriterler bütün ülkeler için geçerli hale getirildiği ve AB’nin 27 üyesinden 19’u ortak para birimi avroyu kullandığı halde, zengin ülkeler ortak “Avro Tahvilleri”ne geçilmesine karşı çıkıyor. Çünkü ortak tahvile geçildiği takdirde, çok borçlu ülkelerin tahvilleri değer kazanacak, az borçlu ülkelerin tahvilleri değer kaybedecek.

Başka bir deyişle, İtalya ve İspanya gibi borçlu ülkeler piyasadan daha ucuza, Almanya, Hollanda gibi ülkeler ise daha pahalıya kredi temin edecekler. Haftalardır “Avro Tahvilleri”ne (Eurobonds) karşı çıkanlar, aynı gerekçeyle geçici “Korona Tahvilleri” planına da karşı çıktılar.

Zengin ülkeler bu zor dönemde zarar etmeyi göze alıp dayanışmaya yanaşmıyorlar. Çünkü içinde yaşadığımız kapitalist sistemin en temel özelliklerinden birisi, birileri kaybederken kazanmayı bilmektir. “Dayanışma”, “Kader birliği” gibi kavramlar resmi açıklamalarda sıkça yer alsa da gerçekte yapılan ise bunun tersidir. Bir kapitalist ülkenin çıkarsız şekilde başka bir kapitalist ülkeye el uzattığı nerede görülmüş. Kendisi gibi kapitalist devlete el uzatmayanlardan halka el uzatmalarını beklemek ise boş bir hayal.

Ortak tahvile yanaşmayan ülkeler şimdi ekonomisi sarsılan ülkeleri kalkındırma adına, daha fazla borçlandırmak için kesenin ağzını açmaya hazırlanıyor. AB Komisyonu Başkanı Von Der Leyen’in “Yeni Marshall Planı” olarak adlandırdığı fonun 1,5 trilyon avro olacağı ifade ediliyor. İspanya, İtalya, Fransa ve Kıbrıs AB bütçesinden oluşturulacak fondan alınacak paranın geri ödenmesine karşı. Koronavirüsün yarattığı sarsıntıya endeksli olarak paranın ülkelere dağıtılmasını istiyorlar. Eurobonds’a karşı çıkanlar alınan paranın kredi olarak geri ödenmesini istiyorlar.

AB’ye verdiğinden daha fazla alan Doğru Avrupa’daki ülkeler ise Güney Avrupa’nın fondan para alması durumunda ileride AB’ye daha fazla ödeme yapmak zorunda kalacaklarının endişesi içinde.

Hal böyle olunca tabloda üçe bölünmüş bir AB’den söz etmek mümkün: Güney, Kuzey-Orta ve Doğu. 1 Temmuz’da AB Dönem Başkanlığını devralacak Almanya’nın ulusal çıkarlarında ısrar etmesi durumunda bölünmenin derinleşeceği anlaşılıyor. Alman sermayesinin bir bölümü şimdiden bunun telaşında. Özellikle sosyal demokratlar. Bir süre önce SPD üyesi Dışişleri Bakanı Heiko Maas ile Maliye Bakanı Olaf Scholz, zor durumdaki AB ülkelerine “yalnız değilsiniz” çağrısında bulunmuşlardı. Dünkü AB Zirvesi öncesinde de SPD üyesi eski Başbakan Gerhard Schröder ve partisinden emekli bakanlar “Avrupa için Dayanışma” çağrısı yaptı.

Çağrıdaki şu cümleler dikkat çekici: “Almanya, Avrupa’nın siyasi ve ekonomik olarak birleşmesinden inanılmaz derecede kazandı. Şimdi bu ağır krizin aşılması için üzerine düşeni yapmalı. Eğer şimdi diğer Avrupa ülkeleriyle sınırsız dayanışmayı yerine getirmezsek, Avrupa’nın dağılma riski ortaya çıkar. Almanya’nın ulusal çıkarı şimdi Avrupa’dan yana olmaktır” (Handelsblatt, 22.04.2020).

Görüldüğü gibi, sosyal demokratlar da meseleye artık “ulusal çıkarlar” çerçevesinde bakıyor. Koronavirüsün tetiklediği ekonomik-siyasi gelişmelerin AB içindeki çıkar çatışmalarını derinleştirdiği, rekabet ve milliyetçiliği körüklediği anlaşılıyor.