Marx ve ekoloji: ‚Devasız bir yarılma‘

MEGA dizininde çıkan yeni ciltte, ekolojik sorunlara giderek daha fazla kafa yoran bir Karl Marx karşımıza çıkıyor.

Gazi Ateş

Geçtiğimiz günlerde, Marx-Engels’in tüm eser ve el yazmalarını kapsayan MEGA dizininde[1] yeni bir cildin daha yayınlandığı duyuruldu. Son çıkan cildin en önemli özelliği, Marx’ın Kapital’i yazdığı yıllarda ve akabinde ekoloji sorunlarını da içeren çeşitli yayın ve kitaplardan yaptığı özetlemeler ve aldığı notlardan meydana gelmesidir.

5 Mayıs 2020 tarihli junge Welt gazetesinde yer alan ve Volker Külow tarafından kaleme alınan uzun makalede de belirtildiği üzere; o yıllarda (1864-1868) okuduğu ve notlar aldığı kitaplara bakılacak olursa Marx, çevre ve iklim sorunlarına özel bir ilgi gösteriyor ve bu bağlamda önemli sonuçları da içeren çeşitli notlar alıyor.

Yayınlanan son cilt, Marx’a ait beş özetleme ve dört not defterini kapsıyor. 40 yazarın 49 kitap ve yayınından yapılan bu özetleme ve notlar 800 sayfayı geçiyor.

„Tarıma dair defterler“de büyük oranda toplanan bu özetleme ve notlar esas olarak şu konulara dair: Toprak rantı teorisi; tarımsal kimya, botanik ve jeoloji; çeşitli ülkelerdeki tarımsal koşullar ve yanı sıra kapitalizm öncesi toplumlardaki toprak mülkiyeti ve tarımsal durum. Marx 1872 yılında bu konulara geri dönüyor ve araştırmalarına yeni materyaller ekliyor.

Sürdürülebilir olmayan bir yağma

Marx’ın en verimli yıllarını kapsayan ve aynı zamanda çalışma tarzı hakkında da bir fikir veren „Büyük defter 1865/1866“de („Tarıma dair defterler“) öncelikle toprak rantı ve fiyatı hakkındaki tartışmalar irdeleniyor. Bunların başında Justus von Liebig’in toprağın tüketimine dair teorisini formüle ettiği „Tarımsal kimya“ (1862) adlı kitabı geliyor. Toprağın verimliliğini doğa bilimsel araştırmalarla geliştirilmesinin söz konusu olduğu bir zamanda, Marx’ın yakından irdelemeye çalıştığı husus, toprağın tarımsal ekonominin yoğunlaşması suretiyle tüketilmesi sorunudur. Liebig’in kitabı bu bakımdan önemli bir eserdi. Nitekim bu ünlü bilim adamı, kitabının giriş kısmında, modern tarım sistemini „sürdürülebilir olmayan“ bir „yağma ekonomisi“ olarak eleştirmekteydi. Liebig, bir kıtlık ve hammadde savaşları çağının olabileceği ve toprağı tüketmesi itibarıyla Avrupa uygarlığın varlığının maddi temellerini yitirebileceği konusunda uyarıyordu.

Marx Kapital’in Birinci cildini kaleme alırken, Liebig’in bu eserini incelerken çıkarttığı sonuçları „Büyük sanayi ve tarım“ başlıklı kesimde formüle eder. Örneğin: „Kapitalist tarımdaki her gelişme, yalnız emekçiyi soyma sanatında değil, toprağı soyma sanatında da bir ilerlemedir; belli bir zaman için toprağın verimliliğinin artmasındaki her ilerleme, aynı zamanda, bu sonsuz verimlilik kaynağının mahvedilmesine doğru bir ilerlemedir.“[2] İlgili sayfalar okunduğunda, Marx’ın burjuvazi tarafından üretken gücün geliştirilmesini tek yanlı övdüğüne dair ithamların gerçek olmadığı kolaylıkla görülebilir.

Bu yeni cilt, doğa bilimlerinän, ekonomi politiğin eleştirilmesi bakımından Marx için oldukça önemli bir yer teşkil ettiğini gösterir. Marx sadece British Museum’un kütüphanesinde çalışmıyor, aynı zamanda düzenli bir şekilde doğa bilimsel konferanslara da katılıyor. 1869 yılında İngiliz jeolog John Roche Dakyns’in Yorkshire’de düzenlediği üç günlük araştırma gezisinde de yer alıyor. Kütüphanesinde doğa ve çevre konusuyla bağlantılı çok sayıda kitap bulunuyordu. Bunları irdelerken çıkarttığı sonuçları çeşitli çalışmalarında (özellikle de ekonomi politiğin eleştirisinde) yansıtıyordu. Örneğin fizyolojiye ait hücre kavramını meta analizinde değerlendirmesi veya jeolojiye ait formasyon kavramını kullanması gibi. Marx daha 1850’de bu çapraz bağıntıyı kurmuştu. Örneğin dostu Roland Daniels’ten aldığı ilhamla „metabolizma“ kavramını, insanla doğa arasında emek üzerinden gerçekleşen madde alışverişini açıklamak için kullandı.

Marx, Liebig’in teorisiyle, toprağın tüketilmesinin çeşitli nedenlerinin izini sürüyor ve doğayla olan toplumsal madde alışverişindeki sorunları tamamen ekolojik bir perspektiften bakarak kapitalist üretim tarzının bir çelişkisi olarak ele alıyordu. Görülüyordu ki artık, doğanın talan edilmesi, şu veya bu kişilerin sorumsuz davranışından değil, modern toplumsal üretiminin sistemsel bir sorunuydu. Böylece Marx’a göre, doğanın talan edilmesi ilerleyecek ve „toplumsal ve doğal, toprağın doğal yasaları tarafından sınırlandırılmış metabolizmada devasız bir yarılma ortaya çıkacaktır; bunun sonucunda toprağın gücü tahrip edilecek ve ticaret yoluyla bu tahribat o ülkenin sınırlarının ötesine taşınacaktır.“[3]

Arkasında çöller bırakan bir uygarlık

Volker Külow makalesinde dikkat çektiği gibi, Liebig’in çalışmalarıyla kendini sınırlamayıp onun teorisini eleştirenleri de okuyan Marx, o yıllarda nihai ve yenilebilir kaynakların kullanımı konusunda çıkan pek çok araştırmayı yakından takip eder. Konu alanları giderek genişler, 1868 ve müteakip yıllarda doğanın yağmalanmasını ve doğal kaynakların yalnızca kar amacıyla değerlendirilmesi konusunda bir düzine kitap okur, notlar alır.

Bazı örnekler: Ekonomist William Stanley Jevons’un „Kömür sorunu“ adlı kitabındaki İngiliz kömür rezervlerinin tükenebileceğine dair uyarılarını not eder. Kapital’in Üçüncü Cildinde değerlendirdiği Louis Mounier’in „Fransa’daki tarım“ adlı kitabından ise, Alplerde ve Pirene Dağları’ndaki ormanların yoğun bir şekilde yok olması ve bunun yerel iklimi değişime uğratıp geleneksel tarımı zorlaştırması konusunda uzun alıntılar kaydedip notlar alır.

Metabolizmanın iyileştirilmesi

Marx’ın araştırmaları, yaşamının son 15 yılında yeni inceleme alanlarının dahil olmasıyla genişler. Örneğin „3.1868 Defteri“nde, Mısır, Hindistan, İrlanda, Osmanlı İmparatorluğu ve Rusya gibi tarım ülkeleri, Batılı olmayan veya kısmen sömürgeci bağımlılık içinde bulunan ülkelerin koşulları sürekli tema edilir. Bu incelemelerinden çıkardığı yeni sonuçları, örneğin Kapital’in 1872-1875 tarihli Fransızca baskısında değerlendirir (ilkel birikimin Batı Avrupa’yla sınırlı olduğu ekini yapar örneğin). Bilindiği gibi, Marx’ın kapitalizm öncesi toplumlarla ilgili araştırmalarından çıkardığı bazı sonuçları Vera Sassuliç’e yazdığı mektupta ifade eder (Mektup taslaklarında özellikle Fraas ve Maurer’in tanılarına dikkat çekmesi bunun bir göstergesidir.).

Külow’a göre, MEGA Cilt IV/18; sürdürülebilirlik, küreselleşme ve sınai tarım konularının sadece günümüzün değil, henüz 19. Yüzyılda da felsefi, politik ve ekonomik tartışmaların bileşenleri arasında bulunduğunu göstermektedir. Yayınlanan bu özetlemeler ve not defterleri, doğa bilimleri ve ekolojik sorunlarla yakından ilgilenen bir Marx’ı belgelemekte ve Marx hakkındaki sadece fonksiyonel bir doğa ve kaynak anlayışına sahip ilerleme inançlı bir düşünür olduğuna dair algıyı düzeltmektedir.

Külow uzun makalesini şöyle özetliyor: Sadece çağdaş „ekolojik“ sorunları ve o bağlamdaki tartışmaları değil, iklimbilim ve fizyoloji alanındaki en yeni sonuçları kendi toplumsal analizleri için değerlendiren Marx’a göre, tüm maddesel hususlar üretimin asıl amacının -sermayenin değerini artırmanın- tali konuları olarak kaldıkça, „insan ve doğa arasındaki madde alışverişi“ (metabolizma) iyileşemez. Uluslararası meta ticaretiyle doğanın yağmalanması ilerliyor, bu yağma bu metabolizmada „devasız bir yarılma“ açıyor ve sürdürülebilir bir üretimi engelliyor. Marx bu metabolizmanın iyileştirilmesi görevini, ancak sosyalist bir toplumun yerine getirilebileceğini düşünür.


[1]Marx-Engels’in tüm yazılarının orjinal dilleriyle biraraya getirildiği ve 1970’li yıllardan beri çeşitli ülkelerden bilim adamlarının dahil olduğu MEGA dizini çerçevesinde şimdiye kadar yaklaşık 70 cilt yayınlandı. MEGA’lar bölümlere göre düzenlenmekte, son yayınlanan cilt ise 4. Bölüme ait 18. cilttir. 4. Bölümde esas olarak Marx ve Engels’in çeşitli kitaplardan yaptıkları özetler ve bu esnada aldıkları notlar ve yanı sıra kendilerinin not defterleri yayınlanmaktadır.

[2]Bkz. Karl Marx, Kapital, Birinci Cilt, çeviren Alaattin Bilgi, sf. 480-482, Sol Yay., Ekim 1997

[3]Karl Marx, Ekonomik El Yazmaları 1863-1865, Üçüncü Kitap. MEGA II/4.2., sf. 753

Külow makalesinde yeni cildin gün ışığını görmesinde önemli katkısı olan Japon Marx-Engels araştırmacısı Kohei Saito’nun „Doğa sermayeye karşı“ adlı kitabına da dikkat çeker. Marx’ın doğa bilimsel incelemelerini büyük bir titizlikle irdeleyen Saito’ya göre, „ekolojik boyut, Marx’ın düşüncesine içkin bir unsurdur“. Görülen o ki ekolojik sorunun anlamı Marx’ta giderek büyümekteydi. Saito’nun çalışmalarından çıkarttığı sonuca göre, Marx Kapital’in ikinci ve üçüncü ciltlerini tamamlama fırsatı olsaydı, ekolojik kriz sorununu olduğundan da daha fazla kapitalizmin merkezi bir çelişkisi olarak öne çıkarırdı.