‘Hastane karnesi’ iç açıcı değil

Koronavirüs salgını bütün dünyada dikkatlerin sağlık sistemine çevrilmesine neden oldu. Her ülkeye göre özgünlükler içerse de, insanlar sağlık sisteminin yetersizliği ve acizliği karşısında doğal olarak hem endişeye hem de kızgınlığa sürüklendiler. Ve internetten neredeyse günde birkaç kez bakmadan edemediğimiz korona istatistiklerini görenler, Almanya’nın başarısından övgüyle söz ettiler. Çünkü yaygın vaka sayısına karşın ölümler az ve iyileşme oranı yüksekti. Peki bu korona tablosu Almanya’daki sağlık sisteminin güllük gülistanlık olduğunu mu gösteriyor?

Koronavirüs salgını nedeniyle hepimiz görmediğimiz bir düşmana karşı korunmaya çalışıyoruz. Virüs kapmamak veya bulaştırmamak için yapabildiğimiz tek geçerli çare ise yalnızlaşmak, temastan kaçınmak, maske ve sabun kullanmak. Koronavirüs bulaştığından şüphelenenlere bile, eğer durumu çok ciddi bir hal almamışsa, evde karantinada kalması öneriliyor. Çünkü hastanelerin kapasitesi, araç-gereci, personeli vb. sınırlı. Bu yüzden durumu en ciddi olanlara öncelik tanınıyor, hatta doktorlar hangi hastanın hayatta kalacağına karar vermek durumunda kalabiliyorlar. Ve belli sayıda hastanın aynı anda tedavi olanağı olmadığı için de bütün ülkeler işi sürece yayma stratejisi izlemek zorundalar.

Elbette yoksul Afrika ve Asya ülkeleriyle Avrupa’dakiler gibi gelişmiş kapitalist ülkeleri veya Küba gibi sağlık alanına özel yatırım yapmış bazı istisnaları aynı kefeye koymak doğru değil. Ama en gelişmiş denen ülkelerin dahi sağlık sisteminin gerçekte halk sağlığını koruma konusunda belirgin bir yetersizlik ve acziyle içinde olduğu görüldü.

Birçok açıdan en gelişmiş ülkelerin ilk sıralarında yer alan Almanya da, korona salgını sırasında sık sık örnek gösterildi ve başarılarıyla övgü aldı. Rakamlar gerçekten de diğer birçok ülkeden farklılık gösteriyordu: 130 binleri geçen vaka sayısına rağmen İtalya, İspanya, İngiltere, Fransa vb. ülkelerle kıyaslanınca oldukça az sayıda ölüm yaşanmış ve vaka sayısının yaklaşık yüzde 50-60’ı iyileştirilmişti.

Almanya’nın ‚korona performansı‘ diğer ülkelere kıyasla elbette dikkat çekici ve sahip olduğu sağlık sisteminin özellikleriyle de ilgili. Ancak bu durum, Almanya’da da hastane ve sağlık sisteminin ciddi sorunları olduğu ve halk sağlığını gerçek anlamda güvenceye almaktan uzak olduğu gerçeğinin üzerini örtmüyor.

Federal İstatistik Dairesi’nin verileri de Almanya’nın hastane ve sağlık karnesinin durumunu özetliyor aslında:

HASTA ARTTI HASTANE SAYISI AZALDI!

İstatistik dairesi verilerine göre, 2000 yılında Almanya’da toplam 2 bin 242 hastane bulunuyorken, bu sayısı 2010’da 2 bin 64’e; 2017’de ise bin 942’ye düştü. 2020’ye gelindiğinde ise bu sayının 1600’e gerilediği görülürken, sermaye politikalarını destekleyen birçok kuruluş daha 8 ay önce bir rapor yayınlayarak, 1600 hastanenin “fazla ve gereksiz olduğunu”, “bin hastanenin daha kapatılmasının daha verimli olacağını” duyurmuş ve hükümetin bu yönde adım atmasını istemişti. Alman Hastaneler Derneği (DKG) Başkanı Dr. Gass bu raporlara sert tepki göstererek, „Yaklaşık 1.600 akut hastaneden 1.000’inin düz hale getirilmesini ve geri kalan 600 kliniğin büyük ölçekli hastanelere dönüştürülmesini öneren herkes, çok tehlikeli bir şekilde sosyal altyapının tahrip edilmesini teşvik ediyor.“ açıklamasında bulunmuştu. Dr. Gaß’ın bu tepkisi 8 ay sonra virüs salgınıyla birlikte daha anlaşılır hale gelmiş görünüyor.

Yine rakamlara dönelim. Yıllara göre hastanelerde tedavi gören hasta sayısı ve yatak kapasitesi ise şu şekilde bir tablo içeriyor:

1995 yılında yatak sayısı 609 bin 123, hasta sayısı 15,9 milyon; 2010 yılında yatak sayısı 106 bin 374 azalarak 502 bin 749’a düşerken aynı dönemde hasta sayısı ise 2 milyon 100 bin artarak 18 milyona çıkmış. 2017 yılı verilerine göre ise yatak sayısı 497 bin 182’ye düşmüş, hasta sayısı ise 1 milyon 400 bin artarak 19,4 milyon çıkmış.

ÖZEL HASTANELERİN PAYI ARTIYOR

Rakamların ortaya koyduğu bir başka gerçek ise, Almanya’daki hastanelerin adım adım özelleştirilip, kar amacı güden işletmelere dönüştürülmesi. Böylece önemli olanın halka daha iyi sağlık olanağı sunmak değil, hastaneleri özel sermaye için sektör haline getirmek olduğu görülmekte. İşte rakamlar:

2000 yılında toplam 2 bin 242 hastanenin 486’sı (yüzde 21,7) özel hastane statüsünde iken 2017’ye gelindiğinde bu sayı 718’e (yüzde 37) yükselmiştir. Yine yatak sayısı bakımından 2017 yılında toplam 497 bin yatağın 93 bini (yaklaşık dörtte biri) özel hastanelerde bulunmaktadır.

Hastanelerin sermaye açısından nasıl iştah kabartıcı bir pazar olduğunu anlamak için de küçük bir not düşelim 2017 yılında 1942 hastanenin toplam cirosu 97 milyar euroydu!

Sadece rakamlar değil başta doktorlar, sağlık çalışanlarının kurduğu inisiyatifler olmak üzere DKG gibi hastane kuruluşları, hastanelerdeki durumun giderek daha sıkıntılı hale geldiğine dikkat çekiyorlar ve hükümetin, yerel yönetimlerin bu konuda ciddi adımlar atması ve politika değişikliğine gitmesini talep ediyorlar. İşte DKG Başkanı Dr. Gerald Gaß’ın iki yıl önce yaptığı ve hala kulak arkası edilen değerlendirmeleri:

“Modern sistemler, uygun çalışma koşulları ve yeterli tıbbi teknoloji bakımından Alman hastanelerine daha fazla yatırım gerekiyor. Artan vergi gelirlerine ve bütçe fazlasına rağmen federal hükümetin yasal yükümlülüklerini yerine getirmemesi artık kabul edilemez. Yatırımların yarısından fazlası artık kamu fonlarından gelmiyor ve sermaye piyasasının isteklerine bağlı. Bu büyük bir risk, çünkü klinikler kendi fonlarından daha fazla harcamak zorunda kalıyorlar, 2017’de açık neredeyse yüzde 28 idi. Birçok hastane bununla başa çıkamaz ve iflas başvurusunda bulunmak zorunda kalır.” (DKG zum Krankenhaus Barometer 2018)

ALMANYANIN AVANTAJI YOĞUN BAKIM YATAK KAPASİTESİ

Ekonomi başta olmak üzere birçok alandaki altyapısı ile diğer ülkelere göre daha güçlü bir pozisyona sahip olan Almanya’da koronavirüse karşı fark yaratan etkenlerden biri de yoğun bakım yatak sayısındaki olanakları oldu. Federal İstatistik Dairesi’nin 2 Nisan 2020 tarihli açıklamasına göre Almanya’da her 100 bin kişiye düşen yoğun bakım yatak sayısı 33,9. Diğer bazı ülkeler açısından ise bu sayılar şöyle: Avusturya’da 28,9; ABD’de 25,8; Fransa’da 16,3; İspanya’da 9,7; İtalya’da 8,6. Almanya’da koronavirüs salgının önce 28 bin yoğun bakım yatak sayısı iken, bu sayı salgın döneminde 40 bine çıkarıldı. (YH)