ÇOK BİLEŞENLİ BOL SORULU KORONA GÖSTERİLERİ

YÜCEL ÖZDEMİR

Almanya özellikle son 3-4 haftadır “korona gösterileri”ni tartışıyor. İlk etapta Stuttgart merkezli olarak 30-40 kişiyle başlayan eylemler kısa sürede pek çok kente yayıldı ve eylemlere katılanlar da peyderpey artmaya başladı. Eylemcilerin sayısı 16 Mayıs’ta Stuttgart’ta 5 bine, Münih’te 10 bine kadar çıktı. Hem de gösterilere katılma koronavirüs nedeniyle sınırlandırılmasına rağmen…

Örgütleyici ve çağrıcılarının asıl olarak aşırı sağcı, milliyetçi, ‚komplo teorisi savunucuları‘ olduğu bilinmesine rağmen, eylemlere katılanların çok farklı kesimlerden olması, ülkede yaşanan ekonomik, sosyal ve demokratik sorunlarla doğrudan bağlantılı. Bu nedenle eylemlerden çok, eylemlere katılım nedenleri üzerinde durmak, ona göre sonuçlar çıkarmak daha önemli görülüyor.

1 – NEDEN ALMANYA’DA ZEMNİN BULDU?

Koronavirüs eksenindeki gelişmelere bakıldığında, Almanya aslında süreci kısmen başarılı yöneten ülkeler grubu içerisinde yer alıyor. İspanya, İtalya, Fransa, İngiltere, hatta küçük Belçika’da 10 bin ila 35 bin arasında insan hayatını kaybederken, 83 milyonluk Almanya’da ölen insan sayısı çok daha az (8 bin, 16.05.2020). Buna rağmen, “korona gösterileri”nin başlaması elbette önemli. Ayrıca Almanya, mali açıdan en büyük “korona paketi” hazırlayan, büyük bölümü tekellere gitse de orta-küçük ölçekli işletmelere, düşük gelirli ailelere (Kinderzuschlag) bazı yardımlar yapan, kısa çalışmayı yaygın uygulayan bir ülke olmasına rağmen ülke içindeki eylemler, memnuniyetsizlerin de azımsanmayacak sayıda olduğunu gösteriyor.

Bu memnuniyetsizliğin arka planındaki nedenlerden birinin, “korona sürecinin” orta ve alt kesimlerin ekonomik ve sosyal durumunda yarattığı sarsıntı, belirsizlik ve gelecek endişelerinin artması olduğu söylenebilir. Ekonomik ve sosyal durumları korona öncesinde zaten kötü olanların tedirginliği haliyle daha da artarken, şimdi buna ‚orta sınıflar‘, ‚iyi kazananlar‘ da ekleniyor. Daha önce iyi durumda olanların konumlarını korumak, ekonomik olarak bir alt basamağa düşmemek için öfke, hoşnutsuzluk ve endişelerini sokağa yansıtma eğiliminde oldukları görülüyor. Almanya ile diğer ülkeler arasında bir kıyaslama yapıldığında orta sınıfların, iyi kazananlar grubunun daha fazla olduğu söylenebilir. Dolayısıyla kriz ve belirsizlik hali, ‚kaybedecekleri çok olan‘ bu orta kesimde daha sarsıcı etki yaratıyor.

2-SİSTEM PARTİLERİNDEKİ ÇÖZÜLME SÜRÜYOR

Ama gösteriler sistem partilerindeki çözülmenin güçlü olarak devam ettiğini de gösteriyor. Özellikle Stuttgart’ta eylemlere katılanların partilere tepkilerini gizlememeleri, mevcut parlamentonun feshedilmesini istemeleri de bu eğilimin parçası. Koronavirüs süreci başlamadan önce yapılan kamuoyu yoklamalarında hükümet partilerinin (CDU/CSU ve SPD) toplam oyu yüzde 40 civarına kadar düşmüştü. SPD zaten birkaç yıldır can çekişiyor ve oyu yüzde 15 civarında. Ama koronavirüs öncesinde koalisyonun büyük ortağı CDU/CSU’nun oyu da yüzde 25 civarına kadar inmişti. Her iki partide yaşanan başkan değişikleri, Angela Merkel’in geri çekilme kararı da tabloyu değiştirmemişti. Bu süreçte sadece, çevre eylemlerinin etkisiyle Yeşiller’in oyu yükselmişti. Geldiğimiz aşamada ise CDU/CSU ve Merkel’e güven tazelenmiş ve oyu yüzde 38’e kadar yükselmiş görünüyor. Ancak bunun ne kadar süreyle bu düzeyde kalacağı bilinmiyor. Ekonomideki tabloya bakıldığında bunun yeniden düşüşe geçmesi kuvvetle muhtemel. Belirtmek gerekiyor ki, bu süreçte federal parlamentoda anamuhalefet durumunda olan AfD de oy kaybetmeye devam etti. Bir ara anketlerdeki oyu yüzde 17-18 olarak gösterilen aşırı sağcı-milletçi partinin oyu şimdi yüzde 9-10 civarında görünüyor.

Bütün bunlar mevcut partilerin dışında yeni, yıpranmamış aktörlerin başını çektiği bir parti-hareket söylemi, sistem partilerinden umudunu kesenler için dikkat çekici olabilir. Mitinglerdeki ajitatörlerin “yönetici elitleri” sürekli hedef göstermesi, kendilerini ’sistem dışı‘ gibi göstermelerinin arkasında da bu neden var. AfD de halen sıkça bu yönteme başvuruyor. Bu nedenle AfD içinde kanatlar arası tartışma ve çatışma, ortaya çıkan bu hareketin yedeklenmesi üzerinde de sürebilir.

3-KORKU VE ENDİŞELER BÜYÜYOR

Açıktır ki, koronavirüs pek çok açıdan tarihi hızlandırmıştır. Sınıflararası çelişkiler, ekonomik, sosyal, toplumsal, kültürel ve psikolojik sorunlar hızlanarak büyüyor ve büyümeye devam edecek. Birkaç ay öncesine kadar güvenli bir işinin, emekliliğinin ya da çocuklarının eğitiminin iyi olduğunu düşünen geniş kesimler, şimdi yarının ne olacağı konusunda önünü göremiyor. Bir günde her şeyin tersine dönebileceği gerçeği, gelecek korkusunu pekiştiriyor. Ortaya atılan komplo teorilerinin bu denli fazla karşılık bulmasının bir yanı bu korkudan kaynaklanıyor. Diğer yanı ise bazı sorulara yanıt bulamamakla ilgili…

Ayrıca, toplumun geniş kesimlerinin karar mekanizmalarının dışına itilmiş olduğu gerçeği de hükümete, sisteme ve alınan kararlara yönelik güvensizliği besleyen diğer önemli faktörlerden biri. Nitekim gösterilerdeki özgürlük ve demokrasi vurgusu, tepeden inmeci yönetim tarzına tepkiler vb. de bunun yansıması.

Korkuların büyümesine yol açan sorunlar iktidardaki sermaye partilerinin politikaları ve kapitalist sistemin karakterinden bağımsız değil elbette. Eylemler sırasında hükümetin ve bazı tekellerin hedef alınması da bunun işareti. Keza kapitalist sistemin asıl olarak ABD-İsrail sermayesi tarafından yönlendirildiği şeklindeki tezlerin bu kadar karşılık bulması da sisteme tepkiden kaynaklanıyor. Ancak büyük sermaye ve kapitalist ekonomiden kaynaklı sorunlar eleştiri ve tepki konusu olmakla birlikte, kapitalizm dışında bir alternatif getirilmiyor. Irkçı-faşist çevreler de geniş kesimleri etkilemek için bu sorunları politik malzeme olarak kullanıyorlar ve kendilerinin ’sermayenin demir yumruğu‘ oldukları gerçeğini gizliyorlar.

Bu nedenle geniş kesimlerin aydınlatılması, sorunun asıl olarak içinde yaşadığımız kapitalist sistemle doğrudan bağlantılı olduğunu anlatmak büyük bir önem taşıyor. (YH)

 


Komplo teorilerilerinde neler var?

Protesto gösterilerinde komplo teoricilerinin öne çıkması ise bir diğer dikkat çeken noktalardan. Koronavirüs konusunda bilinmezlikleri kullanan komplo teoricileri, bilim dışı yaklaşımlarıyla korkuları körükleyerek insanların sokağa çıkmasını sağlıyorlar. Bunların başında YouTube kanalında programlar yapan Ken Jebsen (İran kökenli, asıl adı Mustafa Kaşefi, gazeteci), Attila Hildman (Türkiye kökenli ve Alman bir aileye evlatlık verilmiş, aşçı), Xavier Naidoo (Güney Afrika kökenli, Rap müziği yapıyor) geliyor.

Bu kesimlerin yaydığı ve gösteriler sırasında da sıkça dile getirilen komplo teorileri şunlar:

a- “Kronavirüs normal bir grip: Teoriye göre koronavirüsün diğer griplerden bir farkı yok”. Hatta her yıl gripten de bu kadar insanın öldüğünü söylüyorlar. Bu nedenle eylemlerde maske takmaya ve mesafe bırakmaya gerek görmüyorlar.

b- “Koronavirü laborantlarda üretildi”: Bu kesimler virüsü “biyolojik silah” olarak adlandırıyorlar. Hatta virüsün Gürcistan’daki “Lugar Centre for Public Health Research” laboratuvarında ABD tarafından üretildiğini ileri sürenler de var. Ancak bugüne kadar virüsün laboratuvarda üretildiğine dair bir kanıt ortaya çıkmadı.

c- “Yeni dünya düzeni kurmak için virüs çıkarıldı”: Komplo teoricilerin sürekli demokratik hakların kısıtlanarak diktatörlüğün, yeni bir düzenin kurulduğunu söylemeleri buna dayanıyor. Birçok ülkede virüsün fırsat görülerek otoriterliğin pekiştirildiği doğru. Ancak virüsün bunun için çıkarıldığını söylemek doğru değil. Bazıları bu yeni düzenin Yahudiler, bazıları ise ‚vampirler tarafından kurulacağı’nı iddia ediyor. Aşırı sağcılar için “yeni dünya” tezi aynı zamanda kendi istedikleri bir dünyayı kurma anlamına geliyor.

d- “Bütün suç Bill Gates ve eşinde”: Bill Gates ve eşinin kurduğu vakfın Dünya Sağlık Örgütü’ne ABD’den sonra en fazla maddi destek vermesi ve Bill Gates’in yıllar önce bir konferans sırasında bugünkü koronavirüs gibi bir senaryodan söz ederek aşının zorunlu olması gerektiğini söylemesini sürekli kullanan komplo teoricileri, böylece herkese zorunlu olarak aşı yapılacağını iddia ediyorlar. Hatta, Gates tarafından geliştirilen bir çipin insan derisinin altına yerleştirileceğini iddia ediyorlar. Bu durum doğal olarak birçok insanda korkuya yol açmış durumda. Bu nedenle aşı karşıtı gruplar da eylemlere güçlü katılıyorlar.

e- “G5 koronavirüse neden oluyor”: Bir süredir cep telefonlarındaki yeni 5G sisteminin koronavirüse neden olduğu söylentisi ortalıkta dolaşıyor. Bu gerekçeyle Hollanda ve İngiltere’de 5G vericilerine saldırılar bile düzenlendi. Ancak bu iddiayı doğrulayacak hiçbir ciddi veri bulunmuyor. 5G sistemi ilk önce virüsün çıktığı Vuhan’da değil Güney Kore ve ABD’de aktif hale getirilmişti.