Kapitalizm: Koronadan daha tehdit edici!

Diethardt Möller

Kontrol edilmesi çok zor olan virüs hızlı, ürkütücü ve gizlice yayılıyor. Çünkü enfekte olmalarına rağmen hastalığın belirtileri görülmeyen insanlar da hastalığı yayıyorlar. Ancak hastalık patlak verdiğinde, genellikle dramatik, hatta ölümcül oluyor. Ve küresel kapitalist ekonominin krizini ciddi biçimde tetikliyor.

Tetikliyor mu? Hayır, Sars Cov2 virüsü, durgunluğa kayan, krize girmiş bir kapitalist ekonomide sözüm ona hazırlıksız ortaya çıktı. Küresel ekonominin on yıllardır süren krizi neredeyse her şeyi tırpanlamıştı: Sürekli „sağlıklı küçülme“, tüm sosyal hakların ve kurumların tahribi, IMF ve Dünya Bankası tarafından mecbur edilen tüm sosyal alanların kuralsızlaştırılması, çok sayıda ülkenin enkaz haline getirilip kamu kurumlarının özelleştirilmesi ve uluslararası sermayenin yıkıcı ticaretine açılması, acımasız arazi spekülasyonu, doğal kaynaklara ve hammaddelere el konulması, toprakların ele geçirilmesi, çevrenin tahrip edilmesi…

Şimdi sözde krize karantina ile dünya çapında tepki gösteriliyor, sınırlar kapatılıyor, tüm ekonomik sektörler, Hindistan’da tüm ülkede tarım kapatılıyor, sokağa çıkma yasağı, vb. ayrıntılar biliniyor. 23 Nisan 2020’deki rakamlara göre, sadece Amerika Birleşik Devletleri’nde 26 milyon olmak üzere milyonlarca insan işini kaybediyor. Ama „hazırlıksız“ terimi sadece küresel kapitalizmin nelere yol açtığını gizlemek için kullanılmaktadır.

Sağlık sistemi denecek bir sağlık sistemi pek çok ülkede yoktu ya da yok, var olanların çoğu özel ellerde ve parası olanın sağlığı korunuyor. Halkın büyük kısmında ise para yok. En büyük kapitalist ekonomi olan ABD’de milyonlarca işçi sağlık sigortası olmadan çalışıyor. Trump, Obama dönemindeki tutarsız, zayıf reformları sistematik olarak yok etti. ABD ve dünyadaki sayısız işçi ve emekçi kişisel olarak bu krizin büyük risklerini yaşıyor, yükünü taşıyor.

Almanya gibi daha gelişmiş ülkelerde sağlık sisteminin sermayesi oldukça güçlü (evet!), büyük hastanelere ve milyonlara mal olan ekipman, tıp, hemşirelik ve destek personeline sahip. Fakat acımasız ekonomik terör altındaki kapitalist maliyet hesaplamasının ciddi sonuçlarını yine emekçiler taşıyor. Sağlık sistemi insanlara değil, “yatırımcılara” milyarlarca kar getirecek şekilde işliyor.

Kapitalist devletler, ülkenin özel durumuna bakmaksızın bu „ekonomik sektörleri“ organize ediyorlar. Bu nedenle pandemi için hayati olan sağlık ürünleri depolarda yok. Bunlar, şu anda olduğu gibi, hastalanan veya kendilerini korumak zorunda kalan insanlar için ne kadar vazgeçilmez olurlarsa olsunlar, sermaye için yararsız maliyetler.

Tekrar tekrar söylemek zorundayız: Egemenler, böylesi bir pandemide hazırlık, depolama ve kalifikasyonlarda tam olarak neye ihtiyaç duyulduğunu çok iyi biliyorlar: 2012’den beri Berlin’de, kanıtlandığı üzere Londra’da ve mutlaka başka yerlerde de olabilecekler tahmin edilmekteydi. Buna rağmen hiçbir şey yapılmadı!

ArbeitsZukunft’un tekrar tekrar işaret ettiği gibi bu kriz sırasında da ölümcül tasarrufa devam edildi. Üretim ve ticaret şirketlerinde, nakliye, lojistik ve turizmde çalışan insanlar, güvencesiz işlerde veya sermayesi düşük mini fabrikalardaki tüm çalışanlar, aileleri, çocukları ve yaşlılar krizin yükünü taşıdılar, sermaye sahipleri ise her türlü olanağa ve yardıma sahip olarak varlıklarını sürdürdüler.

Tarihsel açıdan yeni bir durum mu? Karl Marx’ın temel teorisine, “sermaye” formülüne geri dönüyoruz: P (sermaye) – M (meta) – P (kar-sermaye) ́!

Sermaye, mal (M) elde etmek için harcanan paradır (P). Bu da tekrar kazanç ve kar (P) elde etmeye yarar. Marx kapitalistlerin satın alabildiği en önemli metanın iş gücü olduğunu kanıtladı: Kapitalist çalıştırabileceği, baskı yapabileceği ve sömürebileceği çalışma gücüne sahip insanları yani mal üretmek, kar elde etmek için, iş gücü, hammadde, makine ve başka şeyler satın alır.

Çünkü ticaret yoluyla değil sadece üretim sürecinde emek kullanılarak yeni ve daha yüksek değer yaratılır. İşçiler tarafından yaratılan ürünler, yatırılan sermayeden çok daha değerlidir ve kapitalistlere aittir.

Bunları – yukarıda belirtildiği gibi – satabilir ve artı değer elde edebilirsiniz. Ve bu süreç devam eder, tekrar yatırım yapılır… Bunu birbirleriyle rekabet içinde yaptıkları için, karın artması için bu onları mümkün olan maliyet kontrolü, rasyonalizasyon, teknik yenilik, insan emeğinin sürekli tasarrufuna mecbur kılar. Sonuç genellikle kitlesel işsizliktir. Bu, sermaye egemenliğinin, kapitalizmin çözülemeyen çelişkisi, kısır döngüsüdür!

Marx,sermaye dolaşımının, sermayenin yeniden üretimi sürecinin ne kadar kitlesel, ne kadar farklı, ne kadar karmaşık, ne kadar birbiriyle bağlantılı olursa o kadar başarılı olacağını kanıtladı. Uzun zamandır her şey uluslararası olarak paylaşıldı ve çok sayıda kapitalistin bu karşılıklı bağımlılığı şimdi korona krizini şiddetlendiriyor…

CESARETLENDİRİCİ SİNYALLER

Korona önlemleri kisvesi altında, bir sonraki sermaye saldırısı pusuda! Büyük sermaye “köpekbalıkları” uzun zamandır krizin yüküne dayanamayacak küçük şirketlerin üstünü çizdiler ve „ekonominin yeniden başlaması“ durumunda çalışanlarına ve küçük patronlarına ücretleri düşürücü olarak rezervasyon yaptılar. Çalışma süresi düzenlemelerinin günde 12 saat veya haftada 60 saate kadar uzatılması için, biz işçilerin masadan indirilmesi gerekiyor!

Mücadelede birçok şeyi püskürtmek ya da geri kazanmak zorundayız. Demokratik ve siyasi haklarımızı geri kazanmak zorundayız. Ancak cesaret verici sinyaller var: Allgäu’daki Voith’te yüzlerce işçi, krizin göbeğinde işlerini korumak için grevde. Aşağı Saksonya ve Bremen hükümetlerine ortak bir mektupla, 62 sendika, işyeri ve personel temsilciliği üyesi sağlık sistemindeki maliyet azaltma ve özelleştirme önlemlerinin geri çekilmesiyle ilgili net taleplerde bulundu:

“Hastanelerimiz verimli çalışması gereken fabrikalara dönüştürülmüş durumda; personel azaltıldı, belli alanlar ana firmadan çıkarılıp taşeronlaştırıldı ve sağlık sisteminin büyük kısmı -özellikle Aşağı Saksonya’da özelleştirildi. Bu gelişmenin sağlık bakımının aleyhine, sağlık tekellerinin lehine olduğunu düşünüyoruz. Sağlık sisteminin yeniden yapılandırılması çağrısında bulunuyoruz: Vaka başına sabit finansman sisteminin yerine ihtiyaca cevap veren finansman geçirilmelidir.

Özelleştirmeler tersine çevrilmelidir: Bir kamu sağlığı sistemine ihtiyacımız var -şirketler veya hissedarlar tarafından yönlendirilen ve onlar için çalışan değil, toplum tarafından yönlendirilen ve toplum için çalışan bir sağlık sistemine ihtiyacımız var.”

Görüldüğü gibi selamlanması gereken bu taleplerle mülkiyet sorunu ve dolaylı olarak da toplumsal sistem sorunu irdelenmektedir!

Kumarhanelerin kapanmasını, sermaye spekülasyonunun durdurulmasını, faiz ve borç geri ödemelerinin iptalini talep edersek kapitalizmi sorgulamış oluruz! Eğer kapitalistlerin kar hırsı ve tekel, banka ve finans sermayesi yok edilirse emekçilerin gelecek şansı olur. Emekçiler birlikte net talepler belirlerlerse, güçlü bir komünist parti kurmayı başarırsak kapitalizm yenilebilir ve sosyalizme doğru yeni bir atılım mümkün olabilir.

Bu, her şeyden önce, hayatta kalmamız için hayati önem taşımaktadır! “Korona krizi”nin kar ekonomisi olmadan kolayca aşılabileceği gerçeği, bu sistemin çürümüşlüğünü gözler önüne sermektedir.

Çeviren: Semra Çelik