‚Muhalefet yeniden toparlanmalı ve uzun mücadelelere hazırlanmalı‘

Köln Üniversitesi öğretim üyesi, gazeteci ve yazar Dr. Werner Rügemer, uzun yıllardır mali sermaye, vergi cennetleri ve sosyal hareketler üzerinde çalışmalar yapıyor. Çalışmaları dikkatle izlenen Rügemer, koronavirüsle başlayan ekonomik tartışmaları, dijitalleşme ve sosyal hareket konusunda gazetemizin sorularını yanıtladı.

YÜCEL ÖZDEMİR

Sayın Rügemer, şu sıralar herkes ekonomi krizinden konuşuyor. Sizce “korona krizi” olarak değerlendirilen süreç bir ekonomi kriz anlamına mı geliyor? Bazıları 1929 krizinden daha ağır bir kriz olduğunu ifade ediyor. Eğer böyleyse bu kriz ne kadar büyük?

Şu sıralar ileri sürüldüğü gibi yeni bir krizle karşı karşıya değiliz. Bu, 2000 yılından beri Almanya ve diğer Avrupa Birliği ve batılı ülkelerde ortaya çıkan ‚Blackrock‘ ve ‚Blackstone‘ gibi yeni finans aktörleriyle de bağlantılı. 20 yıldan beri firmaları satın alan, parçalayarak küçülten, yeniden yapılandıran, “verimli hale” getirme çalışması içinde olan bu mali sermaye her yerde işyerlerini yok etti, ücretleri düşürdü ve kitlelerin alım gücünü düşürdü. En son bir yıl önce otomobil tekelleri Avrupa çapındaki üretimlerini azaltmak zorunda kaldı. Araba parçası üreten firmalar, Çekya’da, Polonya’da, Macaristan’da yok edildi. Dolayısıyla batıda araba üretimi genel olarak geriledi. Şimdi ise ortaya çıkan yeni durum kullanılarak, tüm bunlar “korona nedeniyle” oluyor denilmeye başlandı. Gerçekteyse, bu kriz çoktan beri var.

O zaman koronayla bu krizin üzerini kapatmaya mı çalışıyorlar? Böylece krizin asıl nedenini gizlemek mi istiyorlar?

Devletler ve hükümetlerden daha fazla karşılıksız yardım almak, vergi ödememek ya da vergileri ertelemek, düşük faizle kredi almak için kullanıyorlar.

YENİ MALİ SERMAYE 2008 KRİZİNDEN GÜÇLENEREK ÇIKTI

2008’deki krizden sonra güçlenen yeni mali sermaye bu krizden de güçlenerek mi çıkacak sizce?

Evet. Bunu batının en büyük yatırımcı şirketi haline gelen Blackrock ekseninde yaşananlarda görmek mümkün. Bu tekel en son AB Komisyonu’na, ABD Merkez Bankası’na ve Avrupa Merkez Bankası’na  danışmanlık yapmaya başladı. Blackrock’un başkanı Laurence Douglas Fink geçtiğimiz mart ayında hissedarlara gönderdiği mektupta, “Bu kriz bizim için yeni ve harika fırsatlar yaratacak. Hangi firmaların zayıflayacağını, hangilerini satın alabileceğimizi yakından takip ediyoruz” deniliyordu.

Korona krizi şimdi son 20 yıl içinde ortaya çıkan ve geleneksel mali sermaye olan bankalardan da daha güçlü hale gelen yeni finans aktörleri tarafından kullanılacak. Bu dönemde bir çok yatırımcı mali şirket de satın alınacak. Eğer böyle devam ederse orta ve küçük işletmelerin bir kısım yok olacak. Blackrock ve diğerleri Amazon, Microsoft, Facebook, Appel gibi büyük firmaların hissedarlarıdır. Bu nedenle acil şekilde ekonominin dijitalleşmesi için baskı yapıyorlar. Finans sektörü daha hızlı dijitalleştiriliyor. Korona krizi nedeniyle artık ödemeler nakit değil daha çok cep telefonları üzerindeki appler üzerinden dijital olarak ödeniyor. Sadece mali sermaye alanındaki işletmeler böylece dijitalleştirilmiyor aynı zamanda çalışmada dijitalleştiriliyor. “Crowdworking” ya da “Gigworking” gibi işler çoğalacak. “Crowdworking” yok edilen kalıcı işyerleri, yarım saat ya da daha uzun süren küçük işlerin büyük dijital tekeller tarafından hiçbir iş anlaşması olmayan çalışanlara veriliyor. Bu kişiler de evde sürekli app üzerinden yeni iş bekliyorlar. Bu işlerin bazıları saatlik 5 euro gibi küçük karşılığı olanlar, bir kısmı daha büyük olabilir.

Dolayısıyla dijitalleşmeyle, işler daha fazla parçalanarak ve çalışma hakları ve iş sözleşmeslerini yok edilerek yürütülmek isteniyor.

BLACKROCK HER YERDE

Süreç kapitalizmin tipik özelliğini ortaya koyuyor. Küçükler yok oluyor, büyükler güçleniyor. Bu ülkeler düzeyinde nasıl yaşanacak. ABD emperyalizminin bu süreçten güçlenerek çıkacağını söylemek mümkün mü?

Söylenebilir. Büyük sermaye örgütleri, hissedarlar, aralarında Coca Cola, IBM, Microsoft, Ford, General Motors gibilerinin da aralarında olduğu binlerce tekelin merkezi ABD’de. Ancak bunların Avrupa Birliği ile de ilişkileri var. Özellikle Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron Blackrock ile çok yakın çalışıyorlar. Diğer ABD’li yatırımcı şirketler de emekliliğin özelleştirilmesi, çalışma yaşamının dijitalleşmesi konusunda yakın işbirliği içindeler. Daha önce de söylediğim gibi Blackrock AB Komisyonu’nun da en önemli danışmanı ve Avrupa Merkez Bankası için çalışıyor.

1929 KRİZİYLE PARALELLİKLER VAR MI?

IMF ve diğer uluslararası örgütler 1929’daki krizden daha büyük ve ağır bir krizin geldiğini söylüyorlar. Bugünle 100 yıl önce arasında paralellikler var mı?

100 yıl öncesiyle kıyasladığımızda Almanya’da işsizlik şu an çok düşük. Federal hükümetin ekonomi danışmanı durumundaki Bilirkişiler Konseyi (Rat der Weisen) en kötü ihtimalle 2020’de daralmanın yüzde 5,7 olacağını ifade ediyor. Çok çok fazla değil. 1929’la bir diğer önemli fark ise, bugün bütün batılı ülkeler devlet yardımı yapıyor. Sadece Almanya’da 3 milyon işsize ya da kısa çalışmaya giden işçiye para veriliyor. 1929’daki dünya krizinde bu söz konusu bile değildi. Yine işletmelere, sanatçılara, yazarlara, kültür insanlarına devlet yardım ediyor.

Peki bu ne zamana kadar böyle devam edecek?

Bunu bilmiyoruz. Çünkü hükümetler halk arasında fazla bir rahatsızlığın oluşmaması için dikkatli davranıyor. Bu nedenle şimdiden, önümüzdeki hafta ve aylarda bugünkü sınırlamaların nasıl yumuşatılacağı konuşuluyor. Ancak krizin derecesi henüz net olarak belli değil.

ÜRETİM YERİ TARTIŞMASI YENİ DEĞİL

Koronadan sonra neler bekliyorsunuz? Bazıları küreselleşmenin sonunun geldiğini söylüyor; Asya’ya üretim azalacak ve Avrupa’da, ABD’de üretim yapılacak deniyor. Bu yönde bir süreç mi yaşanacak?

Bu zaten başlamış bir süreç bence. Alman otomobil tekelleri bir süredir Polonya ve Macaristan’dan parça üretimini Almanya’ya kaydırmaya başladı. Avrupa içinde de parça üretim yerleri değişiyor. Asya ve Latin Amerika yönünde de benzer gelişmeler olabilir. Ancak bunun tamamen yapılıp yapılmayacağı başka bir soru. Bu, kriz sürecinde muhalefetin nasıl gelişeceğine bağlı. Yine örneğin otomobil tekellerinin toplu taşıma sistemlerini yapmasının söz konusu olmasıyla da bağlantılı. Şu anda General Motors gibi otomobil tekelleri solunum cihazları üretmeye başladılar. Teknik olarak büyük bir sorun değil. Bu nedenle muhalefetin hükümetleri, büyük tekelleri koşullara zorlamasına bağlı. Araba yerine başka şeyleri üretmeleri durumunda, üretim zincirlerini kapatarak üretimi kapitalist ülkelere taşıması söz konusu olabilir. Bu durumda gelişmiş ülkelere kendi ekonomilerini kurmaları için yeni yardımlar yapılması gerekiyor. Bunlara henüz karar verilmiş değil. Bu konuda muhalefet bir rol üstlenebilir.

AB’nin özellikle koronadan en çok etkilenen İtalya ve İspanya’yı daha fazla borçlandırmaya çalıştığı anlaşılıyor. Bu ne anlama geliyor?

En büyük tehlike Avrupa’da hükümetler ve devletlerin, ABD için de bunu söylemek mümkün, merkez bankalarına daha fazla borçlanması. Borçlanma karşılığında alınan devlet tahvillerinin bir gün ödenmesi gerekiyor. AB Maliye Komiseri bugünden krizden sonra devletlerin iki imkanının olduğunu söylüyor: Ya kredileri geri ödemek için daha fazla kısıtlamalar yapılacak ya da vergiler yükseltilecek. Bu bizi bekleyen büyük bir tartışma. Ben devletlerin borçlarını ödemek zorunda olmadığını savunuyorum. Muhalefetin bu temelde hareket etmesi gerekiyor.

UMUDUM SOSYAL HAREKETİN BÜYÜMESİNDE

Bu süreç genel olarak Avrupa’da toplumsal muhalefeti nasıl etkileyecek. Yıllardan beri bu konuda çalışmalar yapıyorsunuz. Özellikle sendikaların durumunu bu süreçte nasıl değerlendiriyorsunuz?

Alman sendikaları ne yazık ki mücadeleden yana değil. Öncülük rollerini oynamıyorlar. Korona sonrasında gelecek çatışmaya da hazır değiller. Maalesef durum böyle. Bu nedenle sendikaların dışındaki inisiyatiflerin, sendikaları karşılarına almadan, etkili birlikler kurması gerekiyor. Böyle inisiyatifler var. Bu nedenle muhalefetin yeninden biçimlenmeye, yeni hazırlıklar yapmaya ihtiyacı var. Son yıllarda birçok AB ülkesindeki sosyal hareket konusunda çalışmalar yaptım. Fark ettim ki; Hırvatistan, Kuzey Makedonya, Polonya, Litvanya gibi pek çok ülkede muhalefet hareketler söz konusu. Ancak bunlar Batı Avrupa’dan görünmüyor. Yok sayılıyor. Umudum, bugüne kadar kamuoyunun pek dikkatini çekmeyen bu hareketin her yerde büyümesinde. Bu hareketler koronadan sonraki süreçteki çatışmalar için yeniden toparlanmalı ve uzun soluklu mücadeleye hazırlanmalı.