Weiße Rose (Beyaz Gül) direniş grubunun“en cesuru“: Sophie Scholl

Güneşin parladığı bir günde hakkında idam cezası verilen bir kadın, Nazi yargıcına dönerek haykırdı: “Birgün bizim durduğumuz bu yerde siz duracaksınız.”

Sophie Magdalena Scholl 9 Mayıs 1921’de Almanya’nın Forchtenberg kentinde dünyaya geldi.

1940’ta anaokulu öğretmeni olmak için eğitim almaya başlayan Sophie ilkin mücadelenin karşı tarafıyla tanıştı: Nasyonal Sosyalistler ile.

Sophie’nin anne ve babası ise çocuklarının bu tavrından hiç hoşnut değildi ve ona Naziler’in başta Yahudi halkı olmak üzere pek çok kişiye yaptıkları zulmü anlattılar. Kendisine anlatılanlar ve kendinden olmayana yapılanlar Sophie’nin kafasında soru işaretleri yaratmaya başladı..

Şubat 1943’te “Beyaz Gül” adlı bir direniş grubu oluşturan diğer genç insanlarla beraber Sophie de vatan hainliğiyle suçlandı ve giyotinle idam edildi. İlginçtir ki özgürlük düşmanlarını ortadan kaldırmak için Fransız Devrimi sırasında kullanılmış araç, bu ilkeyi en çok savunan insanlardan birinin yaşamını sonlandırmıştı.

“Savaş sona erdiğinde, yabancı taburlar içeri girecek. İnsanlar bize işaret edip Hitler’e karşı durmak için hiçbir şey yapmadığımızı söyleyecek.”

“Bizim aracılığımızla binlerce insan uyanıp eyleme geçecekse benim ölümümün ne önemi var ki?” İşte Sophie’nin ölmeden birkaç saat önce söylediği sözler.

Sophie öldüğünde yalnızca 21 yaşındaydı. Nazi rejiminin kendi düşüncelerine karşı çıkan herkesi tehdit ve kontrol etmesine karşın Almanya’da onların karşısına çıkmaktan tereddüt etmeyen küçük gruplar vardı. Ellerinde çok az kaynak vardı ve destekçileri de azdı.

Faşizm adalet, eğitim, sağlık veya orduyu yani tüm hayatı, kontrol etse bile iradelerinin kontrol edilmesine ve kırılmasına asla izin vermeyeceklerine karar verdiler. Keşfedildikleri takdirde karşı karşıya oldukları risk ve bedelin farkındaydılar: Kendi hayatları.

1937 senesinde faşizmin tehlikesi giderek yaklaştı ve Sophie’nin ağabeyleri ile arkadaşları, ‚Alman Gençleri‘ grubuna üye olmakla suçlanarak yasa dışı bir şekilde tutuklandı. Bu sırada Sophie, Münih Üniversitesinde biyoloji ve felsefe okumaya başladığı halde asıl yapmak istediği mesleğin öğretmenlik olduğunu keşfetti.

Tüm direniş hareketlerinin bir adı vardır ve Beyaz Gül de, Sophie, ağabeyleri ve arkadaşlarının grubunun adıydı. Beyaz Gül üyeleri broşür ve duvar grafitileriyle mesajlarını yaymakta tereddüt etmediler.

Yalnızca entelektüel toplantılar yapmakla kalmıyor, ayrıca „yeraltında“ çalışarak Almanya’nın sessizliğinin Hitler’in suçlarına ortak olmak demek olduğu mesajını yaymaya uğraşıyorlardı.

Halihazırda gruba üye olan ağabeyi sayesinde Sophie, “Beyaz Gül” propagandasının taşıyıcısı olarak çalışmaya başladı. Bu çok tehlikeli bir işti, çünkü propaganda yazılarıyla yakalandığınız takdirde ihanet suçundan kurtulmanın yolu yoktu.

18 Şubat 1943 tarihinde Sophie, okulunun çatısına tırmanarak broşürleri oradan atmaya, „kuşlama yapmaya“ karar verdi. Onu görüp rapor eden Nazi partisi üyesi kapıcılar olmasa Sophie hiçbir sorun yaşamayacaktı.

Yakalanıp hapse atılan Sophie’nin hücre arkadaşlarından biri yine Gestapo’nun yakaladığı arkadaşlarından biriydi. Böylece bilgi edinip grubu dağıtmayı amaçlıyorlardı. Ne var ki Sophie’nin arkadaşı Gestapo tarafından kendine genç kadından bilgi alma, ajanlık yapma, görevini yerine getiremediği gibi Sophie’nin yaydığı güç ve enerji karşısında şaşkına dönerek onun mesajına daha da çok ikna oldu.

Sophie ve yakalanan Beyaz Gül üyeleri işkencelere rağmen arkadaşlarına ihanet etmediler. Bugün bile Beyaz Gül, bir özgürlük sembolü olmaya devam ediyor, ırkçılığa, savaşlara karşı mücadele eden gençler tarafından örnek alınıyor, filmi çevriliyor, tiyatrolarda sahneleniyor ve birçok okul, sokak, park ve meydan Beyaz Gül ve Scholl kardeşlerin adını taşıyor.