Rolf Becker: ‚Kültürün özgürleşmesi insanların özgürleşmesine bağlıdır‘

Oyuncu Rolf Becker, 30 Mart’ta 85 yaşına girdi. Emeğin gücüne, devrime ve sosyalizme olan inancını ve toplumsal duyarlılığını sokak eylemleri, grevler, Komünist Manifesto okumaları, DIDF etkinliklerindeki konuşmalarıyla belgelemiş olan sanatçıyla korona krizinin kültüre etkisi, sanatın toplumsal değişimdeki rolü ve kendi hayat deneyimleri üzerine görüştük.

Sedat Kaya

Mevcut durumla başlayalım: Korona nedeniyle sinemalardan tiyatrolara, müzelerden konserlere kadar kültürel yaşam da adeta dondu. Kültürel yaşamımız dijital dünyaya taşındı. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu durum gelecekteki kültürel hayatımızı nasıl etkileyecek?

Kültürel yaşamımız, korona ve ekonomik krize rağmen, azalmış da olsa, devam ediyor ve sadece “dijital dünyada” değil: Küçük çapta veya sokakta gösteriler, internet için prodüksiyonlar, ortak provalar, krizden sonraki gösteriler için telefon, e-posta veya mektupla hazırlıklar bunu kanıtlıyor. Gelir kaybı acı verici ve özellikle serbest çalışan meslektaşlar için yaşamı tehdit edici. Yetkililerin verdiği tazminatlar zararları karşılayacak ölçüde değil.

Korona salgını, sosyal yaşamın ne derecede belirsizlikle karakterize olduğunu ve kar odaklı olduğunu gösterdi. Bir sanatçı olarak kapitalist toplum ve dünyanın geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Dünyamız ekonomik, ekolojik, politik olarak bir değişiklik aşamasındadır. Değişimin kimin lehine bağlı olacağı güçler dengesine bağlıdır. Sermaye, mevcut mülkiyet yapısını korumaya ya da servetin yeniden dağılımını kendi lehine arttırmaya devam edecek mi, yoksa şimdiye kadar hakları gasp edilenler biraraya gelip direnecekler mi? Kendimizi basitleştirilmiş açıklamalardan korumalıyız: Değişiklikler ciddi boyutlarda olacak ve ileri derece sanayileşmiş ülkelerde iyi durumdaki birçok kişinin refahını da tehlikeye atacaktır. Korona yüzünden daha da kötüleşen küresel ekonomik krizin sonuçları, karşı çıkmadığımız takdirde çoğunlukla emekçilerin sırtına yüklenecek. Korona salgınının patlak vermesinden önce bile, şimdi belirgin şekilde algılanabilen problemler vardı. Kapitalist koşullar çerçevesinde çözülmesi zor olan talepler ileri sürüldü. Örnekler: sömürgeleştirilip talan edilmiş Afrika ve Latin Amerika ülkelerinden mülteci akını; gıda yerine biyogaz üretmek için tarım alanlarının azaltılması; CO2 emisyonlarını azaltmak için elektrikli otomobiller bahanesiyle trafikteki artış; enerji tedarikini kömür ve petrol üretimi ve fracking yerine güneş enerjisine ve rüzgar enerjisine dönüştürmek, vb. Sadece işverenler ve parlamentolarda, komisyonlarda ve hükümetlerdeki temsilcileri değil, aynı zamanda biz de yükü işçi ve işsizlerin sırtına yüklenmeden bu değişikliklerle nasıl baş edeceğimize kafa yormalıyız. Bana göre bu ve diğer birçok sorunun kapitalist sistemi sorgulamadan çözülebileceğine inanmak bir yanılsama.

Geçmişten günümüze bakarsak, emekçiler yakın gelecekte kültürel yaşamlarından ne bekleyebilirler? Ve bu zamanlarda ilerici sanatçıların sorumluluğu nedir?

Bertolt Brecht; „Kültüre şevkatle yaklaşalım, ama önce insanlara şevkatle yaklaşalım“der. Bu, her şeyden önce, emekçilerin, ailelerinin, işsizlerin, evsizlerin, mültecilerin kültürel yaşamı için geçerlidir. İlerici sanatçılar sosyal hareketlerin yönünü belirleyemezler, ancak en iyi ihtimalle direnişleri destekleyebilirler. Çok sayıda sanatçının çekinik ve açıkça görülen uyum sağlama konusundaki istekliliğini kınayamayız. Böyle davranmalarının nedeni egemen düşünme biçimlerine karşı çıkarlarsa işlerini kaybedecekleri ve dolayısıyla ailelerinin bakımını sağlayamayacakları korkusu. Örneğin Franz Josef Degenhardt, Konstantin Wecker’in 15 Kasım 2011’de onun için yazdığı anma yazısında olduğu gibi, “savaş sonrası Alman tarihinde benzeri görülmemiş organize bir kötülükle savaştı. Degenhardt’ın şarkılarını halka açık radyo istasyonlarında çalmak 1970’lerin sonundan itibaren yasaklandı. Gençlerin politik katılımın hiçbir şekilde kariyerlerini desteklemediğini öğrenmeleri açısından Degenhardt örnek yapıldı ve bu ders bugüne kadar çok iyi anlaşıldı.“

Son olarak: Çok fazla yaşam deneyiminiz var. ‚Keşke yapmasaydım‘ ya da ‚iyi ki yapmışım‘ dediğiniz şeyler var mı?

İşimi sevmeme rağmen, dünyanın sanat sayesinde değiştirilebileceği yanılsamasına veda etmem uzun zaman aldı. Sendikaya 1958’de Landestheater Darmstadt’ta aktör olarak ilk çalışmam sırasında katıldım, ancak 1969’da Bremen’de haber verilmeksizin işten atılıncaya kadar Brecht’in yukarıda belirttiğim sözünün ne anlama geldiğini anladım: “Kültürün kurtarılması insanların kurtarılmasına bağlıdır.“ Görevden alınmam Bremen Tiyatrosu’ndaki yönetmenlik ve yöneticilik işimi sona erdirdi. Artık diğer sanatçılar gibi ücret ya da maaş bağımlısı bir oyuncuydum. Daha da önemlisi işten çıkarılmamın, 68 öğrenci hareketine katılmamdan kaynaklandığını bilmek beni yönlendirdi ve daha önce pasif bir sendikacıyken, hala zayıf olmasına rağmen, emek hareketinin aktif bir üyesi haline geldim ve öyle kalacağım.